DOLAR 7,4997
EURO 8,9552
ALTIN 409,66
BIST 1.542
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin 20°C
Az Bulutlu
Mersin
20°C
Az Bulutlu
Cts 19°C
Paz 19°C
Pts 18°C
Sal 18°C

KADIN CİNAYETLERİ NEDEN ARTIYOR?

KADIN CİNAYETLERİ NEDEN ARTIYOR?
30.12.2020
3.292
A+
A-

Günlük yaşamın olağan akışı içerisinde hemen hemen hepimiz, toplumsal şiddet olaylarına, özellikle de kadına yönelik şiddet olaylarına tanık oluyoruz. Gün geçmiyor ki, topluma dalga dalga yayılan: “Erkek Arkadaşı Var Diye Kızını Öldürüp Yol Kenarına Attı”, “Pompalı Dehşeti, Tarsus’ta çıkan olayda bir kişi pompalı tüfekle vuruldu”, “Oğlu tarafından kalbinden bıçaklanan baba hayatını kaybetti”, “Bir kadın cinayeti daha! Kocası başından vurdu”, “Kendisini aldatan kocasını öldürdü!” şeklinde atılan manşetleri ve buna benzer daha pek çok haberleri gazetelerden okuyor ve televizyonlardan izliyoruz. Son olarak İstanbul’da öğretim görevlisi Dr. Aylin Sözer’in eski sevgilisi tarafından vahşice öldürülmesi haberleri kamuoyunun gündemine bomba gibi düştü. Büyük bir infial yarattı. Toplumumuzun duyarlı kesimlerince tepkiyle karşılandı. Kadın cinayetlerinin önü bir türlü alınamıyor. Özgecan olayından bu yana 2000 kadın cinayeti işlendiği söyleniyor. Aslında her biri, olayı yaşayan kişiler açısından çok acıtıcı, çok yaralayıcı ve yıkıcı sonuçlar doğuran bu şiddet olayları, toplumumuzun hemen hemen her kesimine yayılmıştır. Gazete haberlerinde sıklıkla gördüğümüz gibi çok iyi eğitim almış, toplum için iyi birer rol model oluşturduğu varsayılan profesörler, doktorlar, öğretmenler, imamlar, subaylar, polisler, sanayiciler, iş adamları ve sayabileceğimiz daha pek çok meslek adamları çok rahatlıkla cinayet işleyebilmekte ve yakın çevrelerinde bulunan kendilerinden güçsüz kimselere şiddet uygulayabilmektedirler. Bu kadar büyük bir yaygınlık kazanmış olan; hemen hemen her gün gerek yakın çevremizde somut olarak tanık olduğumuz, gerekse de gazetelerde okuduğumuz, televizyonlarda izlediğimiz, sosyal medyadan bilgi sahibi olduğumuz bu çeşit şiddet olaylarını önlemek, tepki vermek ve nedenlerini araştırmak konusunda bu konuyla yakından ilgili kurum, kuruluş ve yetkililerin bile sessiz ve ilgisiz kaldıklarını üzüntü ve şaşkınlıkla izliyoruz. Bu ilgisizlik, toplumumuzda şiddet olgusunun ne kadar kanıksandığının ve sıradanlaştığının hazin bir göstergesidir. Şiddet olaylarının mutlak bir kadercilikle karşılanması ve uygulanan yaptırımların da yetersiz kalması şiddet olaylarının azalacağı yerde daha da artmasına neden olmaktadır. Bu durum karşısında özellikle kendi ülkemizde ve genel olarak ta tüm dünyada şiddet olgusunu anlamaya çalışmak, nedenlerini gerçekçi bir şekilde tanımlayabilmek ve oransal olarak indirgenebilecek en alt düzeylere indirebilmek için mücadele etmek duyarlı her insan için insani ve vicdani bir görev haline gelmiştir. Aslında insanın doğasının genetik bir özelliği olarak şiddet bilinçaltının derinliklerinde bulunmaktadır. Bu nedenle, her zaman ve her yerde var olan şiddeti tanımlamak oldukça zordur. Kısaca açıklamak gerekirse şiddet, Arapçadan dilimize geçmiştir. “Sertlik, sert, katı davranış, kaba kuvvet kullanımı” anlamlarına gelmektedir. Bir başka tanıma göre şiddet; “bir kişiye, güç veya baskı uygulayarak isteği dışında bir şey yapmak ya da yaptırmak; şiddet uygulama eylemi, zorlama, saldırı, kaba kuvvet, bedensel ya da psikolojik acı çektirme ya da işkence yapma, vurma ve yaralama” şeklinde ifade edilmektedir. Genel olarak şiddeti; başkasını öldürme, sakat bırakma ya da yaralama yoluyla zarar verilmesi, bu tür eylemlerle başkasına karşı tehdit oluşturulması ve kısacası