1.HAFTA

0
84

1.HAFTA

Tarımsal ürün yetiştiriciliği yönünden dünyada kendine yeter birkaç ülkeden biri olduğumuzla övünürken, çeşitliliği ve miktarı giderek artan ithal ürünlerin pazarda boy göstermesi bir tarım ülkesi olduğumuz savını bazen nostaljik bir anlama dönüştürmektedir.Birim alandan maksimum verimi almak için kullanımı artan kimyasal maddeler(tarim ilacı ve gübreler) gıda güvenliğini riske atarken, dünya da gıda sıkıntısının baş göstermeye başlaması gıda güvencesi riskini ortaya çıkarıyor. Doğru uygulanmayan tarım politikaları bu kavramlarla tanışmamıza sebep oldu diyebiliriz.

Toplum aslında gelir düzeyine göre; parası hiç önemli değil güvenilir, zehirsiz, doğal, lezzetli gıda tüketmek isteyenbir grupve ne olursa olsun ucuz olsunda güvenlimi güvensiz mi bilmiyorum karnımı doyursun yeter diyen diyen bir grup diye ayrılmaya başlamış durumda.

Her iki grupta kendince haklı olmasına rağmen ucuz, güvenilir, doğal, zehirsiz gıdanın herkes tarafından ulaşılabilir ve bu durumun sürdürülebilir olması için en önemli etken toplumsal bilinç düzeyinin üretici, tüketici ayırt etmeksizin belirli bir seviyede yükselmesi ile olabilir.

Yukarıda bahsettiğimiz konular genel , birazda üretici ayağında neler oluyor asıl buna bakmak lazım. Artan nüfüs, tarım alanlarının konut ve sanayi imarına açılması, olumsuz iklim koşulları, girdi maliyetlerinin yüksek olması, destekler konusunda ki belirsizlikler gibi birçok sebepten dolayı tarımsal üretimin durumu pekte iç acıcı değil. Buna Piyasa koşullarının belirsizliğinde eklenince özellikle tek yıllık ürünlerde üreticinin hangi ürünü ekeceği konusunda kararsızlığa düşmesine sebep oluyor ki bir önceki üretim sezonunda en çok kar getiren ürünün daha çok ekilmesi veya en çok zarar ettiren ürünün kimse tarafından ekilmek istenmemesi gibi durumları artık hepimiz biliyoruz. Örneğin bu sene amik ovasında pamuktan zarar eden üreticinin gelecek üretim sezonunda pamuk ekmek istememesi veya pamuk ekeceği alanları azaltılması gibi. Kısacası üretici ürünü ekmeden önce aslında ürünü ekmeden ürünü ne kadara satacağını bilmek istiyor. Fakat ürünün fiyatı üretim döneminin sonunda açıklanıyor.Bir diğer sıkıntı ise destekler ile ilgili açıklamların geç olması da ayrı bir muamma, üretim sezonu başlamadan henüz ürünler ekilmeden açıklanması gereken destek miktarlarında açıklanması üreticinin kararsızlığı ve karamsarlığını arttırıyor. Kısacası Tarımsal destekleri hazırlayanlarında destek modelleri konusunda ki kafa karışıklıkları tarımsal politikaları gözler önüne seriyor. Örnek olarak İyi Tarım ve Organik Tarım konularında desteklerin yok seviyesine indirilmesi…

Aslında iyi hazırlanmış, çiftçinin taleplerini dikkate alan bir destekleme modelinin uzun vadede ülke tarımına büyük katkı sağlayacağı düşüncesindeyim. Geçtiğimiz üretim sezonundaki diğer bir sıkıntı ise bir çok bölgede hava koşullarında ki dengesizlik ile beraber hastalık ve zararlı ile mücadelede başarının bazı ürünlerde istenilen seviyenin altında kalması ve ürünün ihtiyaç duyduğu iklim koşullarının oluşamaması sebebiyle ürün miktarında istenilen seviyelere ulaşılamamasının üreticiyi oldukça zorladığını söyleyebiliriz.

Daha iyi bir tarımsal üretim için uzun yılları kapsayacak bir planlama oluşturulmalı ve uygulanmadır. Bu planlama da küçük ölçekli üretim yapan üreticilerin de üretiminin sürdürülebilir kılınması için gerekli tedbirlerin alınması gereklidir. Kısacası yurt dışında araziler kiralayıp oralarda üretim yaptırana kadar ülkemizde üretim yapan üreticilerin desteklenmesi ve üretimini yoğun yaptığımız ürünlerin ithalatı konusunda tedbirler alınması ve girdi maliyetlerinin düşürülmesi gibi üreticiye destekleyecek uygulamaların yapılması gerekliliği ülke tarımı açısından artık kaçınılmazdır.2020 Yılının tüm üreticilerimize bol, bereketli ve kazançlı geçmesi dileğiyle…

2.HAFTA

Doğada ki kuş seslerini severmisiniz, kim sevmez ki dediğinizi duyar gibiyim.

Pestisitler yani tarım ilaçları sadece bizi zehirlemiyor, doğayı zehirliyor, o çok sevdiğimiz cıvıltıları çıkaran kuşları zehirliyor, üreyememelerine, göç yollarını kaybetmelerine neden oluyor.Ya arılar bu pestisitler arılarıda öldürüyor. Özellikle bir bölgemizde narenciye üreticilerin yoğun kullandığı bir pestisitin arıların ürüme döneminde kullanılması büyük bir risk oluşturuyor. Biz bir yerlerde bir bitkisel ürünü yiyip belki zehirlenirken, üretiminin yapıldığı zamanda doğal yaşam da ne gibi tahribatlar yaptığını tahmin bile edemiyoruz.Toprağımız kirleniyor, suyumuz kirleniyor, çevremiz kirleniyor, gıda kirleniyor ve geleceğimiz kirleniyor.

