DOLAR 8,0659
EURO 9,6646
ALTIN 459,31
BIST 1.410
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin 23°C
Az Bulutlu
Mersin
23°C
Az Bulutlu
Cts 23°C
Paz 22°C
Pts 24°C
Sal 23°C

FAİZ LOBİSİ

FAİZ LOBİSİ

Lobicilik hükümetler tarafından verilen kararları etkileme çalışması olarak bilinmektedir. Uluslararası arenada özellikle uluslararası siyasette ülkeler lehine veya aleyhine kararlar çıkarılması lobilerin genellikle organize bir şekilde yürüttüğü faaliyetler eşliğinde gerçekleşebilmektedir. Bu durumda faiz lobisi belirli bir grubun, örneğin ulusal/uluslararası para ve sermaye odaklarının sürekli yüksek faiz geliri elde etmek için bir ülke üzerinde yaptığı açık/gizli müdahaleler olarak adlandırılabilir.

Bilindiği üzere Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın Para Politikası Kurulu (PPK) 18 Mart 2021 Perşembe günü faizi % 19 seviyesine çıkarınca Türkiye, faiz oranlarında Avrupa ve OECD ülkeleri arasında birinci, dünyada yedinci sıraya yükseldi. Böyle bakınca varsaydığımız faiz lobisinin Türkiye’de uzun dönemdir etkili olduğunu ve halkın vergileri üzerinden bol miktarda para kazanmaya devam ettiğini söyleyebiliriz. Ancak burada karşımıza akılla,  mantıkla ve iktisat bilimiyle izah edilmeye muhtaç bazı konular çıkmaktadır. Faiz lobisi doğrudan ve zorla merkez bankasının faiz kararlarını belirlemiyor ve kendi ülkemizin ekonomisini “yönetmiyorsa” bu sonuç nasıl ortaya çıkabilir ? İşte bu soruyu, hangi ülkelerde faiz oranları çok düşük ve faiz lobisi neden o ülkeleri adeta haraca bağlayamıyor sorusuyla çarpıştırırsak sanırım zihinlerimizde de şimşekler çakacaktır.

Tablo 1: Dünyada Faiz Oranları-2021 Şubat/Mart İtibariyle

ÜlkeSon AçıklananÖncekiReferansBirim
En Yukarıdakiler
Venezuela45.3439.59Feb/21%
Zimbabwe4035Feb/21%
Argentina3838Mar/21%
Yemen2727Feb/21%
Liberia2525Feb/21%
Suriname2525May/20%
Türkiye1917Mar/21%
Congo18.518.5Feb/21%
Iran1818Feb/21%
Haiti1717Feb/21%
En Alttakiler
     
Malta00Mar/21%
Netherlands00Mar/21%
Norway00Mar/21%
Portugal00Mar/21%
Slovakia00Mar/21%
Slovenia00Mar/21%
Spain00Mar/21%
Sweden00Feb/21%
Japan-0.1-0.1Mar/21%
Denmark-0.6-0.6Feb/21%
Switzerland-0.75-0.75Feb/21%

Kaynak: Trading Economics, Indicators; Interest Rate, www.tradingeconomics.org

Öncelikle son iki ay Şubat-Mart içerisinde dünyada faiz oranları nasıl seyrediyor hep beraber bakalım. Yukarıdaki tablonun ayrıntısına göre ülkemizin yüksek faizde dünyada yaklaşık 160 ülke/bölge arasında 7. sırada olduğunu, en altta yer alan ülkelerin negatif faizden başlamak üzere “sıfır” faize sahip olduğunu görebiliyoruz. Listede 20’den fazla ülkede faiz oranlarının sıfır olduğunu, bir o kadar ülkede % 1, bir o kadar ülkede de % 1 ile % 2 arasında olduğunu ve listenin bu şekilde bize doğru uzadığını da söyleyebiliriz.

Sanırım ülkemizde politika faizinde (bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı) 200 baz puan olarak ifade edilen % 2’lik bir artışın ne anlama geldiğini ve faiz lobisi için ne kadar iştah kabartıcı bir manzaranın oluştuğunu görmüş olduk. İslami kriterleri baz alsaydık Budist-Şintoist Japonya ile Hıristiyan İsviçre’nin bu anlamda eksi faiz oranlarıyla listenin nasıl başında yer aldığını da ibretle müşahade ettik. Şimdi gelelim sevgili ülkemizin onlarca ülke arasında, neden bu kadar yüksek faize sahip olduğu gerçeğine. Allah korusun faiz lobisi bizim ülkemizde çok etkili, bizim merkez bankamızı ve onun yetkililerini baskı altına alıp istediğini kotarıyor ! dersek – ofsayta düşebiliriz. Pekâla; Yemen gibi savaş içerisinde olan bir ülkeyi dışarıda bırakırsak acaba faiz şampiyonu olmaya aday ülkelerde ekonominin iyi yönetilmediğini ve kaynak kullanımının etkin olmadığını söyleyebilir miyiz ? Elbette uluslararası para odaklarının, siyasi hesapları da olan çeşitli çıkar gruplarının, küreselleşmeyle imaj değiştiren emperyalizmin Venezuala ve Türkiye gibi ülkeler üzerinde operasyonlar çektiğini ve güçlenmelerini istemediğini varsayabiliriz.

