DOLAR 8,4047
EURO 10,1808
ALTIN 507,39
BIST 1.461
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin 27°C
Parçalı Bulutlu
Mersin
27°C
Parçalı Bulutlu
Paz 28°C
Pts 28°C
Sal 27°C
Çar 28°C

12 EYLÜL SONRASI ERİTİLEN CUMHURİYET BİRİKİMİ

12 EYLÜL SONRASI ERİTİLEN CUMHURİYET BİRİKİMİ

Geçtiğimiz haftalarda 12 Eylül 2020’de 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi yeniden hatırlandı, ülkeye ne kadar zarar verdiği çeşitli açılardan dile getirildi. Darbe sonrasında ülkeye dayatılan 1982 Anayasası’nın demokrasiyi, özgürlükleri nasıl geriye götürdüğü tartışıldı.

Bu durumda sorulması gereken soru şuydu: mademki bu kadar ağır sonuçları olan bir askeri darbe süreci yaşandı, o zaman geçen 40 yıllık süreçte yaşanan bu olumsuzlukların ne kadarı el  birliğiyle bertaraf edildi. Darbenin anayasası, defalarca değiştirilmesine rağmen neden halen 1982 Anayasası olarak uygulanmaya devam ediyor ? Öyle ya bu kadar zaman geçtiği halde Türkiye ne demokraside, ne adalet ve kalkınmada, ne özgürlükler konusunda ilerleme kaydetmiş görülmüyor.

Çünkü 12 Eylül darbesi ile amaçlanan zaten Türkiye’nin ekonomik ve siyasi olarak bağımlı hale gelmesi ve ne demokrasi, ne ekonomik kalkınma ne de özgürlükler konusunda ilerleme kaydetmemesiydi. Bunun için yapılması gereken öncelikle üniversiteler, sendikalar, sivil toplum örgütleri gibi örgütlü yapıları darmadağın etmek eğitimde, üretimde ve hayatın birçok alanında akıldan ve bilimden uzak politikalar uygulanmasını sağlamaktı. Bugün konuşulan tarikatların, cemaatlerin holdingleşerek önce bol parayla haşır neşir olması, sonra ulaştıkları ekonomik güç sayesinde uluslararası aktörlerin de ilgi alanına girerek devlete talip olmaları bu sürecin bir sonucuydu. Bir ülkeyi bölüp parçalamak için din istismarı ve bunun sonucunda birbirlerinin arkasında namaz kılmayacak hale gelen tarikatlar üretilmesinden daha etkili bir çözüm olamazdı. Üstelik örgütlü olmayan mesleksiz, sınıfsız, bilgisiz, yoksul insanları din üzerinden biat kültürü ile yönetmek Müslüman dünyasında Emevi Halifesi Muaviye’den beri keşfedilmiş harika bir yönetim şekliydi.

Yolsuzluk, hırsızlık, hak ve hukuk ihlalleri söz konusu olduğunda memleketin ekonomik kaynakları tarumar edildiğinde, hatta ülkenin güvenliğini tehdit edecek çılgın politikalara girişildiğinde yapılacak şey siyasi liderlere manevi kutsiyet atfedip dinden, ezandan ve bayraktan bahsetmek, lidere karşı gelmekle devlete karşı gelmeyi aynı şey yapmaktı. Bu nedenle 12 Eylül darbesinden sonra tarikatların yavaş yavaş önü açıldı (gün geldi Fetullah Gülen hareketinde olduğu gibi darbe yapabilecek düzeye ulaştırıldı), din dersleri zorunlu hale getirildi, sahte bir Atatürkçülük ve Kemalizm algısı oluşturuldu. Böylece insanlar hem din adına akla hale gelmeyen, bazı yerlerde sapkın uygulamalarla dinden soğutuldu, hem de Atatürk’ten ve Atatürk İlke ve Devrimlerinden uzaklaştırıldı. Dinselleşme/dincileştirme artıyor diye görünen ise sadece görüntü ve şekilden ibaret ikiyüzlü bir din anlayışı idi. Daha ilginç olan ise özellikle Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra ekonomik ve siyasi olarak ülkeyi çökertecek bu zihniyete, emperyalizmle olan ilişkiler sayesinde liberal demokratların, bazı liberal solcuların da (tesadüfe bakın ki ! 12 Eylül 2010 referandumunda kendilerini –yetmez ama evetçi- olarak gören) aynı istikamette birleşmesiydi.

Ama bizim esas ilgi alanımız ekonomide yaşanan gelişmelerdi. Zira, ülkenin ekonomik gücü ve yurttaşların ekonomik refah seviyesi bir ülkeyi ayakta tutan en önemli unsurdu. İşte bu yüzden 24 Ocak 1980 Ekonomik Kararları ile 12 Eylül 1980 darbesi arasında çok yakın bir ilişki vardı. 12 Eylül darbesinin gayri-resmi ama son derece gerçekçi nedenlerinden biriside bu kararların hayata geçirilmesiydi. Böylece adım adım ülkenin tarım ve sanayideki üretim gücü zayıflatılacak, ülke iktidara yapışmış birkaç şirketin ya da kişinin zenginleştiği, artan nüfusla birlikte büyük kitlelerin ise işsizlik ve yoksulluğa mahkum edileceği bir yere dönüşecekti. Hem yoksul hem cahil bırakılmış, özellikle plansız, kültürsüz, sanatsız çarpık gelişen büyük şehirlere yığılmak zorunda kalmış kitleleri dinle, milli duygularla ve algılarla yönetmek pek şahane olacaktı.

