DOLAR 7,4294
EURO 8,9820
ALTIN 412,55
BIST 1.471
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin 19°C
Az Bulutlu
Mersin
19°C
Az Bulutlu
Paz 19°C
Pts 19°C
Sal 18°C
Çar 17°C

MERKEZ BANKASININ BAĞIMSIZLIĞI/ÖZERKLİĞİ NEDEN ÇOK ÖNEMLİDİR ?

MERKEZ BANKASININ BAĞIMSIZLIĞI/ÖZERKLİĞİ NEDEN ÇOK ÖNEMLİDİR ?

Merkez Bankası, genellikle bir ülkenin parasının basılmasından ve para politikasının yürütülmesinden sorumlu bir kurum olarak bilinmektedir. Bununla birlikte, sanayi devriminden sonra ve uluslararası ticaretin yaygınlaşmasıyla birlikte ve finansal piyasaların gelişmesine paralel olarak merkez bankalarının ekonomideki rolleri ve görevleri daha çok önem kazandı. 1970’li yıllardan sonra ise dünyada genel olarak para ve sermaye piyasalarındaki işlem hacimlerinin özellikle üretim ve ticaret hacimlerine göre muazzam ölçülerde artması bu konumu daha da ileri boyutlara taşıdı.

Bütün bu gelişmeler olurken hep tartışılagelen konu ise merkez bankalarının özerkliği veya bağımsızlığı konusu oldu. Aslında bugüne kadarki uygulamalardan ve ülke örneklerinden yola çıkıldığında tam bağımsız bir merkez bankasının olduğunu iddia etmek çok gerçekçi görünmemektedir. Merkez bankaları milletin ve devletin çıkarları doğrultusunda çalışır, dolayısıyla alacağı kararlarda onu bağlayan görev ve sorumluluklar vardır. Diğer taraftan, bu görev ve sorumlulukları yerine getirirken mevcut hükümetlerle eşgüdüm içerisinde çalışma zorunluluğu bulunmaktadır. Bu durumda tıpkı yasama yürütme yargı erkleri arasındaki ilişkide olduğu gibi bir denge ve denetleme mekanizmasının ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Merkez bankaları sadece millet ve devlet adına hareket etmelidir, kendi başına buyruk değildir ama merkezi hükümetlerin de etki ve baskısı altında olmamalıdır.

Tabii bir de meselenin piyasa ekonomileri açısından içinde bulunduğu vaziyete bakmak gerekmektedir. Dünyada finansal piyasalar kapitalist sistemin hakim olduğu merkezler tarafından domine edilmektedir. Bu merkezler ABD, İngiltere, Almanya, Japonya gibi kapitalist sistemin öncü ülkelerinde yer almaktadır. Bu ülkelerdeki merkez bankaları genellikle güçlü kurumsal altyapılara sahiptir ve görece olarak daha bağımsız ya da özerk bir görüntü arz ederler. Ancak, sonuçta bunlar da az sayıda aile şirketinin etkin olduğu finansal oligarşik bir yapının etkisi altındadırlar. Örneğin, dünyanın en önemli merkez bankası olan Amerikan merkez bankası FED (Federal Rezerv Bankası) ABD devletinin ya da milletinin değil bir avuç ultra zengin ailenin yönetimi altındadır. Aynı şekilde İsviçre’nin Basel kentindeki Türkiye’nin de aralarında bulunduğu ve 55 üye ülkenin olduğu Uluslararası Ödemeler Bankası’nda (BIS) dünyanın en büyük bankalarına sahip yine aynı ailelerin etkinliği söz konusudur.

