DOLAR 8,4047
EURO 10,1808
ALTIN 507,39
BIST 1.461
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin 27°C
Parçalı Bulutlu
Mersin
27°C
Parçalı Bulutlu
Paz 29°C
Pts 28°C
Sal 27°C
Çar 28°C

SAĞLIKTA VE EKONOMİDE UMUTSUZ BİR BEKLEYİŞ

SAĞLIKTA VE EKONOMİDE UMUTSUZ BİR BEKLEYİŞ
17.09.2020
3.301
A+
A-

100 Yılın felaketi olarak adlandırılan Covid-19 Pandemisi, geçtiğimiz Ocak ayında Çin’in Wuhan Eyaletinde ortaya çıktı. Nedenleri ve tedavi yöntemleri bilinmeyen bu salgın hastalık, büyük bir hızla tüm dünyaya dalga dalga yayıldı. Doğal olarak ülkemiz de, bu salgından etkilendi ve kendi payına düşeni aldı. Geçtiğimiz Mart ayından itibaren dünyadaki örneklerine benzer, çeşitli karantina önlemleri alınmaya başlandı. Türkiye ekonomisi olabildiğince kapatılmaya çalışıldı. Tabii bu kapanmanın ekonomik ve toplumsal yaşantımız üzerinde bazı olumsuz sonuçları oldu. Kapanan işyerleri nedeniyle işsizlik ve buna bağlı olarak kamunun sosyal harcamaları arttı. Her alandaki üretimde büyük azalmalar meydana geldi. Turizm ve ihracat gelirlerinden yoksun kalan Türkiye ekonomisi, TÜİK verilerine göre Nisan-Haziran döneminde % 9,9 oranında daraldı. İlgili kuruluşlar, bu daralmanın devam edeceği öngörüsünde bulundular.

Ülkemizden çok büyük miktarda döviz çıkışları oldu. Kaynak ihtiyacını karşılamak için yapılan zamlar ve getirilen yeni vergiler de yaraya merhem olamayınca, döviz karşılığı olmadan hesapsız ve kontrolsüz bir şekilde para basma yoluna gidildi. Basından edindiğimiz bilgilere göre; ne kadar karşılıksız para basıldığı ve basılan bu paraların nerelere harcandığı yönünde somut bilgiler mevcut değildir. Kimi iktisatçı ve siyasetçiler, 70-80 milyar-TL, Kimi iktisatçı ve siyasetçiler ise 90-100 milyar-TL karşılıksız para basıldığını ifade etmektedirler.

Bu ve benzeri gelişmeler nedeniyle başta işsizlik ve enflasyon olmak üzere ekonomik sorunlar katlanarak büyümüştür. Mayıs ayının sonlarına yaklaşıldığında sorumluluk mevkiinde bulunanlar, salgın hastalıkla mücadeleye mi? Yoksa ülke ekonomisini açmaya mı? Öncelik verecekleri konusunda bir karar vermek durumuyla karşı karşıya kaldılar. Ülkeyi yönetenler, ekonominin açılmasını salgın hastalıkla mücadeleye tercih ettiler.

Alınan bu karar sonucunda ülkemiz, 1 Haziran tarihi itibariyle hiç bir ön hazırlık yapılmadan ve gerekli sağlık alt yapısı hazırlanmadan ekonomik, turistik faaliyetlere ve gündelik sosyal hayata açıldı. Sağlık yöneticilerinin; “Salgınla mücadelede çok başarılı olduk”, “Gençlere ve çocuklara hiçbir şey olmuyor”, “İyileşen hasta oranlarımız çok yüksek”, “Ölüm oranlarımız çok düşük”, “Onlar da yaşlı hastalar zaten” ve “Hastalıkla mücadele için her türlü araç ve gerece sahibiz” gibi söylemleri nedeniyle; toplumda sanki bu ölümcül salgın hastalık ortadan kalkmış ve hiçbir tehlikesi yokmuş gibi bir algı oluşturuldu. Camilerde ibadete izin verilmesi, Ayasofya’nın, çeşitli şehirlerden otobüsler kaldırılarak oluşturulan 350 bin kişilik bir kalabalıkla ibadete açılması, çeşitli açık hava mitinglerinin düzenlenmesi, kurban bayramı alışverişlerinde ve plajlarda oluşan görüntüler, asker uğurlamalarında ve düğünlerde yaşananlar Covid-19’un bulaşma hızında büyük bir artış olacağının habercisi gibiydi. Bilim Kurulu’nda, vitrin süsü ve konu mankeni olmaktan başka bir işlev yerine getirmeyen eyyamcı hocalar bu durumu sessizce izlemekten başka bir şey yapmadılar. Gerçekten aydın bilim insanlarının uyarılarına da kulak asan olmadı.

