KARANTİNA ALTINDA RAMAZAN BAYRAMI

0
45

Atalarımız, günlük yaşantımızda bazen art arda gelen,  bitmek tükenmek bilmeyen sıkıntı ve zorluklarımızı “gün biter, dert bitmez” atasözüyle ifade etmişler. Bu anlamlı söz, içinde yaşadığımız kovid-19 salgını nedeniyle, her gün yüzlerle ifade edilen ölüm acılarını, insanlık trajedilerini, karantinalı günlerin iç sıkıntılarını, kapanan iş yerlerini, ekonomik bunalımları, işsizliği, çaresizliği, acizliği ve en önemlisi de umutsuzluğu veciz bir şekilde dile getiriyor. Sanki bizlere, sabahtan akşama bin bir zorlukla geçirdiğimiz günlerimizin kısa bir özetini veriyor. Evet, bugüne kadar eşi ve benzeri görülmemiş olağanüstü zorlu bir dönemden geçiyoruz. Toplumsal bir karantina altında yaşıyoruz ama bir taraftan da günlük görev ve sorumluluklarımızı yerine getirmemiz gerekmektedir. Öte yandan yaşantımızı monotonluktan çıkartan, renklendiren, onu anlamlı kılan toplumsal kültür varlıklarımızı, moral değerlerimizi, simgelerimizi ve ritüellerimizi de unutmamalı ve unutturmamalıyız. Vazgeçilemez ve ertelenemez nitelikteki bu toplumsal simge ve ritüellerimizin başında anma günlerimiz ve bayramlarımız gelmektedir. Geçmişte, her hal ve koşulda bu bayramlarımızı kutladığımız gibi, bu yıl da yine karantina altında evlerimizde veya sanal ortamlarda bayramlaşmak suretiyle binlerce yıllık geleneğimizi sürdüreceğiz. İnsanoğlunun, bilinen en eski çağlardan beri kimi zaman tapınma, kimi zaman eğlenme ve anma amacıyla çeşitli etkinlikler düzenlediği bilinmektedir. Bu etkinliklere; yerine, zamanına ve niteliğine göre; ayin, tören, anma, karnaval, festival, şenlik ve bayram gibi adlar verilmiştir. Türkler, Müslümanlığı kabul etmeden önce, mevsim dönüşümlerini esas alan kimi tören ve şenlikler düzenliyorlardı. Ancak Müslümanlığı kabul ettikten sonra Ramazan ve Kurban Bayramları en önemli bayramlar haline gelmiştir. “Bayram” sözcüğü, Türkçe bir sözcüktür. Kaşgarlı Mahmut, ünlü “Divan-ı Lügatü’t-Türk” adlı yapıtında; Oğuzlar’ın “sevinç ve eğlence günü” karşılığı olarak Arapçada kullanılan “îd” sözcüğü yerine bayram sözcüğünü kullandıklarını belirtmektedir. Son yıllarda, bazı köşe yazılarında ve televizyon programlarında ortaya atılan yapay bir gündemle; Ramazan Bayramı mı? Yoksa Şeker Bayramı mı? Soruları ortaya atılarak, bu bayramın adı üzerinden ayrıştırıcı bir tartışma yaratılmak istenmektedir. Böyle bir tartışma tarihsel ve bilimsel temelden yoksundur. Çünkü binlerce yıldır kutlanan bu bayrama, Osmanlılar Döneminde “Ramazan Bayramı” ya da kimi durumlarda söylendiği şekliyle “Şeker Bayramı” adı verilmiştir. Hicri takvime göre Ramazan ayından sonra kutlanan bu bayrama değişik İslam ülkelerinde değişik isimler verilmektedir. Örneğin, Arap Yarımadasında bu bayrama “Fıtr Bayramı” yani “Yemek Bayramı”, Endonezyada ise “Hari Lebaran” (Bayram Günü) denilmektedir. İslam Dininin kutsal kitabı olan Kuranı Kerim’de “Ramazan Bayramı” adıyla tanımlanmış bir bayram mevcut değildir. Müslüman Arap kültüründe, “îdü’l-fıtr” ve ” îdü’l-adhâ” şeklinde adlandırılan iki bayram mevcuttur. Her iki bayram da hicretin İkinci yılından itibaren kutlanmaya başlanmıştır. Esasen ramazan ayını oruçla geçiren müminler sonraki