MEGA YANGINLAR ÇAĞI

0
61


Geçtiğimiz 28 Temmuz günü, haber ajanslarının internet sayfalarına acil koduyla geçilen orman yangını haberleri birbiri ardına düşmeye başladı. Televizyonlar, normal yayın akışlarını keserek, Manavgat ve Muğla yangınlarına ilişkin canlı görüntüleri, son dakika notlarıyla yayınlamaya başladılar. Orman yangını haberleri bir anda, ülkenin en önemli gündem maddesi haline geldi. İnanılır gibi değil ama Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin deyimiyle aynı anda 38 ilde 163 orman yangını birden meydana gelmişti. Bu boyutlardaki bir yangına hazırlıklı olmayan orman idaresi ve itfaiye teşkilatları, doğal olarak yangını kontrol altına almakta bir hayli zorlandılar. Bu hengâme sırasında; kaçınılmaz ve zorunlu olarak havadan acil müdahale gerektiren böylesi bir yangında, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yeterli yangın söndürme uçaklarına sahip olmadığı ve Türk Hava Kurumu’nun elinde bulunan yangın söndürme uçaklarının ise; çeşitli arızalar nedeniyle atıl vaziyette hangarlarda bekletildiği gerçeği ortaya çıktı. Yaşanan bu süreçte; orman yangınlarının daha da geniş alanlara yayılması, yangın ortasında kalan bazı köylerin ve yerleşim yerlerinin tamamen yanması, turizm belde ve tesislerinin boşaltılmak zorunda kalınması ve en önemlisi de yanarak can vermiş olan bazı orman canlılarının kömürleşmiş hallerine ilişkin vicdanları yaralayan, yürekleri dağlayan görüntülerin kamuoyuna yansıması gibi nedenlerle; toplumumuzda, orman yangınlarına ilişkin olarak zaten yapılmakta olan tartışmaların dozajı daha da sertleşti. Orman yangınları, ülkemizin ve toplumumuzun yabancısı değildir. Ülkemizde, çok eski tarihlerden beri orman yangınları meydana gelmektedir. Orman yangınları da tıpkı depremler, heyelanlar ve seller gibi ülkemizin acı bir gerçeğidir. Bundan dolayıdır ki yapılan tartışmalar, bundan önceki her orman yangınında olduğu gibi öncelikle yangının çıkış nedenleri üzerinde yoğunlaştı. Yangının çıkış nedenleri olarak kimileri, komplo teorisi boyutlarına ulaşan fantastik iddialarda bulundular. Yangının, ormandaki bir cam kırığına yansıyan güneş ışığının, camın bir mercek gibi ışığı bir ağaca yansıtarak ağacı yakmış olması sonucunda çıkmış olabileceği görüşünü ciddi ciddi dile getirdiler. Kimileri, bu yangınların bir sabotaj olduğunu, yangının iç veya dış düşmanlar veya teröristler tarafından çıkartılmış olabileceğini söylediler. Kimileri, bu orman yangınlarının nedeni olarak orman arazilerine turistik tesis kurarak buradan rant sağlamak isteyen gözünü para hırsı bürümüş, vatan ve insanlık sevgisinden yoksun rantiyecileri gösterdiler. Yanan bu yerlerin, tıpkı bundan önceki yangınlarda orman vasfını yitiren arazilerde olduğu gibi imara açılacağını ve buralara da turistik tesisler