Zaten ortaya çıkan bu tablo da, pandemi ile mücadelede sürü bağışıklığı stratejisini benimsemiş olan siyasal iktidarın sağlık politikalarıyla uyumluydu. Sağlık yönetiminden sorumlu olanlar, salgınla mücadelede akılcı ve gerçekçi bir çözüm modeli geliştiremediler. Pandeminin gidişatını kendi haline bıraktılar. Açılmasına kendileri izin verdikleri müzikli eğlence yerlerinde ve düğün salonlarında gece 12’den sonra müziği yasaklamaktan, yatsı namazlarından sonra Covid-19 duası okutmaktan ve bazı durumlarda da halkı yeterince önlem almamakla suçlamaktan başka etkin bir öneri sunmadılar. Sonuçta gelinen noktada, siyasal iktidarın uygulamış olduğu sürü bağışıklığı stratejisi iflas etti. Covid-19’la mücadelede kontrol kaybedildi. Hastaneler, Sağlık Ocakları ve Aile Sağlığı Merkezleri ve Aile Hekimliği Poliklinikleri salgının en fazla yayıldığı, en riskli merkezler haline geldiler.

Olağan koşullarda, en küçük bir rahatsızlığımızda bile canımızı kurtarmak için sığındığımız hastaneler, şimdi canını kurtarmak isteyenlerin kaçıp uzaklaştığı yerler haline geldi. Doktorlar ve sağlık çalışanları, kendi evlerine gidemez, kendi aile bireyleriyle görüşemez oldular. Giderek kendi canlarından olmaya başladılar. Türk Tabipler Birliği yetkilileri, salgının başladığı günden bu güne kadar pandemi ile mücadelede 39’u hekim olmak üzere 91 sağlık çalışanının yaşamını yitirdiğini açıkladılar. 14-18 Eylül haftası boyunca “YönetemiyorsunuzTükeniyoruz” şiarıyla çeşitli etkinlikler düzenlediler. Bu etkinlikler aracılığıyla, içinde yaşadığımız çok ciddi sağlık sorunlarını kamuoyunun gündeminde tutmaya çalışacaklarını belirttiler.

Sağlık Bakanlığı, bu süreçte başta doktorlar olmak üzere sağlık çalışanlarının iş yükünün 4-5 kat arttığını açıkladı. Uzmanların bildirdiklerine göre, sağlık alt yapısının çökme tehlikesi baş gösterdi. Ancak ne ücret, ne çalışma koşulları, ne özlük hakları ve ne de can güvenliği konularında herhangi bir somut iyileştirmede bulunulmadı. Çok zor ve riskli çalışma koşullarında salgınla mücadele etmeye çalışan ve giderek tükenmişlik sendromuna girmeye başlayan sağlık çalışanlarının umutsuz bekleyişleri hala devam ediyor. Ülkenin acil çözüm bekleyen öteki sorunu olan ekonomi tarafında da işler iyi gitmiyor. Artık, pek de inandırıcılığı kalmamış olan TÜİK rakamlarına göre bile sanayi ve hizmetler kesimi  %17-%25 arasında daraldı. Piyasayı canlandırmak için bol keseden dağıtılan krediler de istenen etkiyi sağlayamadı. Durgunluk içinde yaşanan yüksek bir enflasyon baş gösterdi. Bu olumsuz gelişmeler ülkenin uluslararası kredi notuna da yansıdı.