Bir taraf tanda anlamsız savaşlara, ya da çılgın yaşam lükslerine inanılmaz harcamalar yapılırken sadece karnını doyurmak için ekmek arayan milyonlarca insanın yaşam kavgasını hatırladığımızda, her insanın sosyal ve etik hakkı olan “beslenme, eğitim, sağlık güvencesinin sağlanabileceğine” ve tüm insanların gelecek kuşaklara sağlıklı bir çevre bırakabileceği konusunda umutlarımız tükenme noktasına geliyor. Yani bir tarafta açlık, diğer tarafta ise dünyanın geleceği…

Pestisitler kullanılmadan ürün alınamayacağı ve insanların gıda ulaşamayacağı konuşuluyor. Doğruluk payını soracak olursanız var, oldukça da yüksek. Ama enseyi karartmamakta fayda var. Geçtiğimiz üretim sezonundaMersin YenişehirKarahacılı bölgesinde hiç tarım ilacı kullanılmadan biyolojik tuzaklarla yani uğur böceği gibi avcı böceklerle turunçgil unlu biti gibi zararlıların doğal yollarla berteraf edildiği bir uygulama yapıldı. Ürün miktarı ne oldu sorusunu sorduğunuzu duyar gibiyim. Bu uygulamayı yapan üreticilerin bölge ortalamasının altına kalmadığı bilgisini projeyi yürüten ziraat mühendislerinden teyit ettim . Daha çok Araştırma-Geliştirme faaliyeti ile daha çok üründe, daha çok zararlıya karşı bu biyolojik tuzakların geliştirilmesi gerekliliği artık şart oldu. Bunu doğal dengeyi bozmadan yapmak gerekli diyeceğim ama, daha ne kadar bozabiliriz geliyor aklıma. Diğer yandan da dünyaya hakim olan ilaç firmalarının güçlerini de biliyoruz. Tohum, fide toprağa düşmeden önce hangi dönemde hangi pestisitlerin kullanılacağı bile faaliyet takviminde belli ve üretici de neyi ne zaman atacağını artık biliyor. Yani artık pestisit kullanımı ülkemizde ve dünyamızda hastalık ve zararlıya karşı ilk müdahale yöntemi durumunda. Pestisitten kaçınılamıyor ne yazık ki Peki pestisit kalıcı bir çözüm mü ? değil ne yazık ki günü kurtarıyor ama zararlıların evrimleşmesi ile pestisitlerin etki mekanizmaları azaltılıyor. Burada da üreticinin hasat öncesi bekleme aralığını dikkate alması, ruhsatlı ilaçlar kullanması ve yasaklı ilaçları kesinlikle kullanmaması gerekmektedir. Yoğun ilaçlama yapan üreticilerimizin pestisiti kullandıktan sonra yarılanma ömrü, bekleme süresi veya hasat öncesi bekleme süresine uymaları ve bu pestisitleri doğru dozajda kullanmaları gerekmektedir. Bazen üretici ziyaretlerinde bize üretici kendisi için yetiştirdiği alanlardan hediye verip buraya ilaç atmadım veya kontrollü ilaç attım diyor. O kadar içim sızlatıyor ki bu durum. Bilinçlenmemiz şart.

Kısacası, tarım alanlarını artık genişletme olanağı kalmadığı ve giderek artan nüfusun sağlıklı beslenme gereksinimi göz önünde bulundurulduğunda zararlı etmenlerin neden olduğu ürün kayıplarının önlenmesi bir zorunluluk taşıdığı bir gerçektir. Pestisit kullanmadan veya kullanımını yavaş yavaş azaltacak tekniklerin bulunması, pestisitlerin doğru zamanda, doğru dozda kullanılması,   ruhsatlı pestisitlerin kullanılması, pestisitlerinin yarı ömürlerine dikkat edilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Pestisitlerin son çare olarak kullanılması, öncesinde varsa biyolojik yöntemlerin kullanılması artık zorunluluk haline gelmektedir. Sözlerimi uzundur hayatımıza girmiş olan Ahırdan, tarladan, bahçeden, çatala gıda güvenliği diye bir söz ile tamamlıyorum. Haftaya görüşmek üzere…

                                                                                                                                              İsa DEĞİRMENCİ

Önceki İçerikKADEMELİ NORMALLEŞME BAŞLADI
Sonraki İçerikKARNELER 18 HAZİRAN’DA
İsa Değirmenci 1981 yılında Mersin Karacailyas’ta doğdu. İlköğretimini Karacailyas’ta tamamladıktan sonra sırasıyla 2000 yılında Mersin Tevfik Gür Lisesi’nden. 2005 yılında Mustafa Kemal Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümünden mezun oldu. 2007-2008 yıllarında Akdeniz Ziraat Enstitüsünde Gıda Kalite Kontrol, 2011-2013 yıllarında arasında Anadolu Üniversitesin ’de Tarım Eğitimi aldı. 2017 yılında Çukurova Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü’nde Lisansüstü eğitimini tamamladı. 2005 yılından itibaren uluslararası firmaların tarım ve gıda alanında bir çok uluslararası projesinin danışmanlığını yürütmektedir.  Tarım ve Gıda ile ilgili birçok uluslararası standartta Baş Denetçi olarak çalışmaktadır.  Tarım alanında 2009 yılında yayınlanan Göksü Deltası ve İyi Tarım Uygulamaları isimli bir kitabı mevcuttur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here