ÜNİVERSİTE TERCİHLERİ İÇİN SANCILI BEKLEYİŞ

0
94


Üniversite çağına gelmiş milyonlarca gencimizi ve ailelerini derinden derine etkileyen; bir üniversitelere öğrenci yerleştirme sistemi olarak dünyanın stres katsayısı en yüksek sınavları arasında sayılan ve günümüzde Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS), Temel Yeterlilik Testi (TYT), Alan Yeterlilik Testi (AYT) ve Yabancı Dil Testi (YDT) Sınavları şeklinde sınıflandırılan sınavlar, geçtiğimiz hafta Cumartesi ve Pazar günleri düzenlenen dört oturumla gerçekleştirildi. Böylelikle, milyonlarca öğrencimizin ve ailelerinin uzun yıllar boyunca adeta yaşamlarının her anını odaklanmış oldukları zorlu sınav maratonu tamamlanmış oldu. Şimdi sınav sonuçlarını görmek ve alınacak olan puanlara göre tercih yapmak için ikircikli, tedirgin ve sancılı bir bekleyiş süreci başladı. Her yıl olduğu gibi bu yıl da yine, milyonlarca öğrenciyi ve ailelerini çok yakından ilgilendiriyor olması nedeniyle güncel hale gelmiş olan bu sınavlar; kimi eğitim bilimciler, siyaset adamları, gazeteciler ve televizyon programcıları tarafından çeşitli özellikleri, etkileri ve sonuçları itibariyle masaya yatırılmaya ve eleştirilmeye başlandı. Hatta bu eleştiriler kervanına katılanlar arasında yer alan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada yıllardır eğitim bilimcilerin dile getirdikleri haklı ve yerinde önerilerin bir özetini vererek; “Gelin bu üniversite sınavlarını kaldıralım” çağrısını bile yaptı. Yaptığı bu grup toplantısında Bahçeli, üniversite sınavlarına neşter vurmanın zamanının geldiğini belirterek, konuya ilişkin görüşlerini, “İlköğretim ve ortaöğretimde etkili bir yönlendirmeye bağlı olarak, uygulanacak müfredat ile ortaöğretim başarısını ve ortaöğretim sonunda yapılacak olgunlaşma sınavını esas alan, fırsat eşitliği ve adaleti gözeten üniversiteye geçiş sistemi uygulanmalıdır” şeklinde açıkladı. Bahçeli’nin popülist bir yaklaşımla ifade ettiği bu görüşleri malumun ilanından başka bir anlam ifade etmiyordu. Ancak yine de üniversitelere giriş sisteminde bir reform yapılması ihtiyacını gündeme getirmesi bakımından yararlı oldu. Doğal olarak Bahçeli’nin dile getirdiği bu önerileri, üniversitelere geçişin sınavsız bir şekilde yapılıp yapılamayacağı yaklaşımını tartışmaya açtı. Hemen baştan belirtmek gerekirse; Bahçeli’nin dile getirdiği bu görüşlerde bilinmeyen, yeni, değişik ve özgün bir model ya da öneri ortaya konulmamıştır. Bahçeli’nin bu önerileri çok büyük oranda Avrupa Birliği ülkelerinde başarılı bir şekilde uygulanan “Bakalorya Sınavları” sistemine benzemektedir. Bu sistem elbette ki ülkemizde de başarıyla uygulanabilir. Ancak bu iş, hiç te öyle görüldüğü kadar kolay bir iş değildir. Çünkü ülkemizde “Bakalorya Sınavları” sistemine geçilebilmesi için eğitim sistemimizin; öğrenci yetenek ve yeterliliklerini tanımaya ve yönlendirmeye yönelik olarak A’dan Z’ye ve sıfırdan en üst düzeye kadar değiştirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, tüm eğitim basamaklarının; okul öncesinden doktora sonrasına kadar olacak şekilde köklü ve ciddi bir reforma tabi tutulması ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Bu iş, öyle akşamdan sabaha kadar kısa bir sürede yapılabilecek kadar kolay ve basit bir iş değildir. Söz konusu reformların yapılabilmesi için her şeyden önce çok ciddi hazırlıklar