YILBAŞI KUTLAMALARI, NOEL VE BİTMEYEN SENFONİ

0
1518

Her yıl Aralık ayının sonundan başlamak üzere belli bir kesimden, “Müslüman yılbaşı kutlamaz, Müslüman noel kutlamaz!” sesleri yükselir. Kimileri işi daha da ileri götürüp, pankart açar, sokaklara dökülüp naralar atar.

Biraz araştıran herkes bilir ki; yılbaşı kutlamalarının ne Hz. İsa (a) ile ne de Hıristiyanlıkla bir alakası vardır. Aslında hiçbir dinle alakası yoktur, Romalılara ait bir uygulamadır. İsa Peygamber’in (a) doğum gününün bu tarihlere denk gelmesi nedeniyle, alakasız bu iki ayrı olay birbiriyle özdeşleştirilmiştir.

Yazımızın konusuyla ilgili öncelikle şunu belirtmeliyiz; bağnazların, doğum gününü kutlamayı küfür saydıkları kişi, Hz. Musa’dan (a) sonra Kur’an’da en çok adı geçen ikinci peygamber olan hak peygamber Hz. İsa’dır (a). Hz. İsa (a), aynı zamanda, “ulu’l-azm” olarak adlandırılan (din adına en çok mücadele vermiş olan) beş peygamberden biri olarak özel bir yere sahiptir. Peygamberlere iman İslam’ın en önemli şartlarından biridir ve Hz. Âdem’den bu yana tebliğ edilen dinin İslam dini olması nedeniyle, Hz. İsa da Kur’an’a göre aslında İslam peygamberidir. Hz. İsa (a) hakkında kuşkuya düşmek ise kesinlikle dine aykırıdır. Aşağıdaki ayet dikkatli okunmalıdır.

 Meryem Suresi 34. Ayette buyuruyor: “İşte Meryem oğlu İsa! İşte hakkında kuşkuya düştükleri hak söz!”

  1. İSA’NIN DOĞUMU KUR’AN’DA YER ALAN BÜYÜK BİR MUCİZEDİR

Hz. İsa’nın doğumu Kur’an’da büyük bir mucize olarak yer alır. Örneğin; Meryem Suresi 16. Ayetinden 34. Ayetine kadar bu konudan bahsedilir.

Kur’an’da zikredilen (anılan) büyük bir mucizenin, Kur’an’a tabi olan insanlar tarafından zikredilmesinin (anılmasının) yanlış olduğunu iddia etmek, hele küfür olarak değerlendirmek abesle iştigaldir. Ayrıca, İslam Dininde Hz. İsa’nın (a) doğum günü kutlamasını yasaklayan herhangi bir hüküm yoktur.

İSLAM ÖNCESİ UYGULAMALARIN GEÇERLİLİK DURUMU

Hz. İsa’nın (a) doğumunun kutlanmasının İslam öncesine ait bir uygulama olduğu, bu nedenle artık uygulamadan kalktığını iddia edenlere gelince: Aslında Ramazan bayramı hariç diğer tüm dini uygulamaların Hz. Âdem’den (a) bu yana gelmiş olan peygamberlerden miras alındığı gerçeğini bilmeliyiz. Hz. Muhammet’ten (s) önceki uygulamaları dinden çıkaracak olursak geriye pek bir şey kalmaz. Hac uygulamalarından, oruca kadar farzların tamamı (şekilsel küçük farklılıklar hariç) eski peygamberler döneminden mirastır. Hac Suresi 78. Ayetinde ne diyor: “…Babanız İbrahim’in dinine uyun. O’dur –daha önce ve bunda da (Kur’an’da da)- sizi Müslümanlar olarak adlandıran; Peygamber size şahit olsun, siz de insanlara şahit olasınız diye…”

Ayetten anlaşılacağı üzere, dini uygulamalar, hatta İslam dininin adı dahi Hz. İbrahim’den mirastır. İslamiyet, eski uygulamalardan sadece insanlar tarafından tahrif edilmiş (değiştirilmiş) olanları, dinin genel esaslarına aykırı olanları kaldırmış, asılları olduğu gibi muhafaza etmiştir.

