19 MAYIS’IN TARİHSEL ÖNEMİ

0
33

Tüm dünya uluslarının tarihlerinde, çok özel, çok anlamlı ve önemli günler vardır. Bu nitelikteki günler genellikle; ulusların varlığı açısından yaşamsal derecede önemli tarihsel dönemeçlerin dönüldüğü ve tarihsel kırılma anlarının yaşandığı günlerdir. İşte, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları ve cumhuriyet devrimcileri açısından 19 Mayıs 1919 günü de böyle çok anlamlı ve önemli bir gündür. 19 Mayıs 1919 gününün aynı zamanda, dünya ulusal Kurtuluş savaşları tarihinde de çok büyük ve çok önemli bir yeri vardır. Çünkü 19 Mayıs 1919 günü; dünya tarihinde sömürgeci devletlerin emperyalist işgallerine karşı yapılmış ve kazanılmış olan ilk ve tek anti-emperyalist ulusal kurtuluş ve tam bağımsızlık savaşının başlatıldığı gündür. Bu yönüyle mazlum milletlere örnek olmuştur. Cumhuriyet tarihi açısından bakıldığında ise; Gazi Mustafa Kemal Paşa ve karargahının Samsun’a ayak bastığı gün olan 19 Mayıs 1919 günü; kimilerinin adına “Millî Mücadele”, kimilerinin “İstiklal Harbi”, kimilerinin kısaca “Kurtuluş Savaşı” dedikleri “Ulusal Bağımsızlık ve Kurtuluş Savaşımızın” başladığı gündür. Bu, sadece bütün bir Türk Tarihinin değil; aynı zamanda Dünya Tarihinin de dönüm noktası olan bir savaştır. 19 Mayıs 1919 günü Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkmasıyla başlayan bu savaş, uzun süren zorlu, çalkantılı ve kanlı bir mücadelenin ardından TBMM Ordularının 9 Eylül 1922 Günü İzmir’i teslim almalarıyla son bulmuştur. Taşıdığı bu özellikler nedeniyle, devrimci 68 Gençliğinin, 30 Ekim 1968 Günü “Ya İstiklal Ya Ölüm” şiarıyla Samsun’dan başlattıkları “Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü”ne esin kaynağı olmuştur. Tam bağımsızlık, özgürlük ve eşitlik aşkıyla yanıp tutuşan Anti-Emperyalist Türk gençliğinin meşalesi ve simgesi haline gelmiştir. 19 Mayıs’ın simgeleşmiş bu özgün özellikleri günümüz gençliği için de anlam ve önemini ve geçerliliğini aynen korumaktadır. Günümüzde, bir yandan da siyasal İslamcı, ümmetçi, hilafetçi ve neo-Osmanlıcı kimi çevreler tarafından yürütülmekte olan 19 Mayıs’ı çarpıtma, küçümseme, itibarsızlaştırma ve sıradanlaştırma gayretleri mevcuttur. Bu gayretler kimler tarafından hangi düzeyde ve boyutlarda yapılırsa yapılsın, 19 Mayıs’ın anlam ve önemini, ulusal bağımsızlık savaşımızın anti-emperyalist özelliğini ve tam bağımsızlık karakterini ortadan kaldırmak için yeterli olamaz. Çünkü tarihsel olaylar; nasıl yaşanmışsa öyle gerçekleşmiş ve dünya tarihine de o şekilde geçmiştir. Bunları yalan yanlış tezviratlarla, ön yargılı subjektif yorumlarla ve akıl dışı iftira boyutlu