ve planlamalar yapılmalıdır. Ayrıca, bu iş için ayrılmış yeterli kaynaklara, eğitilmiş insan gücüne, yeni, değişik, çağdaş, bilimsel, laik ve güncel müfredatlara ve yeni sistemin özüne ve ruhuna uygun, yetkin ve yetenekli öğretmenlerin yetiştirilmesine ihtiyaç bulunmaktadır. Üniversitelere sınavsız geçiş yapılması sistemi ise; bizim ülkemizde üniversitelere talebin çok az olduğu 1930’lu ve 50’li yıllarda uygulanmıştır. Yine 1950’li ve 60’lı yıllarda İtalya’da ağırlaştırılmış 1. ve 2. Sınıf sistemi şeklinde, üniversitelere sınavsız geçiş sağlayan bir sistemin uygulandığı da bilinmektedir. Bu sistemde dileyen herkes, üniversitenin dilediği bölümüne dilediği şekilde kayıt yaptırmıştır. Fakülte ve yüksekokulların 1. ve 2. Sınıf müfredatları çok ağırlaştırılarak zorlaştırılmıştır. Bu sistemde eğitim gören öğrenciler, daha önce belirlenmiş kontenjanlar kadar bu zorlu eğitimi başarıyla tamamlayabildikleri takdirde 3. Sınıfa geçebilmişler ve yine başarılı bir şekilde eğitimlerini tamamlayabilenler ise fakülte diploması almaya hak kazanmışlardır. 3. Sınıfa geçemeyenlere ise meslek yüksekokulu diploması ya da durumlarına göre çeşitli sertifikalar verilmiştir. İtalya’da, adına ağırlaştırılmış 1. ve 2. Sınıf denilen bu sistem başarılı sonuçlar vermediği için bu sistemden kısa sürede vazgeçilmiştir. Bugün için dünyada her ülkenin kendi ihtiyaçlarına ve gerçeklerine uygun olarak geliştirdikleri çok çeşitli üniversiteye geçiş sistemleri mevcuttur. Ancak halihazırda, önkoşulsuz ve sınavsız bir üniversiteye geçiş sistemini uygulayan herhangi bir ülke mevcut değildir. Günümüzde böyle sınavsız bir sistem söylemi, olsa olsa kulaklara hoş gelen, fantastik bir ütopyadan daha öteye bir anlam ifade edemez. Evet, bugün için geldiğimiz noktada, çok geniş toplum kesimleri, bilim insanları, eğitimciler, siyaset ve devlet adamları arasında, üniversitelere öğrenci seçme ve yerleştirme sistemimizin, hatta tümüyle yükseköğretim sistemimizin köklü bir reforma tabi tutulması konusunda çok büyük oranda bir oydaşma (konsensüs) sağlanmıştır. Ancak bu reformların her şeyden önce yaşadığımız bilgi çağına, bilgi toplumunun gereklerine, ülkemizin ihtiyaç ve beklentilerine, gerçek bilim insanlarının önerilerine uygun bir şekilde yapılması gerekmektedir. Yoksa birtakım siyasi ve ideolojik beklentilerle ve kişisel hesaplarla yapılacak olan gelip geçici düzeltimlerin hiçbir kimseye hiçbir faydası olmaz. Ne yazık ki üniversitelerimiz, şimdiki mevcut yükseköğretim sistemimiz içerisinde yaşanan ve kamuoyuna yansıyan kimi olaylar nedeniyle tanık olduğumuz gibi yaşanan çeşitli bunalımlar ve çalkantılar nedeniyle nitelik kaybetmeye ve dünyanın en nitelikli üniversiteleri sıralamalarında gerisin geriye gitmeye devam ederler. Her neyse? Yükseköğretim düzenimizin ve üniversitelerimizin, sistemden kaynaklanan o kadar çok ve büyük sorunları vardır ki, bunları burada sayıp dökmemize ve çeşitli çözümler önermemize zamanımız da yerimiz de yetmez. Bu tür tartışmaları, çeşitli platformlara bırakabiliriz. Yazımızın bu noktasında, girişte açıklamaya çalıştığımız konumuza dönebilir ve söyleşimizi kaldığımız yerden sürdürebiliriz. Evet başta da ifade etmeye çalıştığım gibi, tüm bir toplumu çeşitli gerilimler içerisinde bırakan ve stres katsayısı çok yüksek olan bizim bu üniversitelere öğrenci yerleştirme düzenimizde milyonlarca