OKULLAR KAPILARINI DERTLERLE AÇIYORLAR

0
43

İki yıl aradan sonra nihayet beklenen oldu. Millî Eğitim Bakanlığı ve Yüksek Öğretim Kurulu yetkilileri, her düzeydeki eğitim-öğretim kurumlarının 2021-2022 Eğitim-Öğretim döneminde yüz yüze eğitime başlayacaklarını duyurdular. Bu duyurunun bir gereği olarak, okul öncesi ve ilköğretim birinci sınıf öğrencileri 01 Eylül 2021 Çarşamba günü uyum eğitimine geçtiler ve ders başı yaptılar. İlköğretimin 2, 3, 4, 5, 6, 7 ve 8. Sınıflarında okuyanlar ile ortaöğretimin diğer basamaklarında öğrenim görmekte olan öğrenciler ise; 06 Eylül 2021 Pazartesi günü ders başı yapacaklar. Sayıları bugün itibariyle 205’i bulan devlet ve vakıf üniversiteleri ise; kendi belirledikleri akademik takvimlerine göre, Eylül veya en geç Ekim ayı sonuna kadar yüz yüze eğitim-öğretime başlamış olacaklar. Kısacası, okul öncesinden doktora sonrasına kadar her düzeydeki eğitim-öğretim kurumlarımız ve okullarımız, iki yıl gibi hayli uzun bir aradan sonra kapılarını öğrencilerine açmış olacaklar. Açmış olacaklar açmasına ama bu açılış; öyle bizim eğitim-öğretim geleneklerimizden bildiğimiz; öğretmenlerin okullarında öğrencilerini büyük bir özlem, sevgi ve heyecanla bekledikleri, öğrencilerin ayrı kaldıkları arkadaşlarına ve öğretmenlerine kavuşmanın hayaliyle büyük bir sevinç, coşku ve neşeyle, adeta bir düğün yerine, bir bayram yerine koşar gibi okullarına koştukları, öğrenci velileri ve yakınlarının çocuklarının sevinç ve coşkusuna tanık olmanın hazzıyla mutlu oldukları o eski renkli, eğlenceli ve neşeli açılışlara hiç mi hiç benzemiyor. Çünkü bu eğitim-öğretim döneminde okullarımız kapılarını büyük sorunlarla, belirsizliklerle, kafalarda oluşan çeşitli soru işaretleriyle ve çok çeşitli dertlerle açıyorlar. Doğaldır ki bizim eğitim düzenimiz öyle kendiliğinden bu hale gelmedi. Elbette ki bunun çok çeşitli nedenleri bulunuyor. Bizim mevcut eğitim sistemimizin çok çeşitli yapısal sorunları olduğu zaten öteden beri biliniyor ve çeşitli düzlemlerde dile getiriliyordu. 2002 Yılında AKP’nin iktidara gelmesiyle Milli Eğitimde işler düzeleceğine daha da içinden çıkılmaz bir hale geldi. Bu dönemde Milli Eğitimin başına, Milli Eğitimle uzaktan yakından ilgisi olmayan, işletmeci, hukukçu gibi değişik uzmanlık alanlarından kişilerin getirilmesi, sık sık bakan değiştirilmesi, her gelen Bakanın Milli Eğitimde sil baştan kendi kadrolarını ve sistemini kurmak için işe koyulması, Milli Eğitimdeki ve eğitim yöneticisi seçimindeki liyakat sisteminin yerle bir edilmesi, eğitimin her düzeyde siyasallaştırılması, partizanca bir kadrolaşmaya gidilmesi, eğitimde özelleşmenin özendirilmesi ve yaygınlaştırılması, demokratik, laik, çağdaş ve bilimsel eğitimden uzaklaşılması, ortaöğretim kurumlarına ve üniversiteye giriş sınavlarında yıllar yılı soruların çalınması gibi durumlar nedeniyle öğrenciler arasındaki fırsat eşitliğinin yerle bir edilmesi, sınavlara ve bütün bir eğitim sistemine duyulan güvenin sarsılması, eğitimin test ve sınav odaklı pahalı bir eğitim haline getirilmesi, eğitime nitelik olarak değil nicelik olarak bakılması, öğrenci başarı düzeylerinin sürekli olarak düşmesi, öğretmenlik mesleğinin kariyer bir meslek olmaktan çıkartılarak düşük ücretli, sıradan, düz bir memuriyet haline getirilmesi nedeniyle öğretmenlerin çok büyük oranda motivasyonlarını kaybetmeleri ve tükenmişlik sendromuna