DOLAR 7,5140
EURO 9,0099
ALTIN 409,32
BIST 1.538
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin 20°C
Az Bulutlu
Mersin
20°C
Az Bulutlu
Cts 20°C
Paz 20°C
Pts 19°C
Sal 19°C

İKİLİ YAPIDA ANAYASA VE ANAYASACILIK SORUNLARI

İKİLİ YAPIDA ANAYASA VE ANAYASACILIK SORUNLARI
19.02.2021
795
A+
A-

Toplumsal bilimlerle uğraşan bazı uzmanlar, epeyce uzun bir süreden beri ülkemizin ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel yapısında bazı farklılaşmalar meydana geldiğini ve ikili bir yapı oluştuğunu dile getirmektedirler. İkili yapı kısaca, bir ülkede siyasal iktidar sahipleri, ekonomik ve siyasal seçkinler ve yönetenler ile kendi halinde günlük yaşam mücadelesi veren sessiz çoğunluğun, yani yönetilen konumundaki çok geniş halk kesimlerinin gündemlerinin birbirinden farklılaşarak ayrışması ve tamamen birbirinden kopması olarak tanımlanmaktadır. Gerçekten de ülkemizde yaşanan günlük yaşam gerçeklerine bu pencereden baktığımızda; tıpkı bilim insanlarının söyledikleri gibi, yöneten konumundaki siyasal iktidar sahipleri, sermaye kesimi ve siyasal seçkinler ile yönetilen konumundaki geniş halk kesimlerinin gündemlerinin birbirlerinden ayrıldığı somut biçimde görülmektedir. Bu iki kesimin günlük uğraşıları, beklentileri, kaygıları, umutları, zevkleri, beğenileri, dünya görüşleri ve yaşam biçimleri birbirinden tamamen farklılaşmıştır. Yönetici seçkinler ve üst gelir grubunu oluşturan nüfusun yüzde yirmilik dilimindeki mutlu azınlık ile yönetilen konumundaki dar gelirli ve yoksul halk kesimleri sanki ayrı dünyaların insanları haline gelmişlerdir. Yönetenler ve siyasal seçkinler, tüm faaliyetlerini siyasal iktidarlarını, makam ve statülerini korumak amacıyla sürdürmektedirler. Büyük sermaye sahipleri ve ekonomik seçkinler ise, tüm imkânlarını ballı kamu ihalelerini kapmak ve kârlarını azamileştirmek için seferber etmektedirler. Gözleri, bu maddi çıkarlarından başka hiç bir şeyi görmemektedir. Yaşamlarında başkaca toplumsal içerikli bir konuya yer vermemektedirler. Bütün bunlara karşılık dar gelirli ve yoksul halk kesimleri ise, günlük yaşamlarının tamamını; pandemiyle mücadele için getirilmiş yasaklarla, hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, işsizlik, yoksulluk, işyerlerinin kapanması, her gün daha da artan borçlar nedeniyle başlatılan haciz ve icralar, gittikçe artan toplumsal şiddet, suç oranlarının artması, eğitim kalitesinin bozulması, toplumsal ahlakta ortaya çıkan yozlaşmalar, aile kurumunda meydana gelen çözülmeler ve bunlara benzeyen daha pek çok ekonomik ve toplumsal sorunların üstesinden gelebilmek için mücadele etmekle geçirmektedirler. Kısaca belirtmek gerekirse geniş halk kesimleri, zorlu salgın hastalık ve yaşam koşullarında, deyim yerindeyse adeta bir ayakta kalabilme ve varoluş yok oluş mücadelesi vermektedirler. Başkaca bilimsel, ekonomik, siyasal ve toplumsal sorunlarla uğraşabilmek için yeterli zaman, imkân ve ortama da sahip değildirler. İşte, böyle bir ikili yapı ortamında bulunan halkın, kendi günlük yaşam mücadelesinin zorluklarıyla baş etmek için çırpınırken, tepede bir üst yapı faaliyeti olarak başlatılan Anayasa ve Anayasacılık tartışmalarına