AFRO TARSUS’LULAR

0
84


Geçtiğimiz günlerde, görev yaptığım dershaneye gitmek üzere Küçük Minare Camii önündeki yaya bölgesinden geçiyordum. Gözlerim bir anda; annesi ile el ele tutuşmuş olarak karşımdan gelen, muhtemelen beş-altı yaşlarındaki siyahi bir çocuğa takıldı. Doğrusunu söylemek gerekirse çocuk, oldukça sevimli, sempatik ve görünüşçe güzel bir çocuktu. Ten rengi epeyce açılmış olmasına rağmen, açık çikolata rengi hala belirgin bir özellik olarak kendisini fark ettiriyordu. Çocuk, her yönüyle bildiğimiz Afrikalı siyahilerin tüm tipik özelliklerini yansıtıyordu. İlk anda; bu çocuk olsa olsa, ailesiyle birlikte şehrimizi gezmeye gelen bir turist çocuğudur diye düşündüm. İkinci olarak çocuğun, Tarsus Amerikan Kolejinde görevli Amerikalı bir öğretmenin de çocuğu olabileceği ihtimalini aklımdan geçirdim. Ama yanlarına yaklaşınca, çocuğun ve annesinin birbirleriyle çok düzgün bir şekilde Türkçe konuştuklarına istemeden de olsa kulak misafiri oldum. Demek ki bu çocuk ve annesi, ilk anda tahmin ettiğim gibi turist ya da yabancı değillerdi. Bunlar, özbeöz Türk vatandaşıydılar. Çok büyük olasılıkla da Tarsusluydular. Bu ilginç rastlantı aklıma ister istemez, geçmişte kimilerini yakından tanıyıp arkadaşlık ettiğim, Afrika kökenli Tarsuslu hemşehrilerimizi yani, Afro-Tarsusluları getirdi. Şimdilerde günlük yaşam içerisinde pek fazla rastlayamıyoruz ama çocukluğumun ve ilk gençlik yıllarımın geçtiği Tarsus’ta, yani 60’lı ve 70’li yılların Tarsus’unda yaşayan pek çok Afrika kökenli, Afro-Tarsuslu hemşehrimiz mevcuttu. Bunlar, çoğunlukla Tarsus’un yoksul mahallelerinde ve kimi ova köylerinde yaşıyorlardı. Genellikle yoksul ve emekçi insanlardı. Yaşadıkları mahalle ve köylerdeki diğer insanlarla kaynaşmış bir şekilde, düşmanlaştırılmadan, ötekileştirilmeden, barış içinde bir arada kardeşçe yaşıyorlardı. O yıllarda ayrımcılık yapmak ve insanları ötekileştirmek kimsenin aklına gelmiyordu. En fazla “Arap Ahmet, Arap Mehmet” gibi nitelendirmelerle, isimlerinin önüne “Arap” sözcüğü eklenerek çağrılıyorlardı. Bu hitap şekli bazen Afro-Tarsuslu hemşehrilerimiz ile çok çeşitli kökenlerden gelmiş olan öteki Tarsuslu yurttaşlarımız arasında bazı renkli ve eğlenceli şakaların yapılmasına neden olabiliyordu. Benim bildiğim ve tanıdığım, o yıllarda Belediye’ye bağlı olarak faaliyet gösteren Elektrik İşletmesinde teknisyen olarak çalışan bir “Arap Mehmet” vardı. Sevilen sayılan bir insandı. Tarsus’un renkli ve özgün figürlerden birisiydi. Bundan başka, boya ve badana işleriyle uğraşan bir “Arap Memili” vardı. Biraz aykırı ve belalı bir karakter olarak anımsıyorum. Gittiği yerlerde hır çıkarmaya eğilimliydi. Gündelik işinde gücünde, kendi halinde yaşayan, ortalama ve sade insanların çekindikleri, uzak durmaya çalıştıkları, istenmeyen, olumsuz bir tipti. Hafızam beni yanıltmıyorsa 70’li yıllarda, Siptilli yakınlarındaki Çetin Apartmanı önünde bıçaklanarak öldürüldü. Bunlardan başka, bir de benim de çocukluk ve ilk gençlik yıllarımın