ayın yani, Şevval ayının ilk üç gününü bayram olarak kutlamışlardır. Bazı dil bilimciler, Osmanlılar döneminde, “Şevval” ayının söylenişinin zamanla dönüşerek “Şeker” şeklinde söylenmeye başlandığını ve giderek bu bayramın da “Şeker Bayramı” adını aldığını belirtmektedirler. Bir başka açıklamaya göre ise; Arapça adı “idü’l-fıtr” olan bu bayrama, bayramdan önce fitre verildiği için “Fıtır Bayramı” adı verilmiştir. Bu bayramda; “sadaka-i fıtr” yani “oruç bozma sadakası” dağıtıldığı için, sadaka dağıtma görevini yerine getirenlerin hallerine şükretmeleri nedeniyle, zamanla bu bayrama “Şükür Bayramı” denilmeye başlanmıştır. Tamlamadaki “şükür” sözcüğü de zaman içinde söylene söylene “şeker” olarak değişikliğe uğramış ve Arapça adı “Fıtr Bayramı” olan bu bayrama da ikinci ad olarak “Şeker Bayramı” adı verilmiştir. Sözün özü, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan bazı sözde yazar çizer takımının bir bardak suda fırtına kopartmak istedikleri gibi bu bayramımıza; “Fıtr Bayramı”, “Ramazan Bayramı” ya da “Şeker Bayramı” dememiz arasında en küçük bir fark yoktur. Ramazan Bayramı törenleri, Bayram Namazıyla başlar. Hz. Muhammed,  yaşamı boyunca tüm bayram namazlarını mescidde değil, dışarıda musallada kılmıştır. Hz. Muhammed’in Ramazan Bayramlarında musallâya (Arapça kökenli bir sözcük olan musalla sözcüğü; açık alan, arazi, kırsal alan, en sonda, en uçta ve marjinal anlamlarına gelmektedir.) çıkmadan önce hurma yeme alışkanlığı, zamanla bir sünnet olarak kabul edilmiş ve bu yaklaşım bayramda tatlı ikramı geleneğini doğurmuştur. Araplar genel olarak bayramlarda en güzel elbiselerini giyer, at veya deve yarışı tertipler ve umumiyetle köle yahut cariyelerin çaldığı bendir (zilli iri def) eşliğinde dans ederlerdi. Çocuklar ise, o zamanlarda oynanmakta olan bazı çocuk oyunlarını oynamak suretiyle eğlenirlerdi. Hazreti Muhammed sağlığında, kadınlı erkekli tüm Medine’lilerin bu bayramlara katılmalarını ve neşe ve coşku içerisinde eğlenmelerini özendirmiştir. Kendisi de ailesiyle birlikte neşeli bir şeklide izlemek suretiyle bu törenlere katılmıştır. Bayram boyunca kılıç ve diğer silâhların taşınması yasaklanmıştır. (Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi) Bununla, bayram günlerinde bütün düşmanlıkların, küskünlüklerin, dargınlıkların ortadan kaldırılması ve bayramın tam bir barış, kardeşlik ve huzur ortamında büyük bir toplumsal coşkuyla ve neşe içerisinde geçirilmesi amaçlanmıştır. Fâtih Sultan Mehmet döneminde; saraydaki görkemli bayramlaşma programını çok ayrıntılı biçimde düzenleyen bir kanunname çıkartılmıştır. Osmanlı Padişahları, bayram şenliklerinin çok coşkulu ve eğlenceli bir şekilde yapılmasına büyük önem vermişlerdir. II. Abdülhamit döneminde, bu şenliklerin sadeleştirilmesine çalışılmıştır. Bayramlar, toplumsal coşku, sevinç, barış ve kardeşlik günleridir. Yoksa birilerinin yaptığı şekilde, bayram sanki kendi tapulu malıymış gibi bir algı oluşturmaya çalışarak, toplumun bir kesimine karşı ötekileştirici nefret dili kullanarak toplumu ayrıştırmak; bayramın özüne ve ruhuna aykırıdır. Bu bayram kimsenin tapulu malı değildir. Hepimizindir. Hepimizin Ramazan (Şeker) Bayramı kutlu olsun.