öğrenci ve aileleri için zorlu sınav maratonu sona ermiştir. Ancak bu aşamada şimdi de öğrencilerimizi ve velilerimizi sınav sonuçlarının açıklanması, fakülte tercihlerinin yapılması ve daha sonra da fakültelere yerleşen öğrenci listelerinin açıklanması gibi sancılı bir bekleyiş süreci beklemektedir. Tercih aşamasına gelen öğrencilerin, hedeflerine ve gönül eğilimlerine uygun fakültelerde, beklentilerine uygun, nitelikli bir eğitim alabilmeleri için profesyonel rehberlik hizmetlerinden yararlanmalarında sayısız faydalar vardır. Çünkü üniversiteler ve bu üniversitelerdeki bölümler çok fazla sayıda çoğalmış ve çeşitlenmiştir. Üniversite tercih kılavuzunun kapsamı oldukça genişlemiş ve karmaşık bir hale gelmiştir. Bu ve benzeri nedenlerle, tercih kılavuzundan doğru biçimde yararlanabilmek, akılcı ve gerçekçi tercihler yapabilmek için okul ve dershanelerin rehberlik servislerine başvurulmalı ve fakülte tercihleri deneyimli bu rehber öğretmenler eşliğinde, bu öğretmenlerle birlikte yapılmalıdır. Öğrencilerimiz açısından sonuçlar her ne olursa olsun, bu durum başarı ya da başarısızlık olarak değerlendirilmemelidir. Çünkü bu sınavlarda, bazen küçük bir rahatsızlık ve sınav stresini kontrol edememe gibi durumlar da sonuçlar üzerinde çok etkili olabilmektedir. Böylelikle sınava çok iyi hazırlanmış, çok yetenekli ve çok donanımlı öğrenciler de başarısız olabilmektedirler. Hiç kimsenin, ülkemizin en önemli kaynağı ve varlığı olan gençlerimizin geleceğini bu çeşit hiç te pedagojik ve adaletli olmayan iki saatlik sınavlarla karartmaya hakkı yoktur. Unutulmamalıdır ki bu sistem kazananı da kaybedeni de öğretmeni de öğrenciyi de veliyi de mutlu eden bir sistem değildir. Yapılan bilimsel araştırmalarda bu sistemde, kişiliği, beklentileri, yetenekleri ve hedefleriyle uyumlu öğretim kurumlarına yerleşenlerin sayısının yüzde beş olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle, üniversiteye kaydolarak okuma hakkı kazanan her dört öğrenciden biri yeniden üniversite sınavlarına hazırlanmakta, bölüm değiştirmek için yeniden sınavlara girmektedir. Bu durum gereksiz bir şekilde zaman ve kaynak israfına neden olmaktadır. Kazanılan üniversitede alınacak olan eğitimin niteliği de ayrıca tartışılması gereken daha büyük bir sorun olarak önümüzde durmaktadır. Son yıllarda üniversite sayıları hızla artmıştır. Ancak özellikle taşra üniversitesinde görevli öğretim üyelerinin ve verilen eğitimin niteliğinde sürekli olarak düşüşler olduğu gözlenmekte, söylenmekte ve yazılıp çizilmektedir. Her şeye karşın nitelikli üniversite eğitimi, Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan ve sayıları bir elin parmaklarını dahi geçmeyen eski ve köklü üniversitelerimizde verilebilmektedir. Ne yazık ki bu üniversitelerimizin kontenjanları, bu kurumlara yapılan başvurular için yeterli olamamaktadır. Son yıllarda eğitime ilişkin konular, baştan başa bir sorunlar yumağı haline gelmiştir. Eğitim, bir toplumda yaşayan 7’den 70’e herkesi yakından ilgilendiren yaşamsal bir konudur. Bu nedenle eğitim sorunları, eğitim sistemimizdeki tüm sorunların çözülerek, tüm toplum kesimlerini mutlu edebilecek, ülkenin ihtiyaç ve beklentilerine uygun, çağdaş, gerçekten bilimsel, demokratik ve laik bir eğitim sistemi kuruluncaya kadar toplumsal gündemimizdeki öncelikli yerini ve güncelliğini korumaya devam edecektir.

