NATO’NUN S-400 ABD’NİN YAPTIRIM TEHDİDİ

0
21

Bugün içinde yaşadığımız yüz yıl, geçmiş devirlerle karşılaştırılamayacak kadar farklı özellikler taşıyor. Çeşitli bilim insanları bu farklılıkları kendilerince açıklamaya çalışıyorlar. Kimi bilim insanları, yaşadığımız bu çağa, “bilgi çağı” adını veriyorlar. Kimileri bunun “iletişim ve bilişim çağı” olduğunu söylüyorlar. Bunlardan başka yerine göre “atom Çağı”, “uzay çağı”, “siberrnetik çağı”   veya  “yapay zekâ çağı” gibi tanımlamalar da yapılıyor. Her bilim insanı, günümüzün dünyasını ister istemez, kendi uzmanlık alanı açısından değerlendiriyor. Bu nedenle; çağımıza “insan hakları çağı”, “sosyal güvenlik çağı”, “uluslararası örgütler çağı” ya da “uluslararası ilişkiler çağı” gibi daha başka pek çok isimler de veriliyor. İşin ilginç yanı, çok sayıda verilmiş olan bu isimlerin her biri, ele alınış biçimine göre çağımızın özelliklerine tıpatıp uyuyor. Örneğin, “insan hakları çağı” veya “sosyal güvenlik çağı” dediğimizde, bu ifade yadırganmıyor. Dünyanın her yerinde doğru olarak kabul ediliyor.

Uluslararası örgütler ya da uluslararası ilişkiler çağı dediğimizde, gerçekten de günümüzün dünyasında, uluslararası örgütlerin ve uluslararası ilişkilerin; insanlık tarihi sürecinin hiçbir döneminde olmadığı kadar yaygınlaşmış olduğunu ve ön plana çıktığını görüyoruz. Hemen hemen her gün, uluslararası ilişkilerin, toplumların ve devletlerin varlıklarını sürdürebilmeleri için ne kadar önemli ve gerekli bir uzmanlık alanı olduğuna tanık oluyoruz. Günümüzde hiçbir devlet, uluslararası güçler dengesiyle orantılı, ölçülü ve dengeli uluslararası ilişkiler geliştirmeden, dünyadan soyutlanmış bir şekilde tek başına ayakta kalamaz ve varlığını sürdüremez. Artık, Birleşmiş Milletler gibi örgütlerin ve Avrupa Birliği gibi oluşumların dışında kalınamayacak bir süreci yaşıyoruz. Bütün bu yalın gerçeklikler açıkça göstermektedir ki,  içinde yaşadığımız bu çağ, bir yönüyle de apaçık bir  “Uluslararası ilişkiler Çağı”dır.

Bu nedenle uluslararası ilişkiler disiplini, dünyanın her yerinde çok önemsenen, çok geniş bir yer tutan ve çok önemli bir bilim dalı haline gelmiştir. Uluslararası ilişkiler ve diplomasi tarihi, kurumsal devletlerin tarihi kadar eskidir. Günümüzde diplomasi, hem bir bilim, hem bir sanat ve hem de bir meslek olarak kabul edilmektedir. O kadar yaşamsal bir konu haline gelmiştir ki, bu konu çok iyi yetişmiş uzmanlarının dışında hiçbir liyakati olmayan sıradan kişilerin eline bırakılamaz. Güçlü bir diplomasiye sahip olamayan ülkeler bundan çok büyük zararlar görebilirler. Türk yönetim tarihinde her nedense dış ilişkilere çok fazla önem verilmemiştir. Çok uzun yıllar boyunca dış ilişkiler, padişahların ve bazı sadrazamların keyfiyetine bırakılmıştır. Bizim tarihimizdeki İlk daimi elçilik 1793 yılında III. Selim tarafından Londra’da açılmıştır. Osmanlı Devleti, pek çok alanda olduğu gibi diplomatik ilişkiler alanında da çok geri kalmıştır.

