DOLAR 8,4047
EURO 10,1808
ALTIN 507,39
BIST 1.461
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin 27°C
Parçalı Bulutlu
Mersin
27°C
Parçalı Bulutlu
Paz 29°C
Pts 28°C
Sal 27°C
Çar 28°C

ARKADAŞIM ALİ YAMAN’IN ARDINDAN!

ARKADAŞIM ALİ YAMAN’IN ARDINDAN!
01.06.2021
44
A+
A-


Korona salgınına yakalanıp 1 Mayıs günü hastaneye yatan, can dostum Ali Yaman 18 günlük mücadele a sonunda, maalesef 19 Mayısta hakka yürüdü. ( vefat etti) Dostum Ali Yaman’ı aynı gün yaralı yüreğimizle toprağa verdik ancak onu kalbimize gömdük. Sağlığında paylaştığımız değerlere, vefa borcumu yazıyorum şimdi. İnsanlar birbirlerine olan yakınlıklarını değişik biçimlerde tanımlarlar. Kandaş, akraba, duygudaş, dindaş, meslektaş, köylüm, hemşerim, soydaşım ve arkadaşım gibi. Fakat bunların içinde veya dışında olan, başka bir yakınlık tanımlaması vardır. Dünya’ya aynı hayat felsefesiyle bakmak. İnsanları birbirine en çok yaklaştıran ve değerli kılan tanımlama “CAN DOSTU” olsa gerek. Düşünün ki böyle bir arkadaşınız koronaya yakalanıyor, hastaneye yatıyor, 18 gün sonra vefat ediyor ama siz hiçbir şey yapamıyorsunuz. Hatta göremiyorsunuz. Sadece defin sonunda, üzerine iki kürek toprak atıyorsunuz. Sanırım insanın en çaresiz kaldığı an budur.
Ali Yaman ile 1997 veya 98 yılında bir ev sohbeti esnasında tanıştık. Konuyu sorgulayarak ve öğrenme amaçlı tartışan biriydi. O yıl emekli olmuştu. Daha sonraki sohbetlerde, vatanına, Cumhuriyet’e Atatürk’e ve laikliğe, bağlı Türkmen (Tahtacı) bir Alevi aydını olduğunu öğrenmiştim. Doğayı, yurdunu, insanları, dağları, dostları ve ailesini seven, yarınlara geniş ufkuyla bakıp iyimserliğini güler yüzüyle ifade eden bir arkadaştı. Ali Yaman Mut ilçesinin (Musa Eroğlu’nun da Memleketi olan) Kumaçukuru köyünde 1960 yılında doğdu. Genetik bir kas rahatsızlığı dolayısıyla engelliydi. Çocuk yaşta önce baba sonra anneden öksüz kaldı. Köyde davar çobanlığı yaptı. Bu cefaya rağmen, ortaokulu okudu. Askere gidemedi. Hayatın zorluklarını kendisiyle paylaşacak Sevim hanımla evlendi. Milli Eğitimin bazı okullarında “hizmetli” olarak çalıştı. Ali öğrenme merakıyla okuyor, bilgisayarda kullanıyordu. Ayrıca, Tahtacıların kültürel geleneğinin bir parçası olan bağlamayı (saz) ustaca çalarken türkülerini de dinliyorduk.
Ali Cumhuriyet devrimini, kültürünü özümsemişti. Bu anlayışla yetiştirdiği kızı Çiğdem ile oğlu Erdem öğretmen oldular. Ali, çocuklarının babası ve arkadaşıydı. Yaşadığı bütün fiziksel güçlüklere rağmen o, Ankara, Adana, Tarsus ve Mersin’de yapılan bağımsızlık, Cumhuriyet, emek konulu mitinglere bayrağıyla gelirdi. Sosyal medyayı takip eder, birilerine sinirlenince “son söyleyeceğini başta DOBRA söylerdi.” Bunu ben eleştirir, hatta kızardım. Ama Ali hoşgörüyle dinlerdi. 2013 yılında basılan kitabıma (Bu Vatan Kimin) çok emeği geçmiştir. Zaten araştırdığım konuları, o bir asistan görev ve dikkatiyle bana ulaştırıp ikimizi mutlu ederdi. 4 yıl önce Ali evde tökezleyerek bacağını kırdı. Ameliyatlık bir tedavi yaşadı. Buna rağmen hayata sımsıkı sarıldı. Direnme azmiyle ayağa kalktı ve kullandığı araçla ormana gidip mantar topladı.
Ali benim gibi doğa tutkunuydu. Onunla doğduğu Kumaçukuru köyüne, Tarsus’un Mersin’in birçok köy, yayla ve karlı dağlarına gittik. Buralarda Ali, doğa manzaraları ve dostlarının resmini çekmeyi severdi. Ali’nin evi sade, hayatı mütevazi ve doğal ama yüreği kocaman, gönlüde zengindi. Bu nedenle sofrası her dosta açıktı. Yörüklerin doğal, bitkisel, börek ve sıkmalarına Sevim yenge ustalığıyla lezzet katıyordu. Böylesi ziyafetlerin üstüne, çayı içer sonra, “haydi Ali şu sazı tıngırdatıver” derdik. Oda kırmaz, sazı ve sözüyle bizi müzik sarhoşu ederdi. Bir dönem, 5-6 aile arkadaşla, her hafta birimizin evinde, Ali ile sazlı, sözlü, türkülü sohbetlerimizi sürdürmüştük.
Ali salgın nedeniyle, dağ gezileriyle vakit geçirirdi. Ona telefonla, “kara dağların Yörük çocuğu” neredesin? diye takılırdım. Kahrolası korona onu dağda bulamadı ama evde tuzak kurmuştu. Haftada 1-2 kez telefonlaşırdık. Evinin önündeki dut her yıl olgunlaşınca bana gel derdi. Bu yıl diyemedi. Ayrıca, “salgın yasakları bitince, Çukurkeşlik köyüne gidip Hacgediği’nden çıkarız” diye sözleşmiştik. Kahpe korona, buna da engel oldu. Ali’yi kaybederken bir şey yapamamak en büyük acımız. Ancak, Ali’ye arkadaşlığa vefa borcum gereği, onun meziyetlerini dostlara aktarıp, anılarını yaşatmak benim için görevdi.

BUNU YAZARAK YAPABİLDİYSEM, ALİ’YE HABERİ YILDIZLAR GÖTÜRECEKTİR. IŞIKLAR İÇİNDE UYU, ARKADAŞIM.

SÜLEYMAN ÇELİKCAN

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.