24 Ocak kararları piyasa ekonomisine geçip küresel ekonomiyle, daha doğrusu sermaye ile bütünleşmek adına yapıldı. Bunun için kamunun ekonomideki ve istihdamdaki payının azaltılması, özelleştirmelerin hızla hayata geçirilmesi, kuralsızlaştırma (deregülasyon) adı verilen ve para-sermaye piyasalarında, dış ticarette kuralların gevşetilmesi gibi uygulamalar hayata geçirilmesi amaçlandı. Geçen 40 yılın hesabına kitabına bakıldığında ve geldiğimiz aşama değerlendirildiğinde şu tespitler ortaya çıktı.

Üniversiteler konuşamaz, bilimsel bilgi üretemez hale geldi,

Devletin kurumları kimlik ve itibar kaybına uğradı, parti devletine geçildi,

Sendikalaşma en düşük seviyelere ulaştı,

Toplu pazarlık hakları geliştirilemedi, grevler etkili bir araç haline getirilemedi,

Turgut Özal döneminde başlayan özelleştirme politikası Ak Parti (AKP) döneminde daha da vahşi biçimde uygulandı. 68 Milyar dolarlık özelleştirmenin 60 milyar doları (yüzde 88’i) AKP döneminde yapıldı. Cumhuriyetin bütün ekonomik birikimi satıldı.

Kamunun istihdamdaki payı azaldı. DİSK’e göre 1980’de toplam sigortalı işçiler içinde yüzde 36 olan kamu işçilerinin oranı özelleştirmelere paralel olarak 2015’te yüzde 8’e geriledi.

Ücretler eridi; yine DİSK’e göre 1978’de kişi başına milli gelirin yüzde 3,4 üzerinde olan asgari ücret aradan geçen 42 yılda kişi başına gelirin yüzde 40-45 altına düştü. Asgari ücret 1978’den sonra kişi başına gelire paralel olarak artsaydı asgari ücretin 2019 yılında 4.507 TL olması gerekirdi. Oysa aynı dönemde asgari ücret 2.558 TL olarak uygulandı.

Gelir dağılımı bozuldu. İşsizlik arttı.

Liste uzatılabilir ama dikkat edilirse en büyük kayıplar önce ekonomik alanda yaşandı. Üreten istihdam yaratan kurumlar tek tek satıldı ve koca ülke ithalata, yani dışarıya bağımlı hale geldi. Üretim gücü ve istihdam yaratma kabiliyeti azalınca toplumsal sıkıntılar arttı. Ahlaki olarak siyasetten iş hayatına her alanda yozlaşmalar gerçekleşti ve nihayetinde yeni Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle toplum da kutuplaştırıldı. Yani 40 yılın özeti şu oldu: Türkiye üzerinde hangi oyunlar ya da emperyalist projeler düşünüldüyse, 24 Ocak 1980 Kararları ve 12 Eylül 1980 Darbesi bunların uygulanabilmesinin iki ana unsuru oldu. Eğer ülke olarak aklımızı başımıza alıp birlik ve beraberlik içinde demokraside özgürlükçü, eğitimde laik ve çağdaş, tarım ve sanayide üreten, çalışma hayatında liyakat esaslı bir ekonomik ve toplumsal düzene geçmezsek parçalanmış ve kaos içinde bir ülkeyi gelecek nesillere bırakmış olacağız.

Prof. Dr. Hüseyin M. YÜCEOL



          

Bizi desteklemek için; 

>Şahit olduğunuz haberleri habercizgi@gmail.com ‘a veya aşağıdaki sosyal medya hesaplarımız iletebilir, 

>Sosyal medyada takip edebilir, paylaşabilir, beğeni ve yorum yapabilirsiniz. 

• İnstagram: haber_cizgi https://instagram.com/haber_cizgi

• Facebook: habercizgi https://www.facebook.com/habercizgi/ 

• Twitter: haber_cizgi https://twitter.com/haber_cizgi
Tüm ilginiz ve destekleriniz teşekkürler…


adana ahmetverde alisamiyen ankara Azerbaycan Beşiktaş cimbom corona coronavirüs deprem dünyadanhaberler ekonomi fenerbahçe Galatasaray Gaziantep gs gündem haber habercizgi instagram izmir korona koronavirüs magazin makale mersin mersinhaber moda ortadoğu ortadoğuhaberleri saglık salgın sağlık siyaset sondakika sondakikahaber spor suriye tv türkiye ultraslan virüs yks ÇİN İstanbul

                                                                                                                       

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.