etkin olarak katılabilmesi fiziken mümkün olamamaktadır. Halkımızın tarihten gelen böyle bir toplumsal ve yasal mücadele geleneği de mevcut değildir. Bu ve benzeri nedenlerle, ülkemizde son zamanlarda başlatılmış olan Anayasa ve Anayasacılık hareketleri de, üst düzeyde bir grup siyasetçi, gazeteci, akademisyen, aydın bilim insanı ve hukukçuyla sınırlı kalmıştır. Tabana yayılamamış ve halka mal edilememiştir. Esasen bizim ülkemizdeki Anayasa ve Anayasacılık hareketlerinin halka mal edilememesi sorunu yeni bir sorun değildir. Bunun kökenleri çok eskilere dayanmaktadır. Bizdeki Anayasalar hep halka rağmen, halk için, halk adına hareket ettiğini iddia eden, durumdan vazife çıkartan bir grup asker-sivil aydın ve bürokrat tarafından yapışmıştır. Yapılan bu Anayasalarda, halk için yararlı bir takım düzenlemelere yer verilmiş olmasına ve ileri sayılabilecek bir takım hak ve özgürlükler verilmesine rağmen, Anayasalar hep tepeden indirilerek halka dayatılmıştır. Anayasalar ve Anayasalarda yer alması istenen hak ve özgürlükler için halktan gelen bir talep ve halk tarafından verilmiş olan bir Anayasa mücadelesi söz konusu olmamıştır. Bu nedenledir ki, bir üst yapı faaliyeti sonucunda hazırlanarak halka tepeden indirilen Anayasalar, halk daha bu Anayasalarla kendisine verilen hak ve özgürlüklerin neler olduğunun bilincine dahi varmadan gerçekleştirilen ihtilal ve darbelerle ortan kaldırılmıştır. Yerlerine yine başka Anayasalar tepeden indirilmiş, hazır olarak halka sunulmuştur. Kendi halinde işiyle gücüyle uğraşan sessiz halk yığınları, yapılan bu değişiklikleri hiçbir tepki göstermeden olduğu gibi kabullenmiştir. Çünkü bizim ülkemizde, Anayasal yurttaşlık ve temel hak ve özgürlükler alanındaki toplumsal bilinç henüz yeterince oluşmamıştır. Oysa Anayasalar, sadece kâğıt üzerinde ve kara kaplı kitaplarda yazılı kalan, yalnızca hukukçuları ilgilendiren yasal metinler değillerdir. Anayasalarda yazılı her maddenin günlük yaşamda bir karşılığı vardır. Bu yasal metinlerde yazılı olan temel hak ve özgürlükler, bir toplumda yaşayan beşikten mezara kadar herkesi doğrudan doğruya ve çok yakından ilgilendirmektedir. Ancak bunun için Anayasaların hayata geçirilmesi ve bütünüyle uygulanması gerekmektedir. Yoksa bir Anayasa, ne kadar mükemmel bir şekilde hazırlanmış olursa olsun, hayata geçirilip uygulanmadığı takdirde bunun hiçbir önemi, değeri ve topluma sağlayacağı herhangi bir yararı yoktur. Günümüzde, uluslararası devletler ailesinde modern ve ciddi bir devlet olarak kabul edilebilmenin önemli koşullarından birisi de, çağdaş bir Anayasaya sahip olabilmektir. Bilinenin aksine Anayasanın, bir ülkenin ekonomik ve sosyal kalkınmasıyla ve refah düzeyinin yükselmesiyle de çok yakın bir ilişkisi vardır. Anayasa, adı üzerinde en temel yasadır. Yasaların anasıdır. Normlar hiyerarşisinin en üstünde yer almaktadır. Öteki tüm yasalar, kararnameler, yönetmelikler, tüzükler ve diğer yasal metinler de Anayasaya uygun olmak zorundadırlar. Toplumsal ve hukuksal açıdan bu kadar önemli olan Anayasayı kısaca; “Devletin biçimini, temel niteliklerini ve ilkelerini, devletin yapısını ve işleyişini, devletin organlarını, bu organların