DOLAR 7,5340
EURO 8,9904
ALTIN 410,35
BIST 1.536
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin 20°C
Az Bulutlu
Mersin
20°C
Az Bulutlu
Cts 19°C
Paz 19°C
Pts 18°C
Sal 18°C

EKONOMİK YAŞAMDAKİ ÖNCÜ DEPREMLER

EKONOMİK YAŞAMDAKİ ÖNCÜ DEPREMLER
28.01.2021
1.789
A+
A-

Bir yerbilim terimi olarak öncü deprem; bir depremden daha önce gerçekleşen, depremin oluştuğu alan içinde ortaya çıkan ve gelecek olan asıl büyük depremi haber veren küçük veya orta şiddetli sarsıntılar olarak tanımlanmaktadır. Aslında,  büyük yıkımlara ve acılara neden olan depremler, kendiliğinden ve birdenbire meydana gelmemektedir. Felaketten önce bunun bazı belirtileri ve işaretleri ortaya çıkmaktadır. Havaların aşırı derecede ısınması, akarsuların kimyasal yapılarının değişmesi, deniz ve göllerin kıyılardan çekilmesi, toplu balık ölümlerinin gerçekleşmesi, içgüdüleri güçlü bazı hayvan türlerinin panik içerisinde ve sürüler halinde sağa sola kaçışmaları ve en nihayetinde öncü depremlerin meydana gelmesi gibi olaylar; bazı çevrelerde asıl gerçekleşecek olan büyük depremin habercileri olarak yorumlanmaktadır. Bu belirtiler önceden fark edilip kimi önlemler alınabilirse, yaşanacak olan yıkımın vereceği zararlar azaltılabilmektedir. Ama bu gelişmeler görmezden gelinerek olaylar kendi akışına, iş oluruna bırakılırsa ve önceden harekete geçilip bir takım önleyici önlemler alınmazsa, doğal afetin vereceği zararların boyutları da o oranda büyük olabilmektedir. Esasen burada kısaca açıklamaya çalıştığımız bu süreçler, sadece yerbilimleri ve depremler için değil, aynı zamanda ekonomik, sosyal, siyasal, eğitim ve sağlık gibi çok çeşitli alanlarda da ortaya çıkabilecek olan bütün büyük bunalımlar, krizler ve yıkımlar için de, aynı şekilde geçerlidir. Bu tip, ön belirtilerle ortaya çıkan ve aşama aşama gerçekleşerek yıkıcı sonuçlar doğuran olaylara; tarihten, savaşlardan, salgın hastalıklardan, ekonomik iflaslardan ve bunlara benzer çeşitli olgulardan sayısız örnekler verebiliriz. Örneğin, son zamanlarda ülkemiz ve toplumumuz için de, öncelikli gündem maddesi ve can yakıcı yaşamsal bir sorun haline gelmiş olan Türkiye Ekonomisindeki bazı ilginç gelişmeleri de; tıpkı deprem olgusu gibi ele alıp, o şekilde açıklamamız mümkündür. Gerçekten de; son günlerde yakın çevremizde gözlemlediğimiz, her gün gazetelerden okuduğumuz, televizyon ekranlarından izlediğimiz Türkiye’nin ekonomik göstergelerine ilişkin yaşanan bazı gelişmeler, tıpkı büyük bir deprem gerçekleşmeden önce meydana gelen öncü belirtiler gibi, ekonomik alanda adım adım gelmekte olan bir ekonomik depremin ayak sesleri gibidir. Zaten Türkiye ekonomisinin öteden beri süregelen gelir ve servet dağılımı bozukluğu, mili gelirden kişi başına düşen payın düşmesi, yüksek dış borçlar, yüksek enflasyon, yüksek döviz kurları, yüksek işsizlik, tarımsal üretimin azalması ve sanayi üretiminin gerilemesi gibi yapısal sorunları mevcuttur. Türkiye, dünyadaki gelir dağılımının bozuk olduğu ülkeler listesinin 7. Sırasında yer almaktadır. 2020/Aralık ayında Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanan “Olayların Ardındaki Gerçek” başlıklı köşe yazısında atıf yapılan bir Dünya Bankası Raporunda; Türkiye’nin, 440,9 milyar dolarlık toplam dış borcu ile dünyada dış borcu en yüksek olan 6. Ülke olduğu açıklanmıştır. Elbette ki, tüm dünyayı derinden derine etkileyen Covid-19 pandemisi ülkelerin ekonomilerini de tahrip etmiştir. Ancak tüm dünya ülkelerinde hemen hemen sıfıra yakın oranlarda seyreden enflasyon, Aralık 2020 tarihi itibariyle yüzde 14,6’ya yükselmiştir. TÜİK tarafından resmen açıklanan bu rakamlarla Türkiye, dünyadaki yüksek enflasyona sahip ülkeler sıralamasında Arjantin’den sonra ikinci sıraya yükselmiştir. Ekonomi bilimine, kıyısından köşesinden şöyle birazcık bulaşmış olanlar bile çok iyi bilirler ki, bir ülkede uzun süreler boyunca yüksek seyreden enflasyon, uzun yıllar sürmüş savaş etkisi yapar. Böyle ülkelerde önce