DOLAR 8,4047
EURO 10,1808
ALTIN 507,39
BIST 1.461
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin 29°C
Parçalı Bulutlu
Mersin
29°C
Parçalı Bulutlu
Pts 28°C
Sal 27°C
Çar 28°C
Per 29°C

SORUN EKONOMİDE DEĞİL ZİHNİYETTE

SORUN EKONOMİDE DEĞİL ZİHNİYETTE

Ekonomi bilimini sosyal bir bilim olarak kabul ettiğimizde öncelikli olarak insanların temel ihtiyaçlarının üretilmesini ve tüketilmesini, iktisadi akıl ilkesi gereği kaynakların en makul şekilde kullanılmasını sosyal adalet ilkesi gereği de ortaya çıkan hasılanın adil bir şekilde bölüştürülmesini anlamalıyız. Bu çerçeveden bakıldığında ülkelerde ortaya çıkan ekonomik ve sosyal sorunların arkasında ekonominin kendisini değil bu süreçte karar verici olan ekonomideki yönetim anlayışını görürüz. Çünkü bu mantık yürütmeye göre eldeki olanaklarla doğru karar vermek ve doğru seçimler yapmak en önemli unsur olarak karşımıza çıkar. Verilen kararların ve yapılan seçimlerin de doğru olup olmadığı halkın insani ihtiyaçlarının ne kadar karşılandığıyla, yani refahının artıp artmadığıyla veya onların memnuniyet seviyesiyle ölçülür.

Türkiye’de özellikle 1980’lerden sonra tercih edilen ekonomi yönetimi anlayışı ekonomiyi bu minvalde yönetmek yerine daha çok kendi haline bırakarak, kendi kendini yönetmesini beklemek üzere evrilmeye başlamıştı. Böylece zaten tam anlamıyla oluşturulamayan sosyal devlet ilkesi zamanla zarar gördü ve özelleştirmelerle, iktisadi kayırmacılıklarla, ahbap çavuş kapitalizmiyle halkın değil sadece her dönemin ve iktidarının ufak çevresinde palazlanan bir kesimin refahının artması söz konusu oldu.

Ancak 2018 Haziran seçimlerinden sonra bu kayırmacılık, ekonomideki bu keyfi ve şahsi-haksız uygulamalar o kadar çok arttı ki bu dönemi diğer dönemlerinden ayıran aşırı uygulamalara şahit olmaya başladık. Bunun böyle olmasında aslında Türkiye’nin ne tarihine, ne ekonomik gerçeklerine, ne soyo-kültürel yapısına ne de jeo-politik konumuna hiç uygun olmayan hükümet ve yönetim fırsatına sahip olmak için gerekli olan 50+1 modelinin de etkisi oldu. Zira bu sistem toplumu bir bütün olarak bütünleştirmeyi, en kötü dönemlerde bile yapabildiğimiz milli duruş ve hassasiyetleri tekrarlamayı değil tam tersine ayrışmayı, kutuplaşmayı, düşmanlaştırmayı meşru kılmaya başladı. Partili cumhurbaşkanlığıyla devletin milli olması gereken ana kurumları partilileşerek halkın genelinden kopmaya başladı. Yasama, yürütme ve yargı arasındaki kuvvetler ayrılığı zedelendi. Nihayet bugünkü ekonomik sorunların da merkezinde yatan ve denetlenemeyen, saydam olmayan, tamamen şahsi karar ve tercihlerle yürütülen bir ekonomik anlayış nevzuhur etti.

Gelinen nokta bir akıl tutulmasıyla açıklanabilir, yürütmenin yasamayı dikkate almamasıyla açıklanabilir, kamu vicdanı ve toplumsal ahlakla bağdaşmamakla açıklanabilir. Sözcü Gazetesinin aşağıdaki manşeti (1) bütün durumu özetliyor aslında. İster hükümet tarafından isterse muhalefet tarafından herhangi bir yasa önerisi geldiğinde bakılması gereken şey insanların refahının arttırılması, mağduriyetlerinin giderilmesi değil midir? Peki aşağıda sıralanan önergeler ve içeriklerine bakıldığında bütün bunlar nasıl red edilir? Bunlara hayır ! olarak kalkan parmaklar ve göz göre mağduriyetlerin giderilmesine onay vermeyen bir zihniyet ya da bunları onaylamayan bir “Millet Meclisi” nasıl izah edilebilir ? İşte yukarıda anlattığımız hikaye en azından bu noktaya nasıl gelindiğinin bir özeti. Şimdi tüm kamuoyu aşağıda belirtilen hususları (bunlar sadece belli başlı olanları) tarafsız bir şekilde yeniden okusun ve herkes kendi kendine bir değerlendirme yapsın ya da kendi açıklamasını paylaşsın. Hayırlı günlere sevgili Türkiye !

24 Ocak 1993’te aramızdan hain bir saldırı ile ayrılan ve araştırmacı gazetecilik, gerçeğin bayraktarlığı, antiemperyalizm, laiklik, gerçek Atatürkçülük denildiğinde ilk akla gelenlerden birisi olan Uğur Mumcu’nun ruhu şad olsun.

Prof. Dr. Hüseyin M. YÜCEOL

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.