Evet bu her zaman mümkün ve oligarşik güç odaklarının küreselleşmeci-yayılmacı kapitalizm ortamında artık sürpriz görülmemeli. Ancak bu ön kabul Venezuala gibi dünyanın en önemli petrol rezervine sahip olan bir ülkeyi ya da Türkiye gibi bölgesinde en güçlü olan ülkelerden bir tanesini hafife almak ve zayıf göstermek anlamına gelmez mi ? Senin bu kadar petrolün var ! senin de tarihinden, kültüründen ve en son Cumhuriyetin ilanından beslenen bu kadar güçlü bir konumun var da niye bu hallere düştün, demezler mi ? Sahip olduğun kaynakları doğru ve verimli kullansaydın, onları heba etmeseydin, çalışarak, üreterek, bölüşerek ve Atatürk’ün de ısrarla üzerinde durduğu ekonomik bağımsızlığını arttırarak bu hallere düşmeseydin ya ! demezler mi ?. Hem kabakta bizim gibi tarafsızca sadece- ülkenin kaynakları ve halkın parası iyi kullanılıyor mu? yoksulluk-işsizlik azalıyor mu ? çocuklarımıza-gençlerimize daha iyi bir gelecek nasıl hazırlanabilir ? diyenlerin, doğruyu bulmaya çalışanların başına patlamaz, trajikomik bir şekilde ülkeyi zayıf gösterme ya da söz konusu lobilere hizmet etme suçlaması bize ihale edilmezdi.

Şimdi iktisat biliminin diliyle tane tane açıklayalım. Faiz lobilerinin yani akbaba sürülerinin radarına takılmamak, üreten bir ekonomiye sahip olmakla ve bununla beraber makroekonomik dengeleri sağlamakla olur. Makroekonomide dengeler, Kaynaklar- Harcamalar Dengesi, Yatırım – Tasarruf Dengesi, Ödemeler Dengesi ve Kamu Kesimi Genel Dengesi olarak dört başlık altında ele alınır. Bunların ayrıntısına şu an girmeye gerek yok ama galiba Türkiye ile birlikte dünyada en yüksek faizi veren ülkelerde bu dengelerin bozuk ya da çok bozuk olduğunu veya giderek kötüleşmekte olduğunu anlatabilmiş oluyoruz. Öyleyse faizler, faiz lobisi istediği için değil zaten sınırlı iktisadi kaynaklar kötü kullanıldığı için ve bunların sonucunda milli paranın değeri korunamadığı için yükselmiş olmuyor mu ? Onlar da bunu fırsata çevirip o ülkenin üzerine çullanmış olmuyor mu ? Bir de piyasalarda zorunlu olan güven ortamı sağlanamadığında ve  hukuk, demokrasi, liyakat gibi olmazsa olmaz konularda ilerleme gösterilmediğinde o ülke kendi eliyle bu cendereye düşmüş olmuyor mu ?

Bizim güzel ülkemiz için geldiğimiz aşama çok açık. Merkez bankası örneğin son olarak sıkı para politikası uyguluyor, yani enflasyonla mücadele etmek için faizleri yükselterek Türk Lirasını değerli kılmaya ve dövize kaçışı (dolarizasyon) engellemeye çalışıyordu. Faizleri yükseltmese, indirse ki bu denendi (faiz sebep enflasyon sonuç tezini test etmenin faturası milyarlarca döviz rezervinin heba olması oldu ve merkez bankası göz göre göre bir tek faiz silahına mahkum edildi) döviz kuru fırlıyor ve hem enflasyon üzerinde hem de enerji ve hammaddede gibi temel girdilerde ithalata bağımlı ülkemizde dert üzerine dert ekleniyordu. Dolar cinsinden dünya kadar dış borcumuzun üzerine hem kur farkından ekstra yük biniyor, hem de artan riskler yüzünden yeni-ucuz kredi bulmak zorlaşıyordu. Böylece faizleri yükselten ve faizleri düşüren merkez bankası başkanları bir gelip bir geliyor, talimata uyan uymayan merkez bankaları gibi en azından gelişmiş “piyasa ekonomileri” için dehşet bir manzara ortaya çıkıyordu (20 ayda dört merkez bankası başkanı bir o kadar TÜİK başkanı değişti. Yeri gelmişken merkez bankası başkanlarının normalde görev süresi ülkemizde 5 yıldır).

