DOLAR 7,3489
EURO 8,8969
ALTIN 414,84
BIST 1.471
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin 18°C
Çok Bulutlu
Mersin
18°C
Çok Bulutlu
Sal 18°C
Çar 19°C
Per 19°C
Cum 19°C

İLLERİMİZİN BORÇ KARNESİ

İLLERİMİZİN BORÇ KARNESİ

24 Ocak 1980 tarihi ve alınan “24 Ocak Kararları” Türkiye ekonomisi için yapısal dönüşümün başlangıcını gösteren bir tarihtir. O dönemde ekonomi ve özellikle toplum tabii ki serbest piyasa ekonomisine evrilecek, bu dönüşümü kabul edecek ve uyum sağlayacak bir yapıda olmadığı için 12 Eylül 1980 darbesinin bir gerekçesi de bu olacaktı. Yani, küreselleşmeci yayılmacı kapitalizm için dikensiz bir gül bahçesi yaratmak, bunun önünde durabilecek bütün setleri yerle yeksan etmek. Ne var ki adının başında “serbest” kelimesi olsa da özellikle gelişmiş piyasa ekonomilerinde var olan piyasanın kendine göre bazı kuralları ve hukuki altyapısı ülkemizde henüz yoktu. Dolayısıyla, bizde olan şey mevcut kamu kaynaklarını, Cumhuriyetin birikimlerini haraç mezat elden çıkararak, eş, dost, yandaşlara, yabancı küresel şirketlere peşkeş çekerek ahbap çavuş kapitalizmini geliştirmek oldu. Hesapsız kitapsız, planlamasız bu yeni model bir çeşit mirasyedilik anlamına geliyordu. Yani, elde avuçta olan üstelik üretim ve istihdam kapasitesi olan kurumları “babalar gibi” sattıktan, paraları özellikle inşaat gibi yüksek katma değer yaratmayan bir sektöre yani betona gömdükten sonra ekonomi çarkını döndürmek için sürekli borçlanmaya müracaat etmek. Tam 50 yıldır Türkiye’deki ekonomi yönetimlerinin genel olarak yaptığı şey bir ileri iki geri hep bu oldu. Bütün bu değerleri sattıktan sonra hem bireyleri, hem özel şirketleri hem de devletin kendisini göz göre göre borç batağına sürüklediler. Üstelik milyarca dolarlık satışlara rağmen hiçbir kesimin borç düzeyi bırakın azalmayı inanılmaz derecede arttı ve hiç kimse bu kaynakların nasıl heba edildiğini, halka olmadığına göre bu paraların kimlere aktarıldığını açık bir şekilde sorgulayamadı.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerini (1) görünce bu satırları yazma gereği hasıl oldu. Küresel Covid-19 salgının ekonomi üzerindeki etkilerini azaltmak ve küçülme oranını aşağıya çekmek için mirasyedi ekonomisinin yapabileceği en önemli atılım kredi teşvik mekanizmasını harekete geçirmekti ve fakat neticede doğal olarak yurttaşın borç düzeyinin daha da artmasıyla sonuç buldu. Mart 2020 sonuna kıyasla toplam bireysel krediler (kredi kartları dahil) % 11.8 artarak 700.4 milyar liraya ulaştı. Bu kapsamda konut kredileri % 10.8 artarak 234.7 milyar lira, taşıt kredisi borçları % 19.3 artarak 8.5 milyar lira ve diğer tüketici borçları % 18.5 artarak 326.3 milyar lira oldu.

Anlaşıldığı üzere bir ekonomi tüm sakinleriyle birlikte, sırtını yine devlete yani halkın kaynaklarına dayamış bir avuç zengin dışarıda kalmak üzere, borçla ayakta kalabilen bir yapıya büründü. Memleketten yabancı sermaye çıkışı, bir başka ifadeyle döviz çıkışı oldukça kur şoklarının olumsuz etkileri de tamamen üretimden uzaklaşan, her seferinde daha çok dışa bağımlı hale gelen ve dış kaynak-borç bulmadan yürüyemeyen bu iktisadi yapının bir eseri. Ekonomik, çevresel, yaşamsal açıdan korkunç sonuçları muhtemel olan Kanal İstanbul projesinden vazgeçilememesinin bir nedeni de dışarıdan (Katar ve diğer Arap ülkelerinden) arazi satılması karşılığı ülkeye geçici olarak para girecek olması ve elbette kanal boyunca yine sadece bir avuç rantiyecinin kasasının dolacak olmasıdır. İlk olmadığı gibi maalesef son da olmayacak Giresun felaketinde olduğu gibi esas meselenin bu türden sorunlu bir iktisadi ve ahlaki zihniyet olduğu gerçeği ise muhtemelen yine bir başka felakete kadar unutularak görmezden gelinecektir.