safsatalarla ortadan kaldırmak mümkün değildir. Bizim yakın siyasal tarihimizin bu kesitiyle ilgili olarak daha çok; Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Hain Vahdettin tarafından “vatanı kurtarmak için” özel bir görevle özel olarak görevlendirildiği ve kendisine bu amaç için harcanmak üzere 40.000 altın verildiği gibi tamamen ön yargılı, gerçeklikle ve mantıkla uzaktan ve yakından en küçük bir ilgisi bulunmayan çarpıtmalar yapılmaya çalışılmaktadır. 1919 yılında yaşanmış olan bu tarihsel olayların gerçek boyutunu kısaca şu şekilde özetlemek mümkündür. Bilindiği gibi Osmanlı Devleti, girmiş olduğu son savaş olan I. Dünya Savaşı’nda ağır bir yenilgiye uğramıştır. Savaşacak gücünün kalmaması nedeniyle 30 Ekim 1918 Günü Mondros Ateşkes Anlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştır. Ateşkesten sonra, Batılı Devletler kendi aralarında savaşı sonlandıran Versay Barış Antlaşmasını 28 Haziran 1919 Günü imzalamışlardır. Batılı Devletler, Osmanlı Devleti’ni tarihten silmeyi ve topraklarını kendi aralarında paylaşmayı önceden yaptıkları gizli antlaşmalarla kararlaştırdıkları için Osmanlı Devleti’ni bu anlaşmaya dâhil etmemişler, daha sonra Sevr Anlaşmasını dayatmışlardır. Mondros Ateşkes Anlaşması, işgalci itilaf devletlerine asayiş sorunu yaşanan bölgeleri işgal etme hakkı veriyordu. Osmanlı Padişahı Vahdettin, bu yıkımdan kendisi için ne kurtarabilirse kurtarabilmek için asayiş sorunu yaşanan bölgelerdeki sorunları patırtısız gürültüsüz bir şekilde, sessizce çözmek istiyordu. Asayiş sorunu yaşanan bölgelere yaptığı müdahalelere askeri bir görüntü vermemeye, sivil girişimlermiş gibi göstermeye çalışıyordu. Çünkü Mondros Ateşkes anlamasına göre Osmanlı Ordusunun terhis edilmesi gerekiyordu. Bu amaçla Osmanlı ordu hiyerarşisinde o güne kadar hiç görülmemiş olan “Ordu Müfettişlikleri” ihdas edildi. Bu “Ordu Müfettişlikleri” tarihi çarpıtarak anlatılmaya çalışıldığı gibi Gazi Mustafa Kemal Paşa için oluşturulmamıştır. Aynı anda üç Ordu Müfettişliği kurulmuştur. Konya’daki Ordu Müfettişliğine Sakallı Kâmil Paşa, Tekirdağ’daki Ordu Müfettişliğine Cafer Tayyar Paşa ve Samsun’a ise bilindiği gibi Mustafa Kema Paşal atanmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun için seçilmesi de tesadüf değildir. Müfettişler görevlendirilirken Padişah Vahdettin’in önüne Osmanlı Genel Kurmayınca hazırlanan 36 kişilik bir liste konulmuş; Vahdettin, Ordu Müfettişlerini bu listede adı yazılanlar arasından seçmiştir. 