SAHTE TANRILAR VE ORTADOĞU

0
770

Ortadoğu’da petrol kaynaklarının keşfedilmesiyle sahneye konan maskeli balo ve dans eden sahte tanrılar. Her biri farklı bir yaşam alanı, farklı bir yaşam tarzı görüntüsü vermekle birlikte aslında özleri aynı, kalpleri aynı.

DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARI HAVARİSİ SÖZDE HIRİSTİYANLAR

ABD modern demokrasinin kurucusu sayılır ve ne zaman bir ülkeyi işgal etse mevcut başkanın ağzından askerlerine ve vatandaşlarına hitaben şu sözler dökülür: “Tanrı sizi korusun, Tanrı ABD’yi korusun!” Bununla bir yandan yaptıkları işi kutsarlar diğer yandan iyi birer Hıristiyan olduklarını göstermeye çalışırlar.

ABD ekonomisinin ve iktidarının simgesi doların üzerinde de tam tamına şu yazar: “In God We Trust” yani; “Biz tanrıya inanırız.”

Hz. İsa (a) İncil’de Matta 6:19’da şöyle buyurur:

“Yeryüzünde kendinize hazineler biriktirmeyin…” “… Çünkü hazinen nerede ise yüreğin orada olacaktır.”

Yine İncil’de Matta: 6:24’te şöyle buyurur: Hiç kimse iki efendiye kulluk edemez; çünkü ya birinden nefret eder ve ötekini sever yahut da birini tutar, ötekini hor görür. Siz Allaha ve mammon’a kulluk edemezsiniz.”

Özetle Hz. İsa (a) diyor ki; paraya tapınıyorsan, Allah’ı reddediyorsun demektir.

Yeryüzü hazineleri uğruna zulümle masumların vatanlarını işgal etmesi, kanlarını dökmesi bir yana, Tanrıya inancını, Hz. İsa’nın (a) Allah’a inancın karşıtı olarak ifade ettiği zenginlik tanrısı mammon’un simgesi olan para üzerine yazmış olması ABD’nin tanrı anlayışı hakkında bize kesin bir fikir vermektedir.

İSLAM’IN TEMSİLCİLERİ SÖZDE MÜSLÜMANLAR

Hz. Muhammed’in (s) vefatıyla birlikte İslamiyet münafıklar tarafından ele geçirildi ve çok kısa bir süre içinde içi boşaltıldı. Bunu başarabilmek için olay, Peygamber’in torunlarının Kerbela’da şehit edilmesine kadar vardırıldı. Dönemin satın alınmış âlimleri, uydurma hadislerle, Hz. Muhammed’in (a) Allah’ını ve getirdiği yasaları beğenmeyen hükümdarları tanrılaştırdılar. Bunlardan en meşhur olanı “Sultan Allah’ın yeryüzündeki gölgesidir” sözüdür. Ne Kur’an’a, ne akla mantığa uyan bu uydurma hadis sayesinde, daha önce puta tapan ancak bundan mahrum kalanlar, umduklarından daha büyük bir nimete kavuştular; kendileri putlaştılar. Böylece tarih boyunca halkına zulmetmek, ülkeleri işgal etmek ve dilediğinin kanını dökmek isteyen tüm hükümdarlar, bu hadisin nimetlerinden faydalanmak için Emeviliği tercih ettiler. Günümüzde de sömürgecilerin Ortadoğu’daki işbirlikçilerinin Emevi zihniyetini tercih etmiş olmaları bir tesadüf değildir.

TARİH TEKERRÜR EDİYOR

Soru: Sizce dünyanın enerji kaynaklarının merkezi Ortadoğu’yu ele geçirmek isteyen bir sömürgeci kiminle hareket eder? Asla satın alamayacağı Aleviler ve Laik Sünnilerle mi, yoksa para ve iktidar hırsıyla peygamberlerinin torunlarını dahi katledebilen Emevilerle mi?

Sizce Ortadoğu’yu ele geçirmek isteyen bir sömürgeci kimi güçlendirir? İnsan hakları ve demokrasi diyen, özgürlükçü Aleviler ve Laik Sünnileri mi, yoksa keyfi olarak insanları katledip, pazarlarda kadınları satan Emevileri mi?

Cevabı biliyorsunuz.

Peki, bu ittifak yeni mi?

Koskoca bir “Hayır!”

Peygamberin (s) hicretinin 5. yılında (miladi 627) “Hendek Savaşı” gerçekleşti. Bu savaş Kur’an’da “Ahzap” yani hizipler (gruplar) savaşı olarak adlandırılır. Nedeni; Yahudilerin o dönemdeki ataları ile Emevilerin putperest atalarının ittifakla Müslümanlara saldırmış olmalarıdır. Peki, bu ordunun başında kim vardı? Tabii ki; Muaviye’nin babası Ebu Süfyan. Şaşırdınız mı? Ben şaşırmadım.

Günümüzde de aynı oyun sahnelenmiş, Yahudiler, onların hamileri ABD ve ittifakları ile Emeviler, Hz. Muhammed’e (s) safça inanmış toplumları ortadan kaldırmaya çalışmaktalar. İşte, Türkiye, Suriye, Lübnan gibi ülkelerin sömürgecilerin hedefinde olmasının nedeni budur; köleliğini reddeden insanları ve inanç sistemlerini ortadan kaldırıp Ortadoğu’da Emevi zihniyetini hâkim kılmak.

