DOLAR 8,1049
EURO 9,7001
ALTIN 459,43
BIST 1.408
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin 23°C
Az Bulutlu
Mersin
23°C
Az Bulutlu
Cts 23°C
Paz 22°C
Pts 24°C
Sal 23°C

TARIMDA YIKIM

TARIMDA YIKIM

Aslında yazının başlığını “Tarımda Felaket” veya “Tarımda Büyük Çöküş” olarak yazmak da mümkündü. Ancak, durumun vehametinden yıkım, çöküş veya felaket kavramlarının hiçbirisinin yaşananları anlatmaya yetmeyeceği kanaati oluştu. Bu kanaatin niçin oluştuğunu anlamak için tarımla ilgili verilere bakmak yeterlidir. Bu sayfada yani haberçizgi.com adresinde yazmış olduğumuz “Çiftçi Kredi Ekip Borç Biçmesin” başlıklı yazımızda tarım sektörüyle ilgili iki önemli tehlikeli gelişmeyi vurgulamıştık:

  1. Türkiye nüfusu artarken tarımdaki istihdam rakamları tehlikeli bir şekilde düşüş gösteriyor. 2005 yılında nüfus 67,7 milyon kişi iken tarımda istihdam 4 milyon 682 bin; 2020 yılında nüfus 83,1 milyon iken tarımda istihdam edilenlerin sayısı 4 milyon 187 bin kişiye düşmüştü.
  2. Çiftçinin 2005’te 5 milyar 639 milyon TL olan borcu 2020’de 112 milyar 945 milyon TL’ye (2021 itibariyle 129 milyar TL’ye ulaşmış durumda) yükselmişti.

Şimdi gelinen nokta itibariyle tarım sektörü ve bu sektörde çalışan insanlar çok daha zor durumda. Sorun tabii ki burada kalmıyor çünkü bu sektördeki kötü gidiş şu an konuşulmakta olan gıda fiyatları krizinden, gelecekteki olası temiz ve güvenli gıdaya ulaşabilme konusuna kadar birçok şeyi zincirleme etkiliyor. Kısacası mesele yaşamsal değerde hepimizin önünde duruyor.

Tarım için şu anda söylenebilecek en önemli şey artarak devam eden ithalat bağımlılığı. İronik bir şekilde tüm yerlilik ve millilik söylemlerine karşın, anormal derecede hükümet ithalatla kötü sonu hazırlamaya devam ediyor. Açıklanan rakamlara göre 2020 yılında tarım ürünleri ithalatı için ödenen para 9,5 milyar dolar. Şu sıralar çok gündemde olan zeytinyağı fiyatlarını da işin içine kattığımızda karşımıza ilk olarak geçen sene en çok ithalatı yapılan ayçiçek ürünü çıkıyor. Bir yılda ayçiçeği için ülkemizden çıkan döviz miktarı 1 milyar 488 milyon dolar. Bunun arkasından sırasıyla badem, bakla, çay, kırmızı mercimek, yeşil mercimek, kuru sarımsak, taze sarımsak, pamuk, soya, susam ve tütün gibi ürünler geliyor.

Türkiye’nin birer nimet olarak elindeki kaynaklara ve geçmişte bu alanlarda yapmış olduğu üretimlere bakıldığında gelinen aşamanın korkunç olduğunu söylemek gerekiyor. Çay, tütün, pamuk ve soya başta olmak üzere birçok tarımsal ürün, sebze ve meyve Türkiye’de son derece doğal koşullarda üretilebilir, hem ülke vatandaşlarının besin-gıda ihtiyaçları karşılanabilir hem de ülkenin temel sorunlarından birisi olan döviz açığı sorununa bir nebze çare olunabilirdi. Ayrıca bu alanda çiftçi olarak çalışan binlerce insan ve mevsimlik olarak çalışan bir o kadar insan sektörde kalabilir, giderek kalabalıklaşan, yaşanmaz hale gelen, estetik, sanat ve kültür yoksunu kentlere gidip bir de orada işsiz kalmak zorunda kalmayabilirlerdi.

Bugün koltuklarını ve itibarlarını borçlu oldukları cumhuriyeti küçük görüp yeni anayasa yapmaktan bahsedenler veya 100 yıl öncesine dönmeyi umut edenler önce 1923 sonrası bu alanlarda yapılan hamlelere iyi baksınlar. O cumhuriyet örneğin soyanın ne kadar stratejik bir ürün olduğunu görüp Karadeniz’de ekimi başlatmış, Sümerbank bünyesinde soya fabrikası kurmuştu. Şeker pancarı, pamuk, tütün başta olmak üzere, hayvancılık sektörünü de işin içine kattığımızda o dönemde ne kadar önemli işler yapıldığı açık bir şekilde ortaya çıkar. Oysa 1980’den itibaren özellikle de son 10-15 yılda ne var ne yok her şey haraç mezat satıldı, onların yerine yenisi yapılmadı ve şimdi az sayıda ürün dışında koca memleket dışarıya bağımlı hale geldi. Cumhuriyet döneminden ders alıp onu daha ileriye taşımak için göreve gelenler şapkayı önlerine alıp düşünmeliler. TMO’nun (Toprak Mahsulleri Ofisi) makarnalık buğdayda yerli üreticiye ton başına 1.800 TL verip aynı ürün için yurtdışına 2.450 TL vermesi ne anlama gelmektedir ! sorgulasınlar. Yerli çiftçi ve üretici borç batağına saplanıp, traktörünü haciz ederken ona milli gelirden hak ettiği payı vermeyip Afrika’da toprak arazisi kiralayıp oralarda üretim yapmak istenmesinin nasıl bir yerlilik, nasıl bir milliyetçilik anlayışına sığdığını izah etsinler.

Not: İşgücüne katılma oranları halen çok düşük olan ve sigortasız, güvencesiz, sendikal haklardan yoksun bir şekilde çalışan, alınteri ve emek yorgunu tüm kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar günü kutlu olsun.

Prof. Dr. Hüseyin M. YÜCEOL



Bizi desteklemek için; 

>Şahit olduğunuz haberleri habercizgi@gmail.com ‘a veya aşağıdaki sosyal medya hesaplarımız iletebilir, 

>Sosyal medyada takip edebilir, paylaşabilir, beğeni ve yorum yapabilirsiniz.

• Instagram: haber_cizgi https://instagram.com/haber_cizgi 

• Facebook: habercizgi https://www.facebook.com/habercizgi/ 

• Twitter: haber_cizgi https://twitter.com/haber_cizgi
Tüm ilginiz ve destekleriniz teşekkürler…


adana ahmetverde alisamiyen ankara Azerbaycan Beşiktaş cimbom corona coronavirüs deprem dünyadanhaberler ekonomi fenerbahçe Galatasaray Gaziantep gs gündem haber habercizgi instagram izmir korona koronavirüs magazin makale mersin mersinhaber moda ortadoğu ortadoğuhaberleri saglık salgın sağlık siyaset sondakika sondakikahaber spor suriye tv türkiye ultraslan virüs yks ÇİN İstanbul

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.