geçtiği, 60’lı, 70’li yıllarda kendine özgü ve özgün bir yapısı olan, İbrahim Tatlıses’lerin, Müslüm Gürses’lerin, İzzet Altınmeşe’lerin kendilerine mekân tuttukları, çok renkli ve hareketli bir muhit olan Demirkapı semtindeki kahvehanelerde garsonluk yapan “Arap Hamza” vardı. Demirkapı semtinin mahalle takımında futbol da oynardı. Çok renkli, eğlenceli ve neşeli bir insandı. Düğünlerin vazgeçilmez eğlencesi ve neşesiydi. Çok iyi halay çeker, çeşitli yöresel oyunları da çok iyi oynardı. Naçizane bendeniz de kendisini, Demirkapı’da Selah’ın kahvesinde garsonluk yaptığı bu yıllarda tanıma olanağı buldum. Ne yazık ki, 80’li yıllarda geçirdiği elim bir trafik kazası sonucunda genç yaşında aramızdan ayrıldı. Yine o yıllarda, okuduğumuz okullarda birlikte öğrencilik yaptığımız, kıvır kıvır saçlı, siyahi Afro-Tarsuslu kız arkadaşlarımız, sayılarının çok az da olması nedeniyle yolda, sokakta çok nadiren rastladığımız, adlarına “Arap Bacı” denilen, yaşını başını almış Afro-Tarsuslu ninelerimiz de vardı. Günümüzde de hala, bazılarını benim de yakından bizzat tanıdığım, çok sevdiğim ve değer verdiğim Afro-Tarsuslu kardeşlerimiz ve arkadaşlarımızın da Tarsus’ta yaşamaya devam ettiklerini biliyoruz. Daha çok Batı Anadolu’da, yoğun olarak da Muğla, Antalya, Aydın ve İzmir yörelerinde yaşayan Afro-Türklerin sınırlı sayıdaki bir kısmı da Tarsus’ta yaşamaktadır. Bu Afro-Tarsusluların ataları tarihsel süreç içerisinde Afrika’dan Tarsus’a getirilmişler ve buraya yerleştirilmişlerdir. Bugün adlarına Afro-Tarsuslular dediğimiz bu hemşehrilerimiz, zamanla Tarsus’un toplumsal ve kültürel yaşamının ayrılmaz ve yadsınamaz bir parçası haline gelmişlerdir. Ancak Afro-Tarsuslular olgusu Tarsus’un yadsınamaz bir gerçekliği iken, her nedense hep görmezden gelinmiş, üstü örtülmüş ve yok sayılmıştır. Tarsus tarihinin ve kültürünün hiçbir noktasında, Afro-Tarsusluların Tarsus’a neden, niçin ve nasıl geldiklerinden, kimliklerinden, Tarsus’un toplumsal yaşamındaki yerlerinden ve önemlerinden tek bir sözcükle dahi söz edilmemiş olması kanımca çok büyük bir eksikliktir. Bu konu, başlı başına üzerinde durulması gereken üzücü, düşündürücü ve ilginç bir konudur. Siyahi Afrikalıların yalnız Tarsus’a değil Anadolu’ya gelmeleri de İnsanlık tarihinde yaşanan köle ve insan ticaretinin yaygınlık kazanmasıyla doğrudan doğruya ilişkili bir olgudur. İnsanlık tarihinde köle ticareti, Portekizlilerin 1400’lü yılların sonlarında Batı Afrika sahillerine gelmeleriyle birlikte başlamış ve 300 yıldan daha uzun süre devam etmiştir. Ülkemizde ve şehrimizde yaşayan Afro-Türk yurttaşlarımızın atalarının Anadolu topraklarına gelmeleri de bu süreçte gerçekleşmiştir. Tarımsal ürünlerin dünya ticaretindeki öneminin artmasıyla birlikte, 1800’lü yılların ikinci yarısından itibaren artmaya başlamıştır. Esir pazarlarından köle olarak satın alınan bu kişiler tarımsal üretimin yoğun olduğu Aydın, Muğla gibi yerlere ve Çukurova’ya yerleştirilmişler ve çoğunlukla tarımsal üretimde çalıştırılmışlardır. Askerlik hizmetlerinde ve ev işlerinde çalıştırılanlar da olmuştur. Afro-Türklerin tarihleri, insan ve köle ticareti tarihinin insanlık dramları ve acıklı öyküleriyle doludur. Cumhuriyetin ilan edilmesiyle birlikte köleliğin kaldırılması ve nüfus mübadelesinin yapılması Türkiye’de yaşayan bu Afro-Türk toplulukların da yaşamlarını köklü biçimde değiştirmiştir. 