DOLAR 8,4047
EURO 10,1808
ALTIN 507,39
BIST 1.461
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin 29°C
Parçalı Bulutlu
Mersin
29°C
Parçalı Bulutlu
Pts 28°C
Sal 27°C
Çar 28°C
Per 29°C

KAYYUM REKTÖR TARTIŞMALARI

KAYYUM REKTÖR TARTIŞMALARI
08.01.2021
2.764
A+
A-

Geçtiğimiz günlerde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan bir kararla; Boğaziçi, Beykoz, Pamukkale, Antalya Bilim ve Çağ üniversitelerinde görev süreleri dolan rektörler yerine yeni rektörler atandı. Yeni rektörler, daha önceki rektör atamalarında görmeye alışık olduğumuz üzere sessiz sedasız bir şekilde görevlerine başladılar. İsimleri ve atanma biçimleri üzerinde herhangi bir tartışma yaşanmadı. Hatta deyim yerindeyse, ekonomik sorunlar, pandeminin ulaştığı boyutlar, aşılamanın nasıl başlayacağı gibi yaşamsal sorunların çözümü tartışmalarına odaklanmış olan kamuoyu, bu rutin atamaların farkına bile varmadı. Ancak, Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğüne atanan Prof. Dr. Melih Bulu’nun göreve başlaması sırasında, Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri ve öğrencileri tarafından yapılan protestolar nedeniyle, polisin göstericilere güç kullanması ve üniversitenin kapısına kelepçe vurulması gibi görüntüler kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. O andan itibaren bu konu, kamuoyunun bir numaralı tartışma konusu haline geldi. Zaten, rektörlerin atanma biçimleri, nitelikleri, kimlik ve kişilikleri, icraatları gibi konular öteden beri tartışılmaktaydı. Böylesine tartışmaların yaşandığı ve eleştirilerin yapıldığı bir ortamda; Boğaziçi Üniversitesi gibi 150 yıllık geçmişe sahip köklü bir üniversitenin rektörlüğüne akademik çalışmalarından daha çok siyasi çalışmalarıyla ve AKP’li kimliğiyle tanınan Prof. Dr. Melih Bulu’nun atanması; bu tartışmaların iyice gün yüzüne çıkmasına neden oldu. Ve Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin protestolar sırasında seslendirdikleri “Kayyum Rektör İstemiyoruz”  talebinde ifade ettikleri “Kayyum Rektör” başlığı altında yapılan tartışmaları başlattı. Giderek bu tartışmalar,  Türkiye’deki Üniversitelerin akademik yapılarının ve bütünüyle eğitim sisteminin tartışılması sonucunu doğurdu. Hemen baştan belirtmemiz gerekir ki, dünyada bizim ülkemizdeki gibi, rektörlerin bir merkezden belirlendiği ve Cumhurbaşkanı da olsa tek yetkili bir otorite tarafından atandığı ikinci bir örnek yoktur. Tabii olarak bir ülkenin üniversitelerinin yönetim biçiminin ille de başka bir ülkenin yönetim biçimine benzemesi gerekmez. Her ülkenin kendine özgü yönetim yapılarının olması son derece doğaldır. Ancak uygulanan yöntemin fonksiyon yerine getirip getirmediğine ve yarar sağlayıp sağlamadığına bakılması gerekir. Bizdeki gibi tek merkezden rektör ataması yapılmasının eğitime de, bilime de, topluma da hiçbir yarar sağlamadığı görülmüştür. Ve halen de görülmeye devam edilmektedir.  Bu yöntem, üniversitelerimizi bugüne kadar hiç görülmediği kadar siyasallaştırmıştır. Keyfi bir yönetime neden olmuştur. Giderek üniversitelerimizi tartışılır hale getirmiştir. Dünyanın en iyi üniversiteleri sıralamasındaki zaten iyi durumda olmayan yerlerinin daha da gerilemesine neden olmuştur. Üniversitelerimizde geçmişten beri süregelen, bütün eksikliklerine rağmen iyi kötü işleyen bir liyakat sistemi vardı. Bu yöntem bu liyakat sistemini tamamen çökertmiş ve yok etmiştir. Üniversitelerin ve öğretim üyeliği mesleğinin toplum gözündeki çok yüce olan saygınlık ve değerini azaltmıştır. Esasen, üniversitelere rektör atanması sorunu doğrudan doğruya akademik, bilimsel, yönetsel, ekonomik ve mali özerklikle ilgili bir konudur. Üniversite özerkliği ise, eğitim ve bilimin gelişebilmesi için zorunlu bir ön koşuldur. Üniversitelerine her açıdan tamamen özerklik sağlayamayan ülkelerde eğitim ve bilim gelişemez. Ne yazık ki bizim ülkemizde üniversite özerkliği bir türlü sağlanamamıştır. Bizim eğitim tarihimizdeki ilk üniversitemiz 1900 yılında kurulmuş olan Darülfünun’dur. Darülfünun, eğitim ve öğretimini padişahın çok sıkı denetim ve gözetimi altında sürdürebilmiştir. O kadar ki, Darülfünun’un her sınıfında görevli bir polis hafiyesi bulunur ve derslerin nasıl yapıldığını izlerdi? Durumu Osmanlı Sarayına rapor ederdi. Bu nedenledir ki Darülfünun, bilimsel açıdan hiçbir ciddi gelişme gösterememiştir. 