Celal TEZEL



Bizi desteklemek için; 

>Şahit olduğunuz haberleri habercizgi@gmail.com ‘a veya aşağıdaki sosyal medya hesaplarımız iletebilir, 

>Sosyal medyada takip edebilir, paylaşabilir, beğeni ve yorum yapabilirsiniz.

• Instagram: haber_cizgi https://instagram.com/haber_cizgi 

• Facebook: habercizgi https://www.facebook.com/habercizgi/ 

•Twitter:haber_cizgi https://twitter.com/haber_cizgi
Tüm ilginiz ve destekleriniz teşekkürler…


adana ahmetverde alisamiyen ankara Azerbaycan Beşiktaş cimbom corona coronavirüs deprem dünyadanhaberler ekonomi fenerbahçe Galatasaray Gaziantep gs gündem haber habercizgi instagram izmir korona koronavirüs magazin makale mersin mersinhaber moda ortadoğu ortadoğuhaberleri saglık salgın sağlık siyaset sondakika spor sporhaberleri suriye tv türkiye ultraslan virüs yks ÇİN İstanbul

Önceki İçerikSavunmada proje sayısı 600’e ulaştı
Sonraki İçerikMerih Demiral ilk Şampiyonlar Ligi maçında takdir topladı
Öğr. Gör. Celal TEZEL, 20.05.1954 tarihinde Tarsus’ta  dünyaya geldi. Sırasıyla; Tarsus Kerim Çeliktaş İlkokulu, Tarsus Erkek Sanat Enstitüsü Ortaokulu, Tarsus Cengiz Topel Lisesi ve üniversite sınavını kazanarak girdiği Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksekokullarından mezun oldu. Kamu hizmetine 1979 yılında o zamanki adıyla Köyişleri ve Kooperatifler Bakanlığı Kooperatifler Genel Müdürlüğü Eğitim Dairesi Başkanlığında Eğitim Uzmanı olarak başladı. Daha sonra askerlik hizmeti nedeniyle gittiği Polatlı Topçu ve Füze Okulundan Topçu Asteğmen olarak mezun oldu. Kıta hizmeti nedeniyle gönderildiği Erzurum’da 1983-1984 yıllarında Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hemşirelik Yüksekokulunda Atatürk İlkeleri İnkılâp Tarihi derslerini vermek ve aynı şekilde Erzurum Lisesi ve Erzurum Kız Meslek Liselerinde ise Milli Güvenlik derslerini okutmak üzere görevlendirildi. Askerlik görevinin sona ermesinin ardından o zamanki adıyla Maliye ve Gümrük Bakanlığının açtığı sınavları kazanarak bu bakanlığa katıldı. Çeşitli Defterdarlıklarda Özel Yetkili Yoklama Memurluğu ve vergi dairelerinin Çok çeşitli servislerinde servis şefliği görevlerinde bulundu. 1994 yılında Mersin Üniversitesinin açmış olduğu sınavları kazanarak bu üniversitede Öğretim Görevlisi oldu. Aynı yıl açılan Erdemli Meslek Yüksekokulunun kuruluşunda görev aldı. Burada İktisadi ve İdari Programlar Bölüm Başkanlığı yaptı. Yine aynı yıl açılan Silifke Meslek Yüksekokulunun kurucu ekibi arasında yer aldı bu yüksekokulda uzun yıllar uzmanlık alanına giren alanlardaki çeşitli dersleri okuttu. Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi Bölümünde Yüksek Lisansını tamamladı. Burada yazmış olduğu “Türkiye’de Yönetsel Denetimin Yapısı ve İşleyişi – Denetim Yönetimi” adlı tezini “Bilim Jürisi” önünde savunarak “Kamu Yönetimi ve Yönetim Bilimleri Bilim Uzmanı” unvanını almaya hak kazandı. Daha sonra, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Programına kayıt yaptırdı. Bu eğitimi nedeniyle Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümünde doktora düzeyinde çeşitli çalışmalar yaptı. Bazı sağlık sorunları nedeniyle bu eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. 2000 yılında Tarsus’ta kurulan Tarsus Teknik Eğitim Fakültesinde görevlendirildi. Bu Fakültenin kurucu ekibi içerisinde Fakülte Sekreter Vekilliği, Eğitim Bilimleri Bölüm Başkanlığı ve Eğitim Bilimleri Ana Bilim Başkanlığı gibi idari görevlerde bulundu. Yine bu yıllarda Mersin Üniversitesi Tarsus Teknik Eğitim Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ve Silifke Uygulamalı Teknoloji ve İşletmecilik Yüksekokullarında uzmanlık alanına giren konularda Lisans düzeyindeki çeşitli dersleri okuttu. Tarsus’ta yükseköğretimin gelişmesine katkı sunmak amacıyla “Tarsus Teknik Eğitim Fakültesini Geliştirme ve Güçlendirme Derneği”ni kurdu ve daha sonra çıkartılan bir yasayla okul dernekleri kapatılıncaya kadar bu derneğin başkanlığını yaptı. Bu çerçevede Tarsus’taki Yükseköğretim kurumlarına fiziki, sosyal, kültürel ve akademik destekler sağladı. Yine bu yıllarda Tarsus Kaymakamlığı öncülüğünde kurulan ve Tarsus’a üniversite kurmak için faaliyet gösteren komisyonda üye olarak görevlendirildi. Bu komisyonda aktif olarak çalıştı ve çok çeşitli katkılar sundu. Tarsus Teknik Eğitim Fakültesi’nin kapanması nedeniyle Tarsus Meslek Yüksekokulu Büro Hizmetleri ve Sekreterlik Bölümünde görevlendirildi. Akademik çalışmalarını burada ve Çağ Üniversitesi Meslek Yüksekokulunda sürdürmekte iken 2018-2019 Eğitim-Öğretim yılı sonunda yaş haddinden emekli oldu. Öğr. Gör. Celal TEZEL, sosyal sorumluluk çalışmaları kapsamında TEMA Vakfı, İltişimliler Vakfı (İLEF) ve Mülkiyeliler Birliğinin aktif üyesi olarak akademik ve bilimsel faaliyetlerini halen sürdürmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here