Öğr. Gör. Celal TEZEL



adana ahmetverde alisamiyen ankara Azerbaycan Beşiktaş cimbom corona coronavirüs deprem dünyadanhaberler ekonomi fenerbahçe Galatasaray Gaziantep gs gündem haber habercizgi instagram izmir korona koronavirüs magazin makale mersin mersinhaber moda ortadoğu ortadoğuhaberleri saglık salgın sağlık siyaset sondakika spor sporhaberleri suriye tv türkiye ultraslan virüs yks ÇİN İstanbul

Önceki İçerikSPOR ÖMRÜ UZATIYOR
Sonraki İçerikÇİFTLİK BANK’IN KURUCUSU ‘TOSUNCUK’ LAKAPLI MEHMET AYDIN TESLİM OLDU
Öğr. Gör. Celal TEZEL, 20.05.1954 tarihinde Tarsus’ta  dünyaya geldi. Sırasıyla; Tarsus Kerim Çeliktaş İlkokulu, Tarsus Erkek Sanat Enstitüsü Ortaokulu, Tarsus Cengiz Topel Lisesi ve üniversite sınavını kazanarak girdiği Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksekokullarından mezun oldu. Kamu hizmetine 1979 yılında o zamanki adıyla Köyişleri ve Kooperatifler Bakanlığı Kooperatifler Genel Müdürlüğü Eğitim Dairesi Başkanlığında Eğitim Uzmanı olarak başladı. Daha sonra askerlik hizmeti nedeniyle gittiği Polatlı Topçu ve Füze Okulundan Topçu Asteğmen olarak mezun oldu. Kıta hizmeti nedeniyle gönderildiği Erzurum’da 1983-1984 yıllarında Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hemşirelik Yüksekokulunda Atatürk İlkeleri İnkılâp Tarihi derslerini vermek ve aynı şekilde Erzurum Lisesi ve Erzurum Kız Meslek Liselerinde ise Milli Güvenlik derslerini okutmak üzere görevlendirildi. Askerlik görevinin sona ermesinin ardından o zamanki adıyla Maliye ve Gümrük Bakanlığının açtığı sınavları kazanarak bu bakanlığa katıldı. Çeşitli Defterdarlıklarda Özel Yetkili Yoklama Memurluğu ve vergi dairelerinin Çok çeşitli servislerinde servis şefliği görevlerinde bulundu. 1994 yılında Mersin Üniversitesinin açmış olduğu sınavları kazanarak bu üniversitede Öğretim Görevlisi oldu. Aynı yıl açılan Erdemli Meslek Yüksekokulunun kuruluşunda görev aldı. Burada İktisadi ve İdari Programlar Bölüm Başkanlığı yaptı. Yine aynı yıl açılan Silifke Meslek Yüksekokulunun kurucu ekibi arasında yer aldı bu yüksekokulda uzun yıllar uzmanlık alanına giren alanlardaki çeşitli dersleri okuttu. Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi Bölümünde Yüksek Lisansını tamamladı. Burada yazmış olduğu “Türkiye’de Yönetsel Denetimin Yapısı ve İşleyişi – Denetim Yönetimi” adlı tezini “Bilim Jürisi” önünde savunarak “Kamu Yönetimi ve Yönetim Bilimleri Bilim Uzmanı” unvanını almaya hak kazandı. Daha sonra, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Programına kayıt yaptırdı. Bu eğitimi nedeniyle Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümünde doktora düzeyinde çeşitli çalışmalar yaptı. Bazı sağlık sorunları nedeniyle bu eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. 2000 yılında Tarsus’ta kurulan Tarsus Teknik Eğitim Fakültesinde görevlendirildi. Bu Fakültenin kurucu ekibi içerisinde Fakülte Sekreter Vekilliği, Eğitim Bilimleri Bölüm Başkanlığı ve Eğitim Bilimleri Ana Bilim Başkanlığı gibi idari görevlerde bulundu. Yine bu yıllarda Mersin Üniversitesi Tarsus Teknik Eğitim Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ve Silifke Uygulamalı Teknoloji ve İşletmecilik Yüksekokullarında uzmanlık alanına giren konularda Lisans düzeyindeki çeşitli dersleri okuttu. Tarsus’ta yükseköğretimin gelişmesine katkı sunmak amacıyla “Tarsus Teknik Eğitim Fakültesini Geliştirme ve Güçlendirme Derneği”ni kurdu ve daha sonra çıkartılan bir yasayla okul dernekleri kapatılıncaya kadar bu derneğin başkanlığını yaptı. Bu çerçevede Tarsus’taki Yükseköğretim kurumlarına fiziki, sosyal, kültürel ve akademik destekler sağladı. Yine bu yıllarda Tarsus Kaymakamlığı öncülüğünde kurulan ve Tarsus’a üniversite kurmak için faaliyet gösteren komisyonda üye olarak görevlendirildi. Bu komisyonda aktif olarak çalıştı ve çok çeşitli katkılar sundu. Tarsus Teknik Eğitim Fakültesi’nin kapanması nedeniyle Tarsus Meslek Yüksekokulu Büro Hizmetleri ve Sekreterlik Bölümünde görevlendirildi. Akademik çalışmalarını burada ve Çağ Üniversitesi Meslek Yüksekokulunda sürdürmekte iken 2018-2019 Eğitim-Öğretim yılı sonunda yaş haddinden emekli oldu. Öğr. Gör. Celal TEZEL, sosyal sorumluluk çalışmaları kapsamında TEMA Vakfı, İltişimliler Vakfı (İLEF) ve Mülkiyeliler Birliğinin aktif üyesi olarak akademik ve bilimsel faaliyetlerini halen sürdürmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here