36 kişilik bu listede Mustafa Kemal Paşa’nın adı 33. Sırada yer alıyordu. Seçilmesinin nedeni ise; Samsun ve havalisinde Rum ve Ermeni Çetelerine karşı direnen Topal Osman çetelerinin Enver Paşa’ya bağlı ittihatçılardan oluşmasıydı. Mustafa Kemal Paşa’nın tüm yaşamı Enver Paşa’yla rekabet içinde geçmişti. Bu nedenle o bölgede Mustafa Kemal Paşa’nın Enver Paşa’ya bağlı ittihatçılardan oluşan çeteleri ezeceği düşünülüyor ve bekleniyordu. Mustafa Kemal Paşa, 16 Mayıs 1919 günü Padişah Vahdettin’le Dolmabahçe Sarayında yaptığı bu konuşmanın içeriğine ilişkin anılarını Büyük Nutkunda açık açık anlatmıştır. Padişah Vahdettin’in verdiği söylenen 40.000 altın altına gelince; bilindiği gibi Mustafa Kemal Paşa, durumdan vazife çıkartarak Samsun’a alıp başını kendiliğinden gitmemiş, 19 kişilik karargâhıyla birlikte o zamanki mevzuata göre resmi bir devlet göreviyle görevlendirilmiştir. Tarifeli Bandırma Vapuruyla yola koyulmuştur. Kendisine yine o zamanki mevzuata göre, Ordu Müfettişliği ihtiyaçlarında kullanılmak üzere Osmanlı Maliye Nezaretince düzenlenen tutanakla 5 Bin Osmanlı lirası verilmiştir. Mustafa Kemal 9 Temmuz 1919 günü Erzincan’da Askerlik görevinden istifa ettikten sonra emrine tahsis edilen bu paranın kalan kısmını tutanakla ve harcama belgeleriyle birlikte Osmanlı Maliye Nezaretine teslim etmiştir. Bu belgeler de devlet arşivlerinde mevcuttur. Yoksa kimi önyargılı kişilerin Padişah Vahdettin, Mustafa Kemal’e tenekeler dolusu altın verdi şeklindeki somut dayanaktan yoksun afaki söylemleri, kuru bir iftira olmaktan öteye hiçbir anlam taşımamaktadır. Son Osmanlı Padişahı Vahdettin, sürgünde yaşadığı yıllarda hatıralarını yazmış ve hatıralar da yayımlamıştır. Yayımlanan bu hatıralarda, burada özetle belirtmeye çalıştığım safsatalarla ilgili tek sözcüğe dahi yer verilmemiştir. Eğer iddia edildiği gibi, Mustafa Kemal ile Vahdettin arasında böyle bir görüşme yaşanmış ve altınlar verilmiş olsaydı; Vahdettin’in yazmış olduğu hatıralarında böylesine önemli bir konuya hiç yer vermemiş olması söz konusu olamazdı. Aksine Vahdettin, kaçak bir padişah olarak bu konuyu anılarında uzun uzun açıklayarak kendisini temize çıkarmaya çalışırdı. Oysa bu anlatılanların tam tersine olarak 7/8Temmuz 1919 gecesi Padişah Vahdettin, Mustafa Kemal’i “ordu müfettişliği” görevinden azletmiştir. 10 Nisan 1920 günü Mustafa Kemal ve arkadaşlarının “katli vaciptir” fetvaları yayınlanmıştır. Aynı Vahdettin 24 Mayıs 1920’de Mustafa Kemal’in idam fermanını onaylamıştır. 19 Mayıs 1919 günü Mustafa Kemal Paşa ve karargahının Samsun’a çıkmalarıyla birlikte başlayan Anti-Emperyalist Ulusal Bağımsızlık Savaşımızın 102. Yıldönümü ve bugünün anısını yaşatmak amacıyla düzenlenen 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı Kutlu olsun.  