kurulacağını söylediler. Yangını piknikçilerin çıkardığını, yoldan geçerken sigara izmariti atan bir sorumsuzun yangına sebep olduğunu, hatta yangının bir takdiri ilahi sonucunda kendiliğinden ortaya çıkmış olabileceğini söyleyenler bile oldu. Olaya daha bilimsel açıdan yaklaşan bazı aydın ve entelektüeller ise yangının çıkış nedeni olarak değil ama yaygınlık kazanmasının nedeni olarak ise küresel ısınma ve iklim değişikliği olgusunu gösterdiler. Bu neden ve gerekçe arama çabaları elbette ki yararlıdır. Bazı olguların nedenlerini doğru bir şekilde saptamaya çalışmak; gelecekte bu olguların vereceği zararları ortadan kaldırmak veya azaltmak açısından yararlı da olabilir. Ancak bazı şeyler vardır ki sebep, sonucu değiştirmez. Tıpkı yaşadığımız bu yangın gerçeğinde olduğu gibi sebep ve gerekçesi her ne olursa olsun; üzerinden 15 günden daha fazla bir zaman geçmesine rağmen hala devam etmekte olan TÜRKİYE TARİHİNİN GELMİŞ GEÇMİŞ EN BÜYÜK ORMAN YANGINI SOMUT BİR GERÇEKLİK OLARAK ORTA YERDE HALA ÖYLECE DURMAKTA VE YANGININ DUMANLARI HALA TÜTMEYE DEVAM ETMEKTEDİR. İşte asıl üzerinde durulması, farkına varılması ve nedenlerinin açıklığa kavuşturulması gereken gerçeklik bu gerçekliktir. Bütün yurtsever ve duyarlı insanlarımızın büyük bir acıyla ve gözyaşları içerisinde izlediği, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin yaptığı açıklamaya ve ilk belirlemelere göre 54 Bin hektar orman alanının kül olduğu ve geriye pek çok evsiz barksız, çaresiz, yorgun ve yılgın insanımızın kaldığı bu yangın, öyle sıradan bir yangın değildir. Bu yangın Türkiye orman yangınları tarihinin ilk MEGA YANGINIDIR. Türkiye, tarihinde ilk kez olarak bu yangınla birlikte; dünyada küresel ısınma ve iklim değişiklikleri üzerinde çalışan bilim insanlarının çok uzun yıllardan beri açıklamaya, sebep ve sonuçlarını anlatmaya ve olası tehdit ve tehlikelerine karşı ülkeleri ve insanları uyarmaya çalıştıkları MEGA YANGIN olgusuyla yüz yüze gelmiş ve karşı karşıya kalmıştır. Doğrusunu söylemek gerekirse; orman teşkilatımızın ve itfaiye örgütlerimizin MEGA YANGINLARA karşı yeterince eğitimli, donanımlı ve hazırlıklı olmamaları nedeniyle bu yangınlarla mücadelede ulaşılmak istenen etkili sonuçlar elde edilememiştir. Ne yazık ki orman idaremiz bu olayda iyi bir sınav verememiş ve başarılı olamamıştır. Zaten, bu tür yangınlarla; MEGA YANGIN olgusu yeterince bilinmeden, eski, babadan kalma bilindik yöntemlerle başa çıkabilmenin imkânı da artık kalmamıştır. Bilindiği gibi dünya MEGA YANGIN olgusuyla ilk kez Avustralya’nın New South Wales eyaletinde 2020 yılında çıkan, görülmemiş büyüklükteki yangınla tanışmıştır. Bu yangın ancak 240 günde söndürülebilmiştir. Bu yangında 2,1 milyon hektar alan kül olmuş, altı insan yaşamını kaybetmiş ve milyonlarca hayvan yanarak