görevlerini, siyasal iktidarların nasıl oluşacağını, yurttaşların temel hak ve özgürlüklerini ve ödevlerini belirleyen yasadır.” Şeklinde tanımlayabiliriz. Bir başka tanıma göre ise Anayasa; bir toplumsal sözleşme ve senet hükmündedir. Bu toplumsal sözleşmenin bir tarafında yönetenler, diğer tarafında iste halk vardır. İçeriğinde ise toplumu halk adına yönetenlerin, yönetim görevini yerine getirirken hangi kurallara uyacaklarına ilişkin hükümlere yer verilmektedir. Toplumsal senedin borçlusu yönetenler, alacaklısı ise halktır. Bu kısa açıklamalarda yer alan özellikler de açıkça göstermektedir ki, toplumun ihtiyaçlarına gerçekten cevap verebilen sağlıklı bir Anayasa hazırlayabilmenin birinci ve olmazsa olmaz koşulu Anayasa üzerinde toplumsal uzlaşmanın sağlanmasıdır. Anayasanın halkın işbirliği ve katılımıyla hazırlanmasıdır. Aslında Anayasalar, devleti kuran kurucu asli iktidarlar tarafından yapılır. Bundan sonra gelen giden siyasal iktidarların gönüllerince Anayasa yapıp yapamayacakları konusu Anayasa hukukçuları arasında bugün bile tartışmalı bir konudur. Ve çoğunlukla siyasal iktidarların her aklına estiğinde Anayasa yapamayacakları görüşü ağırlık kazanmıştır. Bizim Anayasa ve Anayasacılık tarihimizde her nasıl olmuşsa olmuş ve bu güne kadar altı Anayasa yürürlüğe konulmuştur. Bunların hiç birisi halkın ihtiyaçlarına yeterince cevap verememiş ve bir süre sonra çeşitli yönleriyle eleştirilir hale gelmiştir. Ülkemizin bugün de yine çağdaş, cumhuriyetçi, insan haklarına saygılı, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, tam demokratik, laik, çoğulcu, özgürlükçü, sosyal adaletçi, karma ekonomiye ve planlı kalkınma modeline dayalı bir Anayasaya ihtiyacı bulunmaktadır. Ancak bu Anayasanın yapılış hazırlıklarına halkın tüm kesimlerinin katılımı mutlaka sağlanmalı ve Anayasa halka mal edilmelidir. Halkta bir Anayasal yurttaşlık bilincinin gelişmesine ve çağdaş bir Anayasa talebinin oluşmasına çalışılmalıdır. Yoksa daha öncekiler gibi,  siyasal seçkinler tarafından hazırlanarak tepeden indirilen bir Anayasanın ne kadar mükemmel olursa olsun ülke ve toplum ihtiyaçlarına cevap verebilmesi ve başarılı olabilmesi şansı ne yazık ki mevcut değildir.    

Celal TEZEL   



Bizi desteklemek için; 

>Şahit olduğunuz haberleri habercizgi@gmail.com ‘a veya aşağıdaki sosyal medya hesaplarımız iletebilir, 

>Sosyal medyada takip edebilir, paylaşabilir, beğeni ve yorum yapabilirsiniz.

• Instagram: haber_cizgi https://instagram.com/haber_cizgi 

• Facebook: habercizgi https://www.facebook.com/habercizgi/ 

• Twitter: haber_cizgi https://twitter.com/haber_cizgi
Tüm ilginiz ve destekleriniz teşekkürler…


ahmetverde corona coronavirüs deprem DÜNYADANİLGİNÇHABERLER dünya dünyadanhaberler ekonomi elazığdepremi emresun gazete güncel gündem haber habercizgi hatay hatayhaber ilginçhaber internethaber KOMİKHABER korona koronavirüs koseyazısı makale merkel mersin mersinbelediye mersinhaber ortadoğu ortadoğuhaberleri politika saglık salgın siyaset sondakika sondakikahaber spor sporhaberleri suriye suriyeordusu tarsus teknoloji virüs ÇİN İLGİNÇHABERLER

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.