Sonuç yine güven-istikrar sorunu ve ülkenin artan risk primleri. Konuya reel faiz (nominal faiz oranı eksi enflasyon) açısından baksaydık, Türkiye’de enflasyon (% 15,61) çıktıktan sonraki faiz oranı gerçekte % 3 civarında deyip kendimizi avutabilirdik. Ama ülkenin risk primi (CDS- uluslararası piyasalarda beş yıllık tahvillerin iflas risk primi) son olarak yani 18 Mart gecesi operasyonunun yapıldığı sıralarda 326 puanla reel faizin de üstünde olunca işler yine sarpa sarıyordu. Yani bu faiz yine yabancı yatırımcıya cazip gelmeyecek, bizi sömürüyor diye şikayet ettiğimiz, kızdığımız sıcak para ve görünmez sahipleri kapıdan içeriye girmeyecek ! Ta ki istediklerini alana dek. Tabii bu arada bunu yapmaz, boyun eğmezsek hadi bakalım dolar tekrar yukarıya !

Türkiye ne içinde bulunduğumuz fazlasıyla küreselleşmiş bir dünya ekonomisinden ne de bölgesinde yer alan siyasi hesaplardan/kavgalardan kendini soyutlayamayacağına göre yapılması gereken makroekonomik dengeleri düzeltmeye çalışmak ve ekonomide güven ve istikrarı sağlamak olmalı. Sonra siyasilerin durmadan hukuk adına konuşup hükümler vermediği, artık liyakat sahibi olup aklın ve bilimin ışığında iş yapacak insanların kritik görevlere geldiği, kaynakların halkın emaneti olan paraların (eski adıyla beytülmal diyelim) adil, hesap verilebilir, denetlenebilir ve şeffaf bir şekilde kullanıldığı bir ülke yaratmak zorundayız. 

Yukarıdaki listede yer alan İsviçre, İsveç, Norveç, Danimarka, Japonya, Hollanda gibi ülkelerin yaptığı buna benzer şeyler aslında. Bu ülkelerde birkaç yılda yaşanacak gelişmeler bizde bir günde hatta kararnamelerle bir gecede yaşanabiliyor. Ekonomi yönetimindeki mevcut siyasi irade devlete, hazineye, belediyeye ait istediği araziye ve varlığa el koyabilir, imara açabilir; istediğini çalıştırır istemediğini çalıştırmaz; kime istiyorsa ihaleyi ona verir, gizli yapar, hesap da vermez;  makro dengeler ekside iken Varlık Fonu kurar ve istediği kamu kurumunu bir kararnameyle içine dahil edebilir; arzu ediyorsa İstanbul Kanalını da garanti kapsamına alır; Türkiye Büyük Millet Meclis’inin yorulmasına gerek yok, uluslararası sözleşmelere de girilir veya çıkılır şeklindeki uygulamalar, “ekonomide ve hukukta reform” paketlerini içeride ve dışarıda alıcısız bırakır. Bu türden uygulamalarla oluşan güç birikimi siyasette zirve ancak ekonomide dip anlamına gelir; sonrası belirsizlik ve güven sorunu nihayetinde ise hoppala ülkenin risk primi de yeniden yukarıya !

Ekonomide ve hukukta doğru atılan adımlar bizi o ülkeler gibi, varsayılan faiz lobisinin kıskacından kurtarabilir ve pandeminin de etkisiyle kıtlık ekonomisine doğru giden, daha fazla iflas ve işsizliğe dolayısıyla karamsarlığa itilen sıkıntılı bir süreçten çekip alabilir. Faiz lobisi ve finansal yatırımcılardan çok ülkemizin en azından üretim ve istihdamına katkı yapacak, fabrika açacak gerçek yatırımcı bu iklimde ancak daha çok gelebilir.  O zaman sözün özü: bir ülkede gerçekten vatansever veya milliyetçi – yerli veya milli olabilmenin yolu laftan değil güzel ahlak ve adaletle davranmaktan, emaneti ehline teslim etmekten, çalışmak ve emeğin karşılığını verip-almaktan, hak, hukuk ve özgürlüklere ülkenin bağımsız varlığıyla çelişmedikçe değer atfetmekten geçiyor. Kimsenin birbirini suçlamasının, durmadan kavga etmesinin ve ayrıştırmasının gereği de yararı da yok, oturup hep beraber bunlar için çabalamalıyız. Rica ve minnet ile duyurulur.

Prof. Dr. Hüseyin M. YÜCEOL



Bizi desteklemek için; 

>Şahit olduğunuz haberleri habercizgi@gmail.com ‘a veya aşağıdaki sosyal medya hesaplarımız iletebilir, 

>Sosyal medyada takip edebilir, paylaşabilir, beğeni ve yorum yapabilirsiniz.

• Instagram: haber_cizgi https://instagram.com/haber_cizgi 

• Facebook: habercizgi https://www.facebook.com/habercizgi/ 

•Twitter:haber_cizgi https://twitter.com/haber_cizgi
Tüm ilginiz ve destekleriniz teşekkürler…


adana ahmetverde alisamiyen ankara Azerbaycan Beşiktaş cimbom corona coronavirüs deprem dünyadanhaberler ekonomi fenerbahçe Galatasaray Gaziantep gs gündem haber habercizgi instagram izmir korona koronavirüs magazin makale mersin mersinhaber moda ortadoğu ortadoğuhaberleri saglık salgın sağlık siyaset sondakika sondakikahaber spor suriye tv türkiye ultraslan virüs yks ÇİN İstanbul

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.