can vermiştir. Kimi bilim insanlarına göre bu yangınla birlikte dünyada MEGA YANGINLAR ÇAĞI başlamıştır. Yine aynı bilim insanları, bu tür yangınların çoğalacağını, Türkiye’nin de bu tehlikelerle karşı karşıya bulunduğunu, küresel ısınmanın ve iklim değişikliğinin yol açtığı felaketlerle başa çıkabilmek için yeni bir düzenin kurulması gerektiğini ve yeni bir afet yönetimi anlayışına ihtiyaç bulunduğunu dile getirmişlerdir. Konuya ilişkin dünya çapında yapılan bilimsel çalışmalar neticesinde son olarak Türkiye’nin de üyesi bulunduğu, Merkezi İsviçre’nin Cenevre kentinde bulunan Birleşmiş Milletler (BM) Hükümetlerarası İklim Değişikliği Panelinin (IPCC) 54. Oturumunda iklim kriziyle ilgili beklenen rapor açıklanmıştır. Üye ülkelerin karar verici konumundaki üst düzey yöneticileri için hazırlanan ‘İklim Değişikliği 2021: Fiziksel Bilim Temeli’ başlıklı rapor, 234 bilim insanı ile 195 hükümet tarafından onaylanmıştır. İklim bilimiyle ilgili en güncel veri ve analizleri bir araya getiren bu rapor, 2014’te yayımlanan özel rapordan bu yana konuyla ilgili olarak hazırlanan en önemli güncelleme olarak kabul edilmektedir. Söz konusu bu raporda; daha önceki raporlarda da belirtildiği gibi değişen İKLİM KOŞULLARININ YANGIN VE SELLERDEKİ ARTIŞA NEDEN OLACAĞI BİR KEZ DAHA VURGULANMIŞTIR. Ülkemizde devam eden orman yangınları ve seller; ilgili ve yetkililer tarafından bu raporlardaki önerilerin yeterince ciddiye alınmadığını ve gereklerinin yapılmadığını göstermektedir. DOĞAL AFETLERLE, SELLERLE VE YANGINLARLA; OLAYLARI KENDİ HALİNE, OLAĞAN AKIŞINA BIRAKAN BOŞ VERMİŞÇİ BİR TEVEKKÜL ANLAYIŞIYLA VE BİLİMLE İNATLAŞARAK MÜCADELE EDİLEMEZ. Umut ederiz ki, mümkün olan en kısa sürede yaşanan acı deneyimlerden gereken dersler çıkartılır ve bilim insanlarının önerilerine kulak verilir. MEGA ORMAN YANGINLARIYLA mücadelede en önemli unsur, iyi yetişmiş uzman personeldir. Liyakat sahibi olmayan personel istihdamından hızla vazgeçilmeli ve iş başına uzman personellerin getirilmesine özen gösterilmelidir. Günümüz orman yangınlarında en etkili araçlar uçak ve helikopterlerdir. Bu nedenle yangınla mücadelede ihtiyaç duyulan uçak ve helikopter filolarının kurulmasına öncelik verilmeli, robotlar da dahil olmak üzere ileri teknoloji araçlarının temini yoluna gidilmelidir. Türkiye bu işleri yapabilmek için yeterli kaynaklara sahip bir ülkedir. Öyle görülmektedir ki, bundan böyle küresel ısınma ve iklim değişikliklerinden kaynaklı doğa olayları ve afetler günlük yaşantımızın bir parçası haline gelecektir. Bu nedenlerle toplumda bu olaylarla mücadele bilinci ve kültürünün oluşturulmasında hepimiz açısından sayılamayacak kadar büyük faydalar bulunmaktadır. Unutulmamalıdır ki doğal afetler önlenemez belki ama vereceği zararların asgariye indirilmesi mümkündür.