MEVLİT KANDİLİ

Hz. İsa’nın (a) veya bir başka peygamberin doğum gününün kutlanmasını sakıncalı gören ve küfür sayanlara, Müslümanların da Kur’an’da veya hiçbir hadiste yer almayan Mevlit kandilini kutladıklarını hatırlatmak isteriz. (Bu konuda öne sürülen hadisler konuyla alakasızdır).

Doğum gecesinin umumi olarak, ilk kez Fatimiler (910-1171) tarafından (Hz. Muhammed’ten (s) yaklaşık üç yüzyıl sonra) kutlandığı, mevlid’in ise Osmanlı tarafından 1588’de (Hz. Muhammed’den (s) yaklaşık bin yıl sonra) resmi hale getirildiği bilinen bir gerçektir.

ASİMİLASYON BAHANESİ

Bazılarının “Noel gibi uygulamaların gençleri etkilediği ve asimile olmalarına neden olduğunu” söylediklerini duyar gibiyim; bahane…

Psikolojide “İtme-çekme” vardır; yani sen itersen ve başkası da cazipse kişinin oraya gitmesi kaçınılmazdır.  Asimilasyonun nedeni, misyonerlerin başarısı değil, bu dinin içine yuvalanmış vahşilerdir. Böyleleri olduğu müddetçe, insanların İslam’dan kaçıp yeni arayışlara girmesi normaldir.  

İnancından emin olan bir insan, dini yaşamını ve söylemlerini başkalarını karalama üzerine değil, sahip olduğu değerleri yaşama ve anlatma üzerine kurar. Sen sağlam ol, kimse seni asimile edemez. Şüphesiz insanın, gördüğünde, aydınlığa yönelmesi kaçınılmazdır. Ancak Hz. Muhammed’in (s) tebliğ ettiği dini değil de onu ortadan kaldırmak için elinden geleni yapan Emevi zihniyetini benimseyen kesimin, foyası ortaya çıkmasın diye, dikkatleri kendi inanç sisteminden uzaklaştırmaktan başka çaresi yoktur. Bu nedenle dini yaşantısını, kendi güzelliklerini anlatmaktan çok, başkalarını karalama üzerine kurmuştur.

Dolayısıyla asimilasyonun asıl sebebi misyonerlerin başarısı değil, böylelerinin, anlamı “Barış ve Esenlik” olan İslam dinini, sığınılacak bir liman olmaktan çıkarıp insanlık düşmanı haline getiren çarpık zihniyetidir. Bu zihniyet tarih boyunca atalarının yaptığı gibi “Hak-Muhammed-Ali” demekten başka bir suçu olmayan Alevi’yi Sivas’ta, Maraş’ta ve yanı başımızda Suriye’de katletti, laik Sünni’yi kâfir ilan etti. Müslümanlık iddiasındaki bu gibilerin kendileri gibi düşünmeyen Müslümanlara dahi tahammülü yok. Tabii ki, herkes bunlardan kaçacak ve kendine barışçı ve güvenli bir yol arayacaktır.  

DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARI

Olayı insan hakları ve özgürlükleri bağlamında da değerlendirmeliyiz. Bu ülkede yaşayan, Müslümanlarla aynı anayasal haklara sahip, tüm vatani görevlerini şerefle yerine getiren Hıristiyanlar vardır ve inanç özgürlüğüne saygılı olmak her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının tercihi değil, anayasal görevidir.

VATANSEVERLİK MESELESİ

Bir ülkede yaşayan, değişik kültür ve inanca sahip gruplar, tıpkı bir vücudun organları gibidir. Birinin hastalanması diğerlerini de doğrudan etkiler. Her bir kültür ve inanç bu ülkenin bir değeridir, vazgeçilemez parçalarından biridir. Her bir grubun inanç ve kültürünü sağlıklı ve özgürce yaşaması da tüm ülkenin barış ve esenliği için şarttır. Dolayısıyla insanları, inanç ve kültürlerinden dolayı ayrıştırmak, herhangi bir grubu diğerinden üstün görmek, doğrudan ülkenin birlik ve beraberliğine saldırıda bulunmaktır, ihanettir. Gerçek bir vatansever, ülkesinde yaşayan her bir kültür ve inanç grubunu değerli bulur, korumak için elinden geleni yapar ve ülkenin birlik ve beraberliği için her türlü düşmanlığa karşı önlem alır.