1933 yılında yapılan üniversite reformu sırasında Darülfünun kapatılmış ve yerine bugünkü İstanbul Üniversitesi kurulmuştur. Atatürk’ün, Hitler zulmünden kaçan Alman bilim insanlarına kucak açması sayesinde İstanbul Üniversitesi’nde gerçek anlamda çok ciddi, disiplinli ve kaliteli bir bilimsel eğitim geleneği başlatılmıştır. Bu gelenek daha sonra 1946 yılında kurulan Ankara Üniversitesi’ne taşınmıştır. Bu dönmede üniversitelere bazı ayrıcalıklar verilmiştir ama doğrudan doğruya Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olan üniversiteler özerk olamamışlardır. 1950’li yıllarda Demokrat Parti iktidarları döneminde bunun çok büyük sakıncalarının görülmesi üzerine; 1961 Anayasası’nda üniversiteler, akademik ve idari yönden özerk kurumlar olarak düzenlenmiştir ama ekonomik ve mali açıdan merkezi yönetime bağlanmıştır. Yani çok büyük bir gelişme sağlanmış olmasına rağmen üniversitelerimiz için yine de tam özerklik sağlanamamıştır. Her şeye karşın üniversitelerimiz bu dönemde çok büyük bir gelişme göstermişlerdir. 1961 Anayasası düzeniyle üniversitelere sağlanan kısmi özerklik Anayasa’da yapılan 1971 değişiklikleriyle iyice sınırlandırılmıştır. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra, darbeyi yapan faşist cunta, üniversiteleri 1980 öncesinde ülkede yaşanan anarşi ve terör ortamının nedeni olarak göstermiştir. Bunun önüne geçmek düşüncesiyle YÖK düzeni kurularak üniversiteler zapturapt altına alınmaya çalışılmıştır. Bu dönemde YÖK’ün başına getirilen Prof. Dr. İhsan Doğramacı, 1961 Anayasası’nın getirmiş olduğu özgürlük ve kısmi özerklik ortamında henüz yeni yeni gelişmeye başlayan Türk eğitim ve bilim yaşamına ve üniversitelerimize büyük kötülükler yapılmış ve ağır darbeler indirmiştir. Çıkartılan 1402 sayılı yasayla ülkenin gerçek aydın bilim insanlarının üniversiteyle olan ilişiği kesilmiştir. Bunların bir kısmı haksız yere hapse atılmışlardır. 1982 yılında yeni üniversiteler kurularak, ülkemizdeki üniversite sayısı arttırılmıştır. Ortaya çıkan öğretim üyesi ihtiyacını karşılamak için bir kısım lise öğretmenleri YÖK tarafından Profesör yapılmıştır. Böylece öğretim üyesi kalitesi erozyona uğramaya başlamıştır. 1992 yılından üniversite sayıları yeniden arttırılmıştır. Bugün geldiğimiz noktada her ilde ve bazı ilçelerde açılanlarla birlikte üniversite sayımız 230’u bulmuştur. Bu üniversitelerde akademik unvanlar ulufe dağıtılır gibi dağıtılmıştır. Bugün Türkiye’deki profesör sayısı ABD’den fazladır ama bilimsellikte Türkiye’nin esamisi dahi okunmamaktadır. Üniversitelerimiz tarihin hiçbir döneminde ideal çalışma düzenine kavuşamamışlardır. Ancak günümüzdeki çalışma düzeni ise, sürdürülemez bir noktaya doğru hızla ilerlemektedir. Sorun üniversitelere kayyum rektörler atamakla, siyasi kadrolaşmalar yapmakla çözülemeyecek kadar ciddi ve yaşamsaldır. Çünkü üniversiteler bir toplumun geleceğini belirleyen kuruluşlardır. Bu nedenle, ülkemiz gerçeklerine ve beklentilerine uygun bir üniversite reformu yapılmalıdır. Bu reform her zamankinden daha büyük bir sorun olarak acil çözüm beklemektedir.

Celal TEZEL



Bizi desteklemek için; 

>Şahit olduğunuz haberleri habercizgi@gmail.com ‘a veya aşağıdaki sosyal medya hesaplarımız iletebilir, 

>Sosyal medyada takip edebilir, paylaşabilir, beğeni ve yorum yapabilirsiniz.

• Instagram: haber_cizgi https://instagram.com/haber_cizgi 

• Facebook: habercizgi https://www.facebook.com/habercizgi/ 

• Twitter: haber_cizgi https://twitter.com/haber_cizgi
Tüm ilginiz ve destekleriniz teşekkürler…


adana ahmetverde alisamiyen ankara Azerbaycan Beşiktaş cimbom corona coronavirüs deprem dünyadanhaberler ekonomi fenerbahçe Galatasaray Gaziantep gs gündem haber habercizgi instagram izmir korona koronavirüs magazin makale mersin mersinhaber moda ortadoğu ortadoğuhaberleri saglık salgın sağlık siyaset sondakika sondakikahaber spor suriye tv türkiye ultraslan virüs yks ÇİN İstanbul

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.