Celal TEZEL

Önceki İçerik12 hafta sonunda oluşan puan durumu
Sonraki İçerikAli Babacan’ın diğer partilerden alacağı oy oranı
Öğr. Gör. Celal TEZEL, 20.05.1954 tarihinde Tarsus’ta  dünyaya geldi. Sırasıyla; Tarsus Kerim Çeliktaş İlkokulu, Tarsus Erkek Sanat Enstitüsü Ortaokulu, Tarsus Cengiz Topel Lisesi ve üniversite sınavını kazanarak girdiği Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksekokullarından mezun oldu. Kamu hizmetine 1979 yılında o zamanki adıyla Köyişleri ve Kooperatifler Bakanlığı Kooperatifler Genel Müdürlüğü Eğitim Dairesi Başkanlığında Eğitim Uzmanı olarak başladı. Daha sonra askerlik hizmeti nedeniyle gittiği Polatlı Topçu ve Füze Okulundan Topçu Asteğmen olarak mezun oldu. Kıta hizmeti nedeniyle gönderildiği Erzurum’da 1983-1984 yıllarında Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hemşirelik Yüksekokulunda Atatürk İlkeleri İnkılâp Tarihi derslerini vermek ve aynı şekilde Erzurum Lisesi ve Erzurum Kız Meslek Liselerinde ise Milli Güvenlik derslerini okutmak üzere görevlendirildi. Askerlik görevinin sona ermesinin ardından o zamanki adıyla Maliye ve Gümrük Bakanlığının açtığı sınavları kazanarak bu bakanlığa katıldı. Çeşitli Defterdarlıklarda Özel Yetkili Yoklama Memurluğu ve vergi dairelerinin Çok çeşitli servislerinde servis şefliği görevlerinde bulundu. 1994 yılında Mersin Üniversitesinin açmış olduğu sınavları kazanarak bu üniversitede Öğretim Görevlisi oldu. Aynı yıl açılan Erdemli Meslek Yüksekokulunun kuruluşunda görev aldı. Burada İktisadi ve İdari Programlar Bölüm Başkanlığı yaptı. Yine aynı yıl açılan Silifke Meslek Yüksekokulunun kurucu ekibi arasında yer aldı bu yüksekokulda uzun yıllar uzmanlık alanına giren alanlardaki çeşitli dersleri okuttu. Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi Bölümünde Yüksek Lisansını tamamladı. Burada yazmış olduğu “Türkiye’de Yönetsel Denetimin Yapısı ve İşleyişi – Denetim Yönetimi” adlı tezini “Bilim Jürisi” önünde savunarak “Kamu Yönetimi ve Yönetim Bilimleri Bilim Uzmanı” unvanını almaya hak kazandı. Daha sonra, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Programına kayıt yaptırdı. Bu eğitimi nedeniyle Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümünde doktora düzeyinde çeşitli çalışmalar yaptı. Bazı sağlık sorunları nedeniyle bu eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. 2000 yılında Tarsus’ta kurulan Tarsus Teknik Eğitim Fakültesinde görevlendirildi. Bu Fakültenin kurucu ekibi içerisinde Fakülte Sekreter Vekilliği, Eğitim Bilimleri Bölüm Başkanlığı ve Eğitim Bilimleri Ana Bilim Başkanlığı gibi idari görevlerde bulundu. Yine bu yıllarda Mersin Üniversitesi Tarsus Teknik Eğitim Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ve Silifke Uygulamalı Teknoloji ve İşletmecilik Yüksekokullarında uzmanlık alanına giren konularda Lisans düzeyindeki çeşitli dersleri okuttu. Tarsus’ta yükseköğretimin gelişmesine katkı sunmak amacıyla “Tarsus Teknik Eğitim Fakültesini Geliştirme ve Güçlendirme Derneği”ni kurdu ve daha sonra çıkartılan bir yasayla okul dernekleri kapatılıncaya kadar bu derneğin başkanlığını yaptı. Bu çerçevede Tarsus’taki Yükseköğretim kurumlarına fiziki, sosyal, kültürel ve akademik destekler sağladı. Yine bu yıllarda Tarsus Kaymakamlığı öncülüğünde kurulan ve Tarsus’a üniversite kurmak için faaliyet gösteren komisyonda üye olarak görevlendirildi. Bu komisyonda aktif olarak çalıştı ve çok çeşitli katkılar sundu. Tarsus Teknik Eğitim Fakültesi’nin kapanması nedeniyle Tarsus Meslek Yüksekokulu Büro Hizmetleri ve Sekreterlik Bölümünde görevlendirildi. Akademik çalışmalarını burada ve Çağ Üniversitesi Meslek Yüksekokulunda sürdürmekte iken 2018-2019 Eğitim-Öğretim yılı sonunda yaş haddinden emekli oldu. Öğr. Gör. Celal TEZEL, sosyal sorumluluk çalışmaları kapsamında TEMA Vakfı, İltişimliler Vakfı (İLEF) ve Mülkiyeliler Birliğinin aktif üyesi olarak akademik ve bilimsel faaliyetlerini halen sürdürmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here