1926 yılında resmen Türk vatandaşlığına alınan ve tarım arazisi verilen bu topluluğun sayısı günümüzde 5.000 olarak tahmin edilmektedir. Cumhuriyet döneminde köylerde yaşayanlar topluluk içi evlilik yaparken İzmir ve İstanbul gibi şehirlerde ve Çukurova’da yaşayanlar ise Beyaz Türklerle evlenerek nesillerini sürdürmüşler ve çoğunlukla da melezleşmişlerdir. Günümüzde Afro-Türklerin en büyük sorunu, içinde yaşadıkları Türk toplumunda fazla tanınmamaları ve bilinmemeleridir. Gerçekten de siyahi olan çoğu yurttaşımız, benim de yazımın başında belirtmeye çalıştığım yanılgıya benzer biçimde Türkiye’ye sonradan gelen turist ya da Afrika göçmeni sanılmaktadır. Bunların, doğma büyüme Türk vatandaşı olmaları olasılığı hiç göz önünde bulundurulmamaktadır. Afro-Tarsusluların ve kültürlerinin gün yüzüne çıkartılması için çeşitli araştırmalar yapılmasında ve etkinlikler düzenlenmesinde sayısız faydalar vardır. Bu çeşit etkinlikler, örtülü bir kültürün açığa çıkmasına yardımcı olacak, Tarsus kent yaşamına ve kültürüne renk katacak ve kültürümüzü zenginleştirecektir.

Öğr. Gör. Celal TEZEL


adana ahmetverde alisamiyen ankara Azerbaycan Beşiktaş cimbom corona coronavirüs deprem dünyadanhaberler ekonomi fenerbahçe Galatasaray Gaziantep gs gündem haber habercizgi instagram izmir korona koronavirüs magazin makale mersin mersinhaber moda ortadoğu ortadoğuhaberleri saglık salgın sağlık siyaset sondakika sondakikahaber spor suriye tv türkiye ultraslan virüs yks ÇİN İstanbul

Önceki İçerikCHP, ‘DOĞU MASASI’ İLE OYLARINI ARTIRMAYI HEDEFLİYOR: “AMACIMIZ SÜRPRİZ YERLERDEN MİLLETVEKİLİ ÇIKARMAK”
Sonraki İçerikMERSİN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ, 106 YENİ ÇİM BİÇME MAKİNESİ ALDI
Öğr. Gör. Celal TEZEL
Öğr. Gör. Celal TEZEL, 20.05.1954 tarihinde Tarsus’ta  dünyaya geldi. Sırasıyla; Tarsus Kerim Çeliktaş İlkokulu, Tarsus Erkek Sanat Enstitüsü Ortaokulu, Tarsus Cengiz Topel Lisesi ve üniversite sınavını kazanarak girdiği Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksekokullarından mezun oldu. Kamu hizmetine 1979 yılında o zamanki adıyla Köyişleri ve Kooperatifler Bakanlığı Kooperatifler Genel Müdürlüğü Eğitim Dairesi Başkanlığında Eğitim Uzmanı olarak başladı. Daha sonra askerlik hizmeti nedeniyle gittiği Polatlı Topçu ve Füze Okulundan Topçu Asteğmen olarak mezun oldu. Kıta hizmeti nedeniyle gönderildiği Erzurum’da 1983-1984 yıllarında Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hemşirelik Yüksekokulunda Atatürk İlkeleri İnkılâp Tarihi derslerini vermek ve aynı şekilde Erzurum Lisesi ve Erzurum Kız Meslek Liselerinde ise Milli Güvenlik derslerini okutmak üzere görevlendirildi. Askerlik görevinin sona ermesinin ardından o zamanki adıyla Maliye ve Gümrük Bakanlığının açtığı sınavları kazanarak bu bakanlığa katıldı. Çeşitli Defterdarlıklarda Özel Yetkili Yoklama Memurluğu ve vergi dairelerinin Çok çeşitli servislerinde servis şefliği görevlerinde bulundu. 