Buradan yola çıkarak merkez bankalarının aslında tam olarak bağımsız olmadıkları veya bu yapı içinde bağımsız olamayacakları söylenebilir. Öyleyse bu konu neden bu kadar önemli hale gelmiş durumdadır ? Çünkü ekonomilerde istikrar sağlamanın yolu finansal piyasalarda istikrar sağlayabilmekten geçmektedir. Finansal piyasalarda istikrar ve piyasa derinliği için ise son politika karar verici olan merkez bankalarının her türlü müdahaleden uzak, alanında en uzman bürokratlar tarafından yönetiliyor izlenimi vermesi büyük önem taşımaktadır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) web sayfasında merkez bankası bağımsızlığını şu şekilde tanımlamaktadır: merkez bankası bağımsızlığı, para otoritelerinin kurumsal, yönetimsel, finansal ve para politikasına ilişkin kararlarını herhangi bir baskı unsurundan bağımsız bir şekilde alabilme kabiliyetini ifade etmektedir. Bağımsızlık konusu ancak şu başlıklar çerçevesinde tam olarak anlaşılabilmektedir:

  1. Amaç Bağımsızlığı: Amaç bağımsızlığı, merkez bankasının uygulayacağı politikalarda esas aldığı temel amaçları veya hedefleri seçmekte bağımsız olmasını ifade etmektedir.
  2. Araç Bağımsızlığı: Fonksiyonel bağımsızlık olarak da anılan araç bağımsızlığı, merkez bankasının yasayla belirlenmiş olan nihai hedefine ulaşmak için kullanacağı para politikası araçlarını ve yöntemlerini, hükûmetin veya bir başka otoritenin onayına gerek duymadan serbestçe seçebilmesi ve bu araçları serbestçe kullanabilmesi anlamına gelmektedir. Merkez bankaları açısından bağımsızlık çoğunlukla araç bağımsızlığını ifade etmektedir.
  3. Finansal Bağımsızlık: Merkez bankasının bağımsız bir şekilde faaliyetlerini sürdürerek hedeflerini yerine getirebilmesi için yeterli mali kaynağa ve kendi bütçesini belirleme yetkisine sahip olması gerekmektedir. Tüm bunların yanı sıra merkez bankasının bütçesinin onaylanması sürecinde kurum dışı müdahalelerden uzak olması ve işlevsel harcamalarını serbestçe belirleyebilmesi gibi unsurlar da finansal bağımsızlık kavramına dâhildir.

Bağımsızlık bir yandan hesap verme sorumluluğu ve şeffaflığı gerekli kılarken, diğer yandan iyi işleyen bir hesap verme mekanizması ve etkin iletişim politikaları, kamuoyunun merkez bankası politikalarını daha iyi anlamasını ve içselleştirmesini sağlayarak merkez bankası bağımsızlığına verilen desteği artıracaktır.

Pekala bu bilgileri kamuoyu ile paylaşan TCMB hangi başlıklarda ve ne derecede bağımsız bir görüntü ortaya koymaktadır ? İşte esas sıkıntı burada başlamaktadır. Zira TCMB son dönemlerde hem içeride hem de dışarıda bu görüntüden giderek uzaklaşmaktadır. Hükümetin açık açık “benim istediğim kararlar alınmıyor” diyerek TCMB başkanını değiştirmesi, ardından daha ziyade dini hassasiyetler nedeniyle faizin düşürülmesi yönünde beyanatlar vermesi hatta Cumhurbaşkanı’nın zaman zaman her ay yapılan PPK (para politika kurulu) toplantısından önce faizlerin düşeceğini söylemesi TCMB’in etkinliğini azalttı. Bunlar yapılırken iktisat teorisinde karşılıklı ancak karmaşık ilişkiler ağı içerisinde olan faiz enflasyon ilişkisinde doğrudan “enflasyonun nedeni faizdir” şeklinde bir fikir beyan edilmesi işleri daha da zorlaştırdı. Yetmedi, TCMB’nın yedek akçelerinin kar payının bir bölümünün Hazine’ye aktarılması talebi geldi, o da yetmedi kamu bankalarıyla birlikte Merkez Bankası’nın dövizleri baskı altında tutması beklendi.