Öğr. Gör. Celal TEZEL

Önceki İçerikFACEBOOK AŞI KARŞITI HESAPLARI SİLİYOR
Sonraki İçerikMUT’TA TOPTANCI HALİNDE ÇIKAN YANGINDA 6 DEPO HASAR GÖRDÜ
Öğr. Gör. Celal TEZEL, 20.05.1954 tarihinde Tarsus’ta  dünyaya geldi. Sırasıyla; Tarsus Kerim Çeliktaş İlkokulu, Tarsus Erkek Sanat Enstitüsü Ortaokulu, Tarsus Cengiz Topel Lisesi ve üniversite sınavını kazanarak girdiği Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksekokullarından mezun oldu. Kamu hizmetine 1979 yılında o zamanki adıyla Köyişleri ve Kooperatifler Bakanlığı Kooperatifler Genel Müdürlüğü Eğitim Dairesi Başkanlığında Eğitim Uzmanı olarak başladı. Daha sonra askerlik hizmeti nedeniyle gittiği Polatlı Topçu ve Füze Okulundan Topçu Asteğmen olarak mezun oldu. Kıta hizmeti nedeniyle gönderildiği Erzurum’da 1983-1984 yıllarında Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hemşirelik Yüksekokulunda Atatürk İlkeleri İnkılâp Tarihi derslerini vermek ve aynı şekilde Erzurum Lisesi ve Erzurum Kız Meslek Liselerinde ise Milli Güvenlik derslerini okutmak üzere görevlendirildi. Askerlik görevinin sona ermesinin ardından o zamanki adıyla Maliye ve Gümrük Bakanlığının açtığı sınavları kazanarak bu bakanlığa katıldı. Çeşitli Defterdarlıklarda Özel Yetkili Yoklama Memurluğu ve vergi dairelerinin Çok çeşitli servislerinde servis şefliği görevlerinde bulundu. 1994 yılında Mersin Üniversitesinin açmış olduğu sınavları kazanarak bu üniversitede Öğretim Görevlisi oldu. Aynı yıl açılan Erdemli Meslek Yüksekokulunun kuruluşunda görev aldı. Burada İktisadi ve İdari Programlar Bölüm Başkanlığı yaptı. Yine aynı yıl açılan Silifke Meslek Yüksekokulunun kurucu ekibi arasında yer aldı bu yüksekokulda uzun yıllar uzmanlık alanına giren alanlardaki çeşitli dersleri okuttu. Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi Bölümünde Yüksek Lisansını tamamladı. Burada yazmış olduğu “Türkiye’de Yönetsel Denetimin Yapısı ve İşleyişi – Denetim Yönetimi” adlı tezini “Bilim Jürisi” önünde savunarak “Kamu Yönetimi ve Yönetim Bilimleri Bilim Uzmanı” unvanını almaya hak kazandı. Daha sonra, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Programına kayıt yaptırdı. Bu eğitimi nedeniyle Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümünde doktora düzeyinde çeşitli çalışmalar yaptı. Bazı sağlık sorunları nedeniyle bu eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. 2000 yılında Tarsus’ta kurulan Tarsus Teknik Eğitim Fakültesinde görevlendirildi. Bu Fakültenin kurucu ekibi içerisinde Fakülte Sekreter Vekilliği, Eğitim Bilimleri Bölüm Başkanlığı ve Eğitim Bilimleri Ana Bilim Başkanlığı gibi idari görevlerde bulundu. Yine bu yıllarda Mersin Üniversitesi Tarsus Teknik Eğitim Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ve Silifke Uygulamalı Teknoloji ve İşletmecilik Yüksekokullarında uzmanlık alanına giren konularda Lisans düzeyindeki çeşitli dersleri okuttu. Tarsus’ta yükseköğretimin gelişmesine katkı sunmak amacıyla “Tarsus Teknik Eğitim Fakültesini Geliştirme ve Güçlendirme Derneği”ni kurdu ve daha sonra çıkartılan bir yasayla okul dernekleri kapatılıncaya kadar bu derneğin başkanlığını yaptı. Bu çerçevede Tarsus’taki Yükseköğretim kurumlarına fiziki, sosyal, kültürel ve akademik destekler sağladı. Yine bu yıllarda Tarsus Kaymakamlığı öncülüğünde kurulan ve Tarsus’a üniversite kurmak için faaliyet gösteren komisyonda üye olarak görevlendirildi. Bu komisyonda aktif olarak çalıştı ve çok çeşitli katkılar sundu. Tarsus Teknik Eğitim Fakültesi’nin kapanması nedeniyle Tarsus Meslek Yüksekokulu Büro Hizmetleri ve Sekreterlik Bölümünde görevlendirildi. Akademik çalışmalarını burada ve Çağ Üniversitesi Meslek Yüksekokulunda sürdürmekte iken 2018-2019 Eğitim-Öğretim yılı sonunda yaş haddinden emekli oldu. Öğr. Gör. Celal TEZEL, sosyal sorumluluk çalışmaları kapsamında TEMA Vakfı, İltişimliler Vakfı (İLEF) ve Mülkiyeliler Birliğinin aktif üyesi olarak akademik ve bilimsel faaliyetlerini halen sürdürmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here