Bireyler, şirketler, belediyeler, devlet derken bir de illerimizin borç karnesine bakarsak fotoğrafın tamamlandığı görmüş olacağız. Bireysel kredi borçlarında en yüksek oranlı artış % 25.7 ile Ağrı (1.6 milyar TL).  Ağrı’dan sonra sırasıyla Van ve Muş geliyor. Bireysel kredi borçları içerisinde konutta en çok artış % 22.6 ile Aksaray (716.6 milyon TL). Aksaray’ı Kilis ve Muş takip ediyor. Taşıt kredi borcunun en çok arttığı şehir % 84 ile Gümüşhane (10.2 milyon TL). Gümüşhane’yi Artvin ve Hakkari izliyor. Düşünsenize ! üretimin az olduğu yerlerde bile borcun artıyor olması (borçtan başka bir çıkış yolu bulunamaması) tam da sözünü ettiğimiz gibi borç olmadan çalışmayan bir ekonomi aygıtının varlığını kanıtlıyor. Artık ekonomik faaliyetleri arttırmanın asli tek bir yolu var: borç almak ve daha sonra yine borç almak. Elbette ekonomilerde kredi/borç mekanizması reel ekonomiler için olmazsa olmazdır. Ancak bizdeki sorun makul ölçülerin çok üzerinde borçlanılması ve kredilerin/borçların istihdamın üretimin arttırılmasına değil, daha çok borcun çevrilebilmesine yönelik olarak kullanılmasıdır.

Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi’nin verilerine göre de Haziran sonu itibarıyla 33 milyon 169 bin kişinin bireysel kredi borcu var. Bu kişilerin sayısı Mart 2020 sonunda 32 milyon 156 bin kişiydi. Aynı dönemde kişi başına bireysel kredi borcu ortalaması ise 20 bin 501 liradan 22 bin 87 liraya yükseldi. 

Peki 50 yıldır süregiden bu ekonomik anlayışın mutlak sonucu nedir diye sorarsanız üzülerek belirtelim: daha bozuk gelir dağılımı, daha çok işsizlik ve yoksulluk, daha çok ekonomik ve toplumsal sorun, problem yuvası haline gelen şehirler ve şeffaflıktan, dürüstlükten, liyakatten, halkçı iktisattan hızla uzaklaşan bir düzen, en sonunda önlem alınamazsa 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın arifesinde ekonomik bağımsızlığı dolayısıyla siyasi bağımsızlığı tehlikeye girebilecek olan bir ülke.

                                                                                                                                  27.08.2020

Prof. Dr. Hüseyin M. YÜCEOL



Bizi desteklemek için; 

>Şahit olduğunuz haberleri habercizgi@gmail.com ‘a veya aşağıdaki sosyal medya hesaplarımız iletebilir, 

>Sosyal medyada takip edebilir, paylaşabilir, beğeni ve yorum yapabilirsiniz. 

• İnstagram: haber_cizgi https://instagram.com/haber_cizgi 

• Facebook: habercizgi https://www.facebook.com/habercizgi/ 

• Twitter: haber_cizgi https://twitter.com/haber_cizgi
Tüm ilginiz ve destekleriniz teşekkürler…


ahmetverde corona coronavirüs deprem DÜNYADANİLGİNÇHABERLER dünya dünyadanhaberler ekonomi elazığdepremi emresun gazete güncel gündem haber habercizgi hatay hatayhaber ilginçhaber internethaber KOMİKHABER korona koronavirüs koseyazısı makale merkel mersin mersinbelediye mersinhaber ortadoğu ortadoğuhaberleri politika saglık salgın siyaset sondakika sondakikahaber spor sporhaberleri suriye suriyeordusu tarsus teknoloji virüs ÇİN İLGİNÇHABERLER

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.