Devlet yönetiminde her zaman bunun eksikliği hissedilmiş ve zararları görülmüştür. Ulusal Bağımsızlık Savaşı kazanıldıktan sonra Mustafa Kemal Atatürk, Lozan Barış Görüşmelerine gönderecek diplomat bulmakta bir hayli zorlanmıştır. Bu nedenle, dış politikaya ve diplomat yetiştirilmesine büyük önem vermiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin dış politika ilkeleri, Mustafa Kemal Atatürk tarafından belirlenmiştir. Bu politika “Yurtta sulh, cihanda sulh” esasına dayanan bölge ağırlıklı dış politikadır. Cumhuriyet hükümetlerince özüne dokunulmadan, bir devlet politikası olarak uzun yıllar boyunca uygulanmıştır. 2009 yılında Ahmet Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanı olmasıyla birlikte adım adım bu politikadan uzaklaşılmaya başlanmıştır. Çok iyi yetişmiş diplomatlar “monşerler” denilerek küçümsenmiş ve dışlanmıştır. Dışişleri bürokrasisine ve büyükelçiliklere pek çoğu kamuoyunca bilinen, ehil olmayan liyakatsiz kişiler getirilmiştir. Bunun sonucunda Türkiye’nin dış ilişkilerinde çeşitli sorunlar baş göstermeye başlamıştır. Cumhuriyet Döneminde, özellikle de Mektebi Mülkiye (AÜ SBF) kökenli, birkaç dil bilen, alanında uzman ve yüksek liyakat sahibi diplomatlar ve büyükelçiler yetiştirilmiştir. Bunlar Türkiye’nin temsilinde çok başarılı olmuşlardır.

Dışişleri Bakanlığı’nda çok ciddi bir diplomasi birikimi, köklü ve çok zengin bir hariciye geleneği oluşturulmuştur. Dışişleri Bakanlığı, iyi işleyen kurumsal bir yapıya kavuşturulmuştur. Davutoğlu’yla birlikte bu yapı da bozulmaya yüz tutmuştur. Bugün geldiğimiz noktada Türkiye, dış ilişkilerinde çok büyük ve dramatik sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Tabiidir ki, bu sorunların ülke içerisinde başta ekonomik zorluklar olmak üzere pek çok alanda olumsuz yansımaları olmaktadır. Başlangıçta 2 veya 3 haftada tamamlanacağı söylenen Suriye sorunu şimdilerde 8. Yılını tamamlamak üzeredir. Suriye politikasının Türkiye’ye yüklediği maddi ve manevi faturanın bedeli çok ağır olmuştur. Sayılarının 5,5 milyonu bulduğu söylenen Suriyeli sığınmacılar sorununun nasıl çözüleceği hala bilinmemektedir. Ancak dış politikada asıl “bu kadarına da pes doğrusu” dedirten nokta Rusya’dan S-400 hava savunma sistemlerinin alınması olmuştur. Çünkü S-400’lerin 2,5 milyar dolara mal olacağı ifade edilmektedir. Ancak uzmanlar, bu füzelerin, TSK’nın ve Türkiye’nin de üyesi olduğu NATO’nun silah sistemleriyle uyumlu olmadığını söylemektedirler. Son olarak NATO, Türkiye’nin Sinop’ta S-400’lerin deneme atışlarını yapması dolayısıyla e-posta yoluyla yaptığı açıklamada; yapılan bu testi talihsizlik olarak nitelendirmiştir.

S-400’lerin, NATO müttefiklerinin ilişkilerini etkileyebileceğini ilan etmiştir. Bu açıklama düpedüz bir tehdittir. Bu durum karşısında Türkiye’nin nasıl bir tavır takınacağı,  S-400’lerin akıbetinin ne olacağı ve Türkiye’nin başına daha başka ne gibi işler açacağı konuları ise, hala belirsizliğini korumaktadır. S-400’lerin alınması nedeniyle Türkiye F-35 Savaş Uçağı projesinden çıkartılmıştır. 1,25 milyar dolar ödeme yapıldığı açıklanan 20 adet F-35 uçağı Türkiye’ye teslim edilmemektedir. Türk pilotlarının Amerika’da eğitimi için verilmiş olan 2 adet F-35 savaş uçağı da geri alınmıştır. Daha önce, sadece uçak almakla yetinmeyen Türkiye, aynı zamanda bu uçakların bazı parçalarını üretme işine de üzerine almıştır. Türkiye’de üretimi durdurulan bu parçaların üretimi aşama aşama başka ülkelere kaydırılmıştır. Ortalıkta, Türkiye’nin bir kısım parasını peşin ödeyerek satın aldığı bu uçakların Birleşik Arap Emirliklerine veya Yunanistan’a satılacağı söylentileri dolaşmaktadır. Şimdi de S-400 denemelerinin Sinop’ta yapılması nedeniyle, Amerikan Senatosundan geçtikten sonra ABD Başkanı Trump’ın imzasını bekleyen ABD yaptırımlarının yeniden işleme konulması istenmektedir. Böylece, Rusya’dan S-400 Hava savunma sistemleri alması nedeniyle ABD tarafından Türkiye’ye ağır bir F-35 faturası kesilmeye çalışılmaktadır. Aslında, bu çeşit girişimler de Türkiye’ye yönelik açık bir tehdittir.