Sanırım şimdi, Ortadoğu’daki Emevi zihniyetinin “Yahudilerle Aleviler arasında bir savaş çıkarsa Yahudilerin yanında yer alırız” sözü sizin için biraz daha anlam kazanmıştır ve bu sözün hiç de rastgele söylenmediğini anlamışsınızdır.

YANLIŞ HEDEFLERE YÖNELME

Bazıları (bir takım köşe yazarları da dâhil) hâkim güçlerin yönlendirmesiyle, sorunu yanlış yerde görüyorlar. Kimisi Araplıkta, kimisi Müslümanlıkta kimisi de mezheplerde.

Şunu net olarak bilmeliyiz, Türkiye, ne Suriye’den ne de Lübnan’dan daha laik değildir, Dubai’den de daha modern değildir. Ancak oralarda da hâkim olan çağdaş ve kültürlü kesimin yanı sıra bağnazlar vardır. Bağnazlar çoğunlukta olsaydı o ülkeleri çoktan ele geçirmişlerdi. Işid militanlarının pek çoğunun Çeçen ve Uygur olduğunu ve Türkiye’den de binlerce kişinin Işid’e katıldığını unutmayalım.

Bunun niçin söylüyoruz; ırkçılık ve benzeri yaklaşımlar bizi sorunun özünden uzaklaştırır, ancak bazılarının yanında popüler yapar.

Sorun aslında iki zihniyetin ittifakındadır.

Bir yanda dünyayı İnsan Hakları ve Demokrasi adına işgal eden, kan döken ve Hz. İsa’nın (a) yolunda olduğunu iddia eden ABD ve müttefikleri, diğer yanda kelime anlamı “Barış ve esenlik” olan İslam adına Müslüman kanı döken Emevi artıkları.

İşgal edenin de zulme uğrayanın da “İnsan hakları” diye haykırdığı, kesenin de kesilenin de “Allah-u Ekber” diye nida ettiği bir sahne. Böyle bir ortamda görüntülerin, kavramların birbirine karışması normaldir, ancak dikkatli olunmalıdır. Dünyanın dört bir yanındaki izleyiciler ise, satın alınmış medya tarafından uyuşturulmuş bir halde. Her gün dökülen kanı artık kanıksamış durumdalar, bu nedenle empati duygularını yitirmişler, zombileşmişler. Belki de en acısı bu; insanlığımızı yitirmek.

SAHTE TANRILARIN ZAVALLILIĞI

Ancak, yüzyıllardır Tanrıyı oynayanlar hiçbir zaman amaçlarını tam olarak gerçekleştirememişlerdir. Ne kadar güçlü saldırdılarsa hayal kırıklıkları da o denli büyük olmuştur. Örneğin; tüm propagandalar ABD’nin, Vietnam’da, Irak’ta ve günümüzde Suriye’de hezimete uğradığı gerçeğini değiştirmiyor.

Hollywood kurguları ve benzeri araçlarla yapılan propagandanın aslında tek bir amacı vardır; insanların iyiye olan umutlarını yitirmelerini sağlamak, böylece kolay yolu seçip köleliğe razı olmalarını sağlamak. Diğer bir deyişle onları “Mutsuz insanlar” olacaklarına, “Mutlu eşekler” olmaya razı etmek.

Şüphesiz bu dünyada iyilerin ve iyiliğin olması nasıl doğalsa kötülerin kötülüğün olması da bir o kadar doğaldır. Bu nedenle mücadele asla bitmeyecektir. Ancak, gecenin karanlığının gündüzün aydınlığını yok edememesi gibi, kötülük asla galip gelemeyecektir.

Bu mücadelede temelde iki şeye ihtiyacımız vardır: Birincisi; iyiye olan inancımızı ve umudumuzu asla yitirmemek, ikincisi ise; ırkçılığı, mezhepçiliği bir yana bırakıp, sorunun asıl sebebi olan Emevilikle mücadele etmektir. Emevi zihniyetini yok etmek, tıpkı iyi bir temizlik sonucu yaşam alanı ortadan kalktığı için çöplüğü terk eden fareler gibi sömürgecileri de bölgemizden defedecektir.

AHMET VERDE

  13.01.2020

Önceki İçerik8 ÜNİVERSİTEYE 10 YENİ FAKÜLTE KURULDU
Sonraki İçerikTÜRKİYE’DEN HONDURAS’A KINAMA: ULUSLARARASI HUKUK İHLALİDİR
1968 Mersin doğumlu Ahmet Verde, Mersin’de Arap Alevi camiasına mensup bir inanç önderidir. 2011 yılında Arap Alevi inanç ve kültürünü korumak ve gelecek nesillere aktarmak amacıyla Kilikya Nehir Derneği’ni kurmuştur. 6 şubesi ve 2 temsilciliği bulunan bu derneğin halen Genel Başkanıdır. 2017 yılında Türkiye Alevi İslam Ehlibeyt İnanç Meclisi’nin kuruluşuna öncülük etmiş ve söz konusu meclisin İcra Kurulu sözcüsüdür. Hayatını Asimilasyona karşı mücadeleye ve Ehlibeyt’in tanıtımına adayan Ahmet Verde üç yıldır Cem Tv’de “Ehlibeyt Yolu” isimli bir programı hazırlayıp sunmakta, yurt içinde ve yurtdışında Ehlibeyt konusunda kesintisiz bir şekilde konferanslar vermektedir. Yazarın biri Ehlibeyt, üçü de İmam-ı Ali hakkında yayımlanmış dört kitabı, çok sayıda bilgilendirme videosu ve makalesi bulunmaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here