Şimdi hep birlikte bu süreçle birlikte ortaya çıkan sonuçlara bakalım:

1) Geçtiğimiz Haziran ayından önce (Haziran’da politika faizi 8.25’te sabit tutuldu) tam 9 kez faiz indiriminde bulunan Merkez Bankası’nın faiz politikası etkinliğini yitirdi ve enflasyona faiz neden oluyor yargısını çürütmüş oldu (aslında faizin enflasyona neden olduğu durumlar olduğunu da hatırlatalım). Faizler büyük ölçüde düşürüldüğü halde enflasyon artmaya devam etti. Şu anda yıllık enflasyon, yani tüketici fiyatları endeksi % 12,62.

2) Faizler düşüp Türk Lirası değer kaybettiği için insanlar dövize yöneldi ve döviz kurları artmaya başladı. Bu kez kamu bankaları ve TCMB döviz artmasın diye dövizi baskılamaya başladı. Bir süre sonra döviz ve altın işlemlerinden %1’e varan vergiler alınmaya başlandı.

3) Döviz artışlarını dizginlemek için yapılan müdahaleler bir ülkenin kredibilitesi için çok önemli olan rezervlerin azalmasıyla sonuçlandı. Ülkemizden yabancı sermaye çıkışları hızlandı.

4) Merkez Bankası yedek akçelerini ve kar payının bir kısmını Hazine’ye devrettiği halde bütçe açıkları inanılmaz derecede artış gösterdi.

Sözün özü ekonominin kendi bünyesinde yer alan temel sorunları çözmeden TCMB’nin politika araçlarını bu şekilde kullandırmak hem bankanın etkinliğini azalttı, hem içeride ve dışarıda güvenilirliğini zedeledi hem de fiyat istikrarı başta olmak üzere temel hedeflere ulaşabilme ve bu doğrultuda kamuoyunu ikna etme gücü azalmış oldu.

Halbuki çok net bir tablo var ülkemizde; ithalat yapmadan üretemiyoruz, borç/kredi olmadan işleri döndüremiyoruz, tüketmeden büyüyemiyoruz ve döviz bulmadan ekonomiyi ayakta tutamıyoruz. Bu dört büyük sorunumuzu çözmeden TCMB’den büyük beklentiler içinde olmak hem kuruma haksızlık hem de ekonomide sorunları ötelemek anlamına gelmektedir. Öyle ya TCMB bütün bu politikaları uygularken, virüs ortamında birçok ülkede hükümetlerin yaptığı gibi talebi arttırmak üzere vergiler neden azaltılmıyor ve tam tersine arttırılıyor ?

Prof. Dr. Hüseyin M. YÜCEOL


                                

Bizi desteklemek için; 

>Şahit olduğunuz haberleri habercizgi@gmail.com ‘a veya aşağıdaki sosyal medya hesaplarımız iletebilir, 

>Sosyal medyada takip edebilir, paylaşabilir, beğeni ve yorum yapabilirsiniz. 

• İnstagram: haber_cizgi https://instagram.com/haber_cizgi 

• Facebook: habercizgi https://www.facebook.com/habercizgi/ 

• Twitter: haber_cizgi https://twitter.com/haber_cizgi
Tüm ilginiz ve destekleriniz teşekkürler…


                                                                                                 

ahmetverde corona coronavirüs deprem DÜNYADANİLGİNÇHABERLER dünya dünyadanhaberler ekonomi elazığdepremi emresun gazete güncel gündem haber habercizgi hatay hatayhaber ilginçhaber internethaber KOMİKHABER korona koronavirüs koseyazısı makale merkel mersin mersinbelediye mersinhaber ortadoğu ortadoğuhaberleri politika saglık salgın siyaset sondakika sondakikahaber spor sporhaberleri suriye suriyeordusu tarsus teknoloji virüs ÇİN İLGİNÇHABERLER

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.