insana fiziksel ve ruhsal zarar veren her türlü eylem olarak tanımlayabiliriz. Günümüzde özellikle “ekonomik şiddet”in de başlı başına önemli bir şiddet türü olarak nedenleri ve sonuçlarıyla birlikte ciddiyetle incelenmesi gerekmektedir. Bir ülkede çok yüksek oranlarda seyreden enflasyon ve işsizlik düzeyinin, yetersiz sosyal güvenlik olanaklarının da bir çeşit ekonomik şiddet olarak değerlendirilmesi mümkündür. Çok düşük ücretler, sürekli yüksek enflasyon, yaygın işsizlik ve ekonomik durgunluk gibi etkenler insanca yaşamı neredeyse olanaksız hale getirir. Ekonomik ve sosyal güvencelerin yoksunluğu nedeniyle gelecek endişesi içerisinde yaşayan insanlar daha sorunlu ve gerilimli olabilirler. Bu durum bu kişileri şiddete daha yatkın hale getirebilir. Sonu kötü biten bir aile veya kahvehane kavgasının ya da bir işçi-polis, öğrenci-güvenlik görevlisi çatışmasının temelinde çoğu zaman bu tür bir ekonomik yoksunluğun bulunduğunu saptayabiliriz. Şiddet tek bir etkene bağlı olarak ortaya çıkmaz. Şiddeti ortaya çıkartan pek çok etken vardır. Bu etkenler ülkeden ülkeye farklılık gösterebilir. Türkiye’ toplumsal şiddetin ortaya çıkmasına neden olan temel etken ise verili toplum yapısıdır. Bilindiği gibi verili toplumlar ergil toplumlardır. Yani toplum kesimleri ve toplumu oluşturan bireyler arasındaki ilişkiler ekonomik, sosyal, siyasal ve fiziki güce göre belirlenir. İkinci etken ise gelir dağılımı bozukluğu, kaynak yetersizliği ve üretim düşüklüğüdür. Toplumun ihtiyaçlarını karşılayacak kadar üretim yapılamayan, kaynakları yetersiz ve gelir dağılımı bozuk olan ülkelerde daha başka hangi önlem alınırsa alınsın toplumsal şiddet önlenemez. Alınacak polisiye önlemler ve yapılacak yasal düzenlemeler tek başlarına toplumsal şiddeti önlemekte yetersiz kalırlar. Toplumsal şiddetle mücadelede atılması gereken ilk adım, gelir dağılımı bozukluğunun ortadan kaldırılmasıdır. Bunun için gelir dağılımı reformu yapılarak gelir dağılımının dengeli, adil ve nispeten eşit hale getirilmesi gerekmektedir. Gelir dağılımı düzeltilmeden toplumsal şiddetin ortadan kaldırılması olanaklı değildir. Tüketim ekonomisinden vazgeçilerek üretim ekonomisine geçilmeli, ekonomik, sosyal, eğitsel, kültürel alanlar başta olmak üzere her alanda toplumsal kalkınma sağlanmalıdır. En önemlisi çağ dışı, ezberci ve dogmatik, sınav odaklı ve yarışmacı eğitim modelinden vazgeçilerek Hasan Ali Yücel’in hümanizm eğitimine geçilmelidir. 2021 yılının, 100 yılın felaketi Covid-19’un pandemisinin ve her türlü şiddetin son bulduğu, sağlık, esenlik, mutluluk, hak, hukuk, adalet ve özgürlüklerle dolu bir yıl olması dileklerimle tüm halkımızın yeni yılını kutlarım.

Celal TEZEL



Bizi desteklemek için; 

>Şahit olduğunuz haberleri habercizgi@gmail.com ‘a veya aşağıdaki sosyal medya hesaplarımız iletebilir, 

>Sosyal medyada takip edebilir, paylaşabilir, beğeni ve yorum yapabilirsiniz.

• Instagram: haber_cizgi https://instagram.com/haber_cizgi 

• Facebook: habercizgi https://www.facebook.com/habercizgi/ 

• Twitter: haber_cizgi https://twitter.com/haber_cizgi
Tüm ilginiz ve destekleriniz teşekkürler…


ahmetverde corona coronavirüs deprem DÜNYADANİLGİNÇHABERLER dünya dünyadanhaberler ekonomi elazığdepremi emresun gazete güncel gündem haber habercizgi hatay hatayhaber ilginçhaber internethaber KOMİKHABER korona koronavirüs koseyazısı makale merkel mersin mersinbelediye mersinhaber ortadoğu ortadoğuhaberleri politika saglık salgın siyaset sondakika sondakikahaber spor sporhaberleri suriye suriyeordusu tarsus teknoloji virüs ÇİN İLGİNÇHABERLER

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.