1994 yılında Mersin Üniversitesinin açmış olduğu sınavları kazanarak bu üniversitede Öğretim Görevlisi oldu. Aynı yıl açılan Erdemli Meslek Yüksekokulunun kuruluşunda görev aldı. Burada İktisadi ve İdari Programlar Bölüm Başkanlığı yaptı. Yine aynı yıl açılan Silifke Meslek Yüksekokulunun kurucu ekibi arasında yer aldı bu yüksekokulda uzun yıllar uzmanlık alanına giren alanlardaki çeşitli dersleri okuttu. Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi Bölümünde Yüksek Lisansını tamamladı. Burada yazmış olduğu “Türkiye’de Yönetsel Denetimin Yapısı ve İşleyişi – Denetim Yönetimi” adlı tezini “Bilim Jürisi” önünde savunarak “Kamu Yönetimi ve Yönetim Bilimleri Bilim Uzmanı” unvanını almaya hak kazandı. Daha sonra, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Programına kayıt yaptırdı. Bu eğitimi nedeniyle Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümünde doktora düzeyinde çeşitli çalışmalar yaptı. Bazı sağlık sorunları nedeniyle bu eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. 2000 yılında Tarsus’ta kurulan Tarsus Teknik Eğitim Fakültesinde görevlendirildi. Bu Fakültenin kurucu ekibi içerisinde Fakülte Sekreter Vekilliği, Eğitim Bilimleri Bölüm Başkanlığı ve Eğitim Bilimleri Ana Bilim Başkanlığı gibi idari görevlerde bulundu. Yine bu yıllarda Mersin Üniversitesi Tarsus Teknik Eğitim Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ve Silifke Uygulamalı Teknoloji ve İşletmecilik Yüksekokullarında uzmanlık alanına giren konularda Lisans düzeyindeki çeşitli dersleri okuttu. Tarsus’ta yükseköğretimin gelişmesine katkı sunmak amacıyla “Tarsus Teknik Eğitim Fakültesini Geliştirme ve Güçlendirme Derneği”ni kurdu ve daha sonra çıkartılan bir yasayla okul dernekleri kapatılıncaya kadar bu derneğin başkanlığını yaptı. Bu çerçevede Tarsus’taki Yükseköğretim kurumlarına fiziki, sosyal, kültürel ve akademik destekler sağladı. Yine bu yıllarda Tarsus Kaymakamlığı öncülüğünde kurulan ve Tarsus’a üniversite kurmak için faaliyet gösteren komisyonda üye olarak görevlendirildi. Bu komisyonda aktif olarak çalıştı ve çok çeşitli katkılar sundu. Tarsus Teknik Eğitim Fakültesi’nin kapanması nedeniyle Tarsus Meslek Yüksekokulu Büro Hizmetleri ve Sekreterlik Bölümünde görevlendirildi. Akademik çalışmalarını burada ve Çağ Üniversitesi Meslek Yüksekokulunda sürdürmekte iken 2018-2019 Eğitim-Öğretim yılı sonunda yaş haddinden emekli oldu. Öğr. Gör. Celal TEZEL, sosyal sorumluluk çalışmaları kapsamında TEMA Vakfı, İltişimliler Vakfı (İLEF) ve Mülkiyeliler Birliğinin aktif üyesi olarak akademik ve bilimsel faaliyetlerini halen sürdürmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here