ahlak çöker. Yoksulluk ve işsizlik yaygınlaşır. Başta ekonomik suçlar olmak üzere, suç oranları artar. Toplumsal anomi ve yabancılaşma olgusu ortaya çıkar. Sosyal çalkantılar meydana gelir. Eğer çok iyi önlemler alınıp ekonomideki bozulmalar kontrol altına alınamazsa, bu toplumsal çalkantılar giderek sosyal patlamalara yol açabilir. Böyle bir kaos ortamından zengin fakir herkes çok büyük zararlar görebilir. Belki de, bu sakıncaları tahmin edebildikleri içindir ki; Türkiye’de görmeye pek alışık olmadığımız şekilde TOBB, TESK, TÜSİAD ve MÜSİAD gibi kuruluşlar bir araya gelerek “Türkiye’nin önceliği fiyat istikrarı” başlıklı ortak açıklama yapmışlardır. Yapılan bu açıklamada; “Fiyat istikrarı sağlanmadan ekonomide başlayan her canlanma, maalesef kısa süreli olmakta ve iş insanlarımızın yatırım ufkunu daraltmaktadır.” Tespiti yapıldıktan sonra “Enflasyonla mücadelenin öncelikli hedef olmasını destekliyoruz.” Denilerek, enflasyonla mücadelenin öncelik ve önemine dikkat çekmişlerdir. Ancak şunun çok iyi bir şekilde bilinmesi gerekmektedir ki; enflasyonla mücadelenin temel etkeni her alanda üretim artışları sağlamaktır. Bir ekonomide, enflasyonu kontrol altına alabilmek için üretim artışları sağlanmadan alınabilecek her türlü parasal, hukuksal, idari ve mali önlemler eninde sonunda başarısız olmaya ve kâğıt üzerinde kalmaya mahkûmdur. Ekonomik yapımızdaki bütün bu bilinen olumsuzluklara son günlerde bir de; bugüne kadar hiç rastlamadığımız yüksek oranlardaki şirket ve işyeri kapanmaları eklenmiştir. İşte, ekonomik yapımızdaki asıl büyük tehlike ve öncü deprem, bu şirket ve işyeri kapanmalarıdır. Ekonomi için söylemde çok çeşitli değerlendirmeler yapabilirsiniz. Bardağa iyi tarafından da, kötü tarafından da bakabilirsiniz. Ekonomimiz uçuyor, her şey tıkırında, işler yolunda gidiyor, işyerleri kapanmıyor da diyebilirsiniz. Ancak bu işin bir de matematiği vardır. Rakamları ortaya koyunca artık bunun sağa sola çekiştirilecek hali kalmaz. İşte kapanan işyerleri konusunda, Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Sicil Gazetesinde açıklanan verilere göre;  2020 yılında 99 bin 588 esnaf kepenk kapatarak esnaf sicilinden kaydını sildirmiştir. Yine aynı gazetenin verilerine göre 2020 yılında her gün ortalama 273 esnaf iflas etmiştir. 2021 yılında bu sürecin artarak devam ettiği haberleri gelmektedir. Bütün bu rakamlar bizlere, ekonomide suların ısındığını, alarm zillerinin çalmaya başladığını ve yakın bir gelecekte kopacak olan fırtınanın adım adım yaklaşmakta olduğunu haber vermektedir. Bilindiği gibi ekonomideki sektörler ve bu sektörlerde faaliyet gösteren firmalar bir zincirin halkaları gibi birbirlerine bağlıdırlar. Esasen bir tek işyerinin kapanması bile, dalga etkisi yaparak tüm firmaları ve kişileri olumsuz yönde etkilemektedir. İşyerlerinin kapanışını bizim burada yaptığımız gibi rakamlarla açıklamak dile kolaydır. Ancak unutulmamalıdır ki; kapanan her işyeriyle birlikte nice ocaklara ateşler düşmektedir. Ateş düştüğü yeri yakmaktadır. Ve ne yazıktır ki, yaktığı yerde de öylece kalmaktadır. İşyerlerinin büyük gruplar halinde kapanması, ekonomimizde yaşanan tekelleşme sürecinin hızlandığını göstermektedir. Tekelleşme süreci zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olması sonucunu doğurmaktadır. Ekonomik yapının bozulmuş olan bu dengelerini yerli yerine oturmak, bilinmezlikler içerisinde sağa sola savrularak seyreden bu kötü gidişatı olumluya çevirmek elbette ki mümkündür. Ancak bunun için vakit geçirilmeden bir dizi önlemler alınmalıdır. Tıpkı 1930’lardaki gibi; ekonomik yapıda köklü dönüşümler gerçekleştirilmelidir. Öncelikle kaynak savurganlığından ve israf ekonomisinden vazgeçilmeli, üretim ekonomisine, planlı kalkınma modeline, karma ekonomiye geçilmeli ve güçlü sosyal güvenlik sistemleriyle desteklenen kamucu ekonomik politikalara öncelik verilmelidir.   

Celal TEZEL

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.