Son olarak Moody’s, ülkemizin dış kırılganlıklarını, mali yapıdaki bozulmayı ve kurumsal zorlukları gerekçe göstererek kredi notumuzu (B1)’den (B2)’ye düşürdü. Not görünümünü de “negatif” olarak belirledi. Yani Türkiye’yi dış yatırımcılar için “yatırım yapılamaz ülke” olarak ilan etti. Tabii bizim yöneticilerimiz, bu not görünümünü tanımıyorlar. Ama dış yatırımcı da, yatırım yapmadan önce bu notlara bakarak karar veriyor. Alınan bütün önlemlere rağmen faizler yükseliyor, dövizin ateşi bir türlü söndürülemiyor. Dolar, dün itibariyle 7.50’yi gördü. Bu durum günlük hayatımıza pahalılık olarak yansıyor. Döviz fiyatları yükselince, iğneden ipliğe kadar her şeye zam geliyor. Dış ödemeler dengesi açığı giderek büyüyor. İşsizlik ve hayat pahalılığı dayanılmaz boyutlara ulaşıyor. Esnafımız kan ağlıyor. Salgın nedeniyle sağlık harcamalarının artması ve dış askeri operasyonların finansmanı gibi nedenlerle devletin mali yapısı giderek bozuluyor. Kısacası ülkemizin ekonomik yapısında çok büyük yapısal sarsıntılar meydana geliyor.

Köklü yapısal düzenlemeler yapılmazsa, ekonomideki bu olumsuz gidişatın giderek bir ekonomik çöküşe neden olabileceği söyleniyor. Bütün bunlara karşın, ülkeyi yönetenlerin ve bu sorunları çözmekle sorumlu olanların bu sorunların nasıl çözüleceği konusunda ortaya koydukları elle tutulur, gözle görülür somut bir çözüm önerileri de bulunmuyor. Kısacası, ekonomi cephesinde yer alan kesimler de umutsuz bir bekleyiş içerisinde kendi çarklarını döndürmeye çalışıyorlar. İşin daha da acı veren bir başka yanı ise, ülkemizde; siyasal iktidarı frenleyip dengeleyebilecek, hem salgını güçlü bir iradeyle ve bilimsel yöntemlerle yönetebilecek hem de ekonomik sorunları çözebilecek, somut önerileri ortaya koyabilecek, demokratik mücadeleye önderlik yapabilecek, örgütlü ve dinamik bir muhalefet partisinin bulunmayışıdır. Muhalefet partilerinin büyük bir hızla hem pandemiyle mücadele ve hem de ekonomik sorunların çözümü konusundaki kendi somut program, proje ve modellerini geliştirmeleri ve kamuoyuna sunmaları gerekmektedir.

Celal TEZEL



Bizi desteklemek için; 

>Şahit olduğunuz haberleri habercizgi@gmail.com ‘a veya aşağıdaki sosyal medya hesaplarımız iletebilir, 

>Sosyal medyada takip edebilir, paylaşabilir, beğeni ve yorum yapabilirsiniz. 

• İnstagram: haber_cizgi https://instagram.com/haber_cizgi 

• Facebook: habercizgi https://www.facebook.com/habercizgi/ 

• Twitter: haber_cizgi https://twitter.com/haber_cizgi
Tüm ilginiz ve destekleriniz teşekkürler…


adana ahmetverde alisamiyen ankara Azerbaycan Beşiktaş cimbom corona coronavirüs deprem dünyadanhaberler ekonomi fenerbahçe Galatasaray Gaziantep gs gündem haber habercizgi instagram izmir korona koronavirüs magazin makale mersin mersinhaber moda ortadoğu ortadoğuhaberleri saglık salgın sağlık siyaset sondakika sondakikahaber spor suriye tv türkiye ultraslan virüs yks ÇİN İstanbul

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.