Hâlihazırda bu sürecin nasıl bir seyir izleyeceği konusu da hala belirsizliğini korumaktadır. Bazı askeri uzmanlar, 18 yıllık AKP iktidarı döneminde Hava Kuvvetlerine tek bir savaş uçağı bile alınmadığını belirtmektedirler. Kimi gazeteler, ABD’nin Türkiye’ye vermediği F-35 savaş uçaklarını Yunanistan’a vermek istediğini yazmaktadırlar. Bazı uluslararası çevrelerde, Yunanistan’ın, söz konusu bu 20 adet F-35 savaş uçağını alması halinde, Türkiye’nin Akdeniz’deki ve Ege Denizi’ndeki hava üstünlüğünü eline geçirebileceği hesapları yapılmaktadır. Zaman aleyhimize çalışmaktadır. S-400 ve F-35 sorunlarının en kısa sürede Türkiye’nin ulusal çıkarlarına uygun olacak şekilde çözülmesi gerekmektedir. Yoksa mevcut tehditler, Türkiye’nin ekonomik, askeri ve diplomatik ilişkilerine tahmin edilenlerden çok daha büyük zararlar verebilme  potansiyeli taşımaktadır.

Celal TEZEL



Bizi desteklemek için; 

>Şahit olduğunuz haberleri habercizgi@gmail.com ‘a veya aşağıdaki sosyal medya hesaplarımız iletebilir, 

>Sosyal medyada takip edebilir, paylaşabilir, beğeni ve yorum yapabilirsiniz. 

• İnstagram: haber_cizgi https://instagram.com/haber_cizgi

• Facebook: habercizgi https://www.facebook.com/habercizgi/ 

• Twitter: haber_cizgi https://twitter.com/haber_cizgi
Tüm ilginiz ve destekleriniz teşekkürler…


adana ahmetverde alisamiyen ankara Azerbaycan Beşiktaş cimbom corona coronavirüs deprem dünyadanhaberler ekonomi fenerbahçe Galatasaray Gaziantep gs gündem haber habercizgi instagram izmir korona koronavirüs magazin makale mersin mersinhaber moda ortadoğu ortadoğuhaberleri saglık salgın sağlık siyaset sondakika sondakikahaber spor suriye tv türkiye ultraslan virüs yks ÇİN İstanbul