TAHRİKLER KASITLIDIR

 

Bağnazlık tarih boyunca sömürgecilerin en kullanışlı aracı, bağnazlar da en kullanışlı kulları olmuştur. Özellikle Suriye olaylarında buna yakinen şahit olduk.

Aslında başta Yahudi ve Hıristiyanlar olmak üzere, ekonomik çıkarları kiminle ilişkide bulunmalarını gerektiriyorsa bulunan ve dinlerin içerisine yerleşmiş olan sömürgecilerin işbirlikçileri, Müslüman olduklarını insanlara göstermek için fırsat kollayan bağnazları daima kontrol altında tutarlar ve bunun için her türlü aracı kullanırlar. Noel de bunlardan sadece biridir.

 Yani bu tür olaylar aslında, sadece cahil, bağnaz kesimi gerektiğinde kullanabilmek onları teyakkuz halinde tutmak, öfkelerini sıcak tutarak gerektiğinde istenilen hedeflere yöneltmek amacıyla yıllardır yürütülen bir çalışmadır. Nitekim Türkiye’de pek çok siyasi arbedenin ardında (yukarıda bazı örneklerini vermiştik) aynı simaların olduğunu görmekteyiz.  

 

 

CUMHURİYET DEĞERLERİNE SAHİP ÇIKMAK

Bu ve benzeri olaylar bize Cumhuriyet değerlerine sahip çıkmanın ne denli önemli olduğunu açıkça göstermektedir. Duyarlı her insan, bağnazlığa karşı tavizsiz bir duruş sergilemeli, demokrasi ve insan hakları konusunda kararlı bir mücadele vermelidir. Ülkemizin bütünlüğü, milli birlik ve beraberliğimiz, her şeyin üzerinde olmalıdır. Bu bir siyasi tercih değil, insanlık görevidir.

Bu vesileyle tüm insanlığın milat bayramını kutluyor, yeni yılın ülkemizde ve tüm dünyada barış, sevgi ve kardeşlik yılı olmasını temenni ediyoruz.

 

                                                                                                                                       Ahmet VERDE

                                                                                                                                          01.01.2020

adana ahmetverde alisamiyen ankara Azerbaycan Beşiktaş cimbom corona coronavirüs deprem dünyadanhaberler ekonomi fenerbahçe Galatasaray Gaziantep gs gündem haber habercizgi instagram izmir korona koronavirüs magazin makale mersin mersinhaber moda ortadoğu ortadoğuhaberleri saglık salgın sağlık siyaset sondakika spor sporhaberleri suriye tv türkiye ultraslan virüs yks ÇİN İstanbul

Önceki İçerikİÇİŞLERİ BAKANI SOYLU: ATİLLA PEKER’İN SORUŞTURULMASI TALİMATINI BEN VERDİM
Sonraki İçerikMERKEZ BANKASINDA GÖREV DEĞİŞİKLİĞİ
1968 Mersin doğumlu Ahmet Verde, Mersin’de Arap Alevi camiasına mensup bir inanç önderidir. 2011 yılında Arap Alevi inanç ve kültürünü korumak ve gelecek nesillere aktarmak amacıyla Kilikya Nehir Derneği’ni kurmuştur. 6 şubesi ve 2 temsilciliği bulunan bu derneğin halen Genel Başkanıdır. 2017 yılında Türkiye Alevi İslam Ehlibeyt İnanç Meclisi’nin kuruluşuna öncülük etmiş ve söz konusu meclisin İcra Kurulu sözcüsüdür. Hayatını Asimilasyona karşı mücadeleye ve Ehlibeyt’in tanıtımına adayan Ahmet Verde üç yıldır Cem Tv’de “Ehlibeyt Yolu” isimli bir programı hazırlayıp sunmakta, yurt içinde ve yurtdışında Ehlibeyt konusunda kesintisiz bir şekilde konferanslar vermektedir. Yazarın biri Ehlibeyt, üçü de İmam-ı Ali hakkında yayımlanmış dört kitabı, çok sayıda bilgilendirme videosu ve makalesi bulunmaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here