Önceki İçerikNEMLENDİĞİNİ HİSSETTİĞİNİZDE DEĞİŞTİRİN!
Sonraki İçerikBREZİLYA’DAN MERSİN’E GELEN GEMİDE DEV UYUŞTURUCU OPERASYONU
Öğr. Gör. Celal TEZEL
Öğr. Gör. Celal TEZEL, 20.05.1954 tarihinde Tarsus’ta  dünyaya geldi. Sırasıyla; Tarsus Kerim Çeliktaş İlkokulu, Tarsus Erkek Sanat Enstitüsü Ortaokulu, Tarsus Cengiz Topel Lisesi ve üniversite sınavını kazanarak girdiği Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksekokullarından mezun oldu. Kamu hizmetine 1979 yılında o zamanki adıyla Köyişleri ve Kooperatifler Bakanlığı Kooperatifler Genel Müdürlüğü Eğitim Dairesi Başkanlığında Eğitim Uzmanı olarak başladı. Daha sonra askerlik hizmeti nedeniyle gittiği Polatlı Topçu ve Füze Okulundan Topçu Asteğmen olarak mezun oldu. Kıta hizmeti nedeniyle gönderildiği Erzurum’da 1983-1984 yıllarında Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hemşirelik Yüksekokulunda Atatürk İlkeleri İnkılâp Tarihi derslerini vermek ve aynı şekilde Erzurum Lisesi ve Erzurum Kız Meslek Liselerinde ise Milli Güvenlik derslerini okutmak üzere görevlendirildi. Askerlik görevinin sona ermesinin ardından o zamanki adıyla Maliye ve Gümrük Bakanlığının açtığı sınavları kazanarak bu bakanlığa katıldı. Çeşitli Defterdarlıklarda Özel Yetkili Yoklama Memurluğu ve vergi dairelerinin Çok çeşitli servislerinde servis şefliği görevlerinde bulundu. 1994 yılında Mersin Üniversitesinin açmış olduğu sınavları kazanarak bu üniversitede Öğretim Görevlisi oldu. Aynı yıl açılan Erdemli Meslek Yüksekokulunun kuruluşunda görev aldı. Burada İktisadi ve İdari Programlar Bölüm Başkanlığı yaptı. Yine aynı yıl açılan Silifke Meslek Yüksekokulunun kurucu ekibi arasında yer aldı bu yüksekokulda uzun yıllar uzmanlık alanına giren alanlardaki çeşitli dersleri okuttu. Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi Bölümünde Yüksek Lisansını tamamladı. Burada yazmış olduğu “Türkiye’de Yönetsel Denetimin Yapısı ve İşleyişi – Denetim Yönetimi” adlı tezini “Bilim Jürisi” önünde savunarak “Kamu Yönetimi ve Yönetim Bilimleri Bilim Uzmanı” unvanını almaya hak kazandı. Daha sonra, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Programına kayıt yaptırdı. Bu eğitimi nedeniyle Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümünde doktora düzeyinde çeşitli çalışmalar yaptı. Bazı sağlık sorunları nedeniyle bu eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. 2000 yılında Tarsus’ta kurulan Tarsus Teknik Eğitim Fakültesinde görevlendirildi. Bu Fakültenin kurucu ekibi içerisinde Fakülte Sekreter Vekilliği, Eğitim Bilimleri Bölüm Başkanlığı ve Eğitim Bilimleri Ana Bilim Başkanlığı gibi idari görevlerde bulundu. Yine bu yıllarda Mersin Üniversitesi Tarsus Teknik Eğitim Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ve Silifke Uygulamalı Teknoloji ve İşletmecilik Yüksekokullarında uzmanlık alanına giren konularda Lisans düzeyindeki çeşitli dersleri okuttu. Tarsus’ta yükseköğretimin gelişmesine katkı sunmak amacıyla “Tarsus Teknik Eğitim Fakültesini Geliştirme ve Güçlendirme Derneği”ni kurdu ve daha sonra çıkartılan bir yasayla okul dernekleri kapatılıncaya kadar bu derneğin başkanlığını yaptı. Bu çerçevede Tarsus’taki Yükseköğretim kurumlarına fiziki, sosyal, kültürel ve akademik destekler sağladı. Yine bu yıllarda Tarsus Kaymakamlığı öncülüğünde kurulan ve Tarsus’a üniversite kurmak için faaliyet gösteren komisyonda üye olarak görevlendirildi. Bu komisyonda aktif olarak çalıştı ve çok çeşitli katkılar sundu. Tarsus Teknik Eğitim Fakültesi’nin kapanması nedeniyle Tarsus Meslek Yüksekokulu Büro Hizmetleri ve Sekreterlik Bölümünde görevlendirildi. Akademik çalışmalarını burada ve Çağ Üniversitesi Meslek Yüksekokulunda sürdürmekte iken 2018-2019 Eğitim-Öğretim yılı sonunda yaş haddinden emekli oldu. Öğr. Gör. Celal TEZEL, sosyal sorumluluk çalışmaları kapsamında TEMA Vakfı, İltişimliler Vakfı (İLEF) ve Mülkiyeliler Birliğinin aktif üyesi olarak akademik ve bilimsel faaliyetlerini halen sürdürmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here