yakalanmaları, atanamayan öğretmenler sorununun tam bir toplumsal faciaya dönüşmesi, bu nedenle iyi yetişmiş genç öğretmenler arasında görülen intihar vakalarının artması ve 400 bini aşan öğretmen adayının öğretmenlik sınavları önünde yığılmasına rağmen öğretmenlik eğitimi veren kurumlarda hiçbir planlamaya gidilmemesi ve benzerleri gibi sayacağımız daha pek çok sorunlar ortaya çıktı. Öğretmen, öğrenci, veli gibi eğitimin olmazsa olmaz unsurları, eğitim gönüllüleri, çeşitli öğretmen sendikalarının yöneticileri, bazı uluslararası örgüt temsilcileri, eğitimle ilgili demokratik kitle örgütlerinin uzmanları, eğitim konusu üzerinde çalışan gazeteciler ve medya mensupları, demokrat, toplumcu ve halkçı aydınlar gibi çeşitli  duyarlı toplum kesimleri, tam da eğitimde yaşanan bu yapısal sorunlarla baş edebilmek için çeşitli demokratik ve bilimsel yol ve yöntemlerle mücadele etmeye çalışırlarken; ülkemizde de, ilk Covıd-19 vakasının görüldüğü 11 Mart 2020 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından pandemi ilan edildi. Tabiidir ki, yüz yılın felaketi olarak adlandırdığımız Covıd-19 pandemisi, tüm dünya ülkelerini olduğu gibi ülkemizi de olumsuz yönde etkiledi. Dünyadaki örneklerine benzer şekilde ülkemizde de ekonomik ve sosyal hayatın kapanması ve sosyal izolasyon yoluna gidildi. Çeşitli toplumsal kısıtlama önlemleri alındı. Ancak eğitim konusunda ülkemiz, gelişmiş ülkelerden ayrıştı. Gelişmiş ülkeler hemen gerekli önlemleri alarak eğitim ve öğretimlerini aksatmadan sürdürdüler. Almanya’da Merkel, kendisine yapılan tüm baskılara rağmen “bizim önceliğimiz eğitimdir. Her sektörü kapatacağız ama eğitimi asla kapatmayacağız” diyerek, okullarda her türlü önlemi aldı ve örgün eğitimi kesintiye uğratmadan sürdürdü. ABD, Kanada, İngiltere, Avrupa ülkelerinin tamamı, Japonya, G. Kore gibi ülkelerde de aksatılmadan yüz yüze eğitime devam edildi. Ne yazık ki eğitimcilerimizin tüm uyarılarına rağmen bizim ülkemizde kolaycı bir yol seçilerek eğitimin kapatılması yoluna gidildi. Okullar, kısa aralıklarla göstermelik olarak aç-kapa yapıldı ama bunun hiç kimseye hiçbir yararı olmadı. Eğitim EBA sistemi üzerinden uzaktan eğitime bağlandı. Uzaktan eğitim yöntem ve tekniklerinin uygulanmasında ise hiç de başarılı bir sınav verilemedi. 2021 Yılı üniversite sınav sonuçları bu başarısızlığın ve eğitimdeki geriye gidişin bir tescili ve göstergesi olmuştur. Genel olarak başarı oranları düşmüş, iki yıllık ve dört yıllık okullara kayıt yaptırabilmek için istenen baraj puanları düşürülmek zorunda kalınmıştır. Bu düşüşe rağmen üniversite kontenjanlarının %14,5’i boş kalmıştır. Bugün geldiğimiz noktada okullarımız açılıyor açılmasına ama okullarımızın dertleri de saymakla bitmiyor. Birincisi ve en önemlisi, aradan geçen iki yıl gibi hayli uzun bir zamana rağmen okullarımızda salgın koşullarında eğitim-öğretimi sürdürebilecek gerekli fiziki düzenlemeler yapılmamış ve gereken önlemler alınmamıştır. Önlemlerin alınması görevi, eğitim yöneticilerine ve öğretmenlere yüklenmiştir. Gerekli hijyen ve temizlik maddelerinin temini işi de öğrenci velilerinin yardım, destek ve himmetine bırakılmıştır. Sınıflardaki öğrenci sayılarında seyreltme yapılmamıştır. Oysa sınıf mevcutları 20’ye düşürülse ortaya çıkabilecek öğretmen ihtiyacı atanamayan öğretmenlerden sağlanabilir, bu iyi yetişmiş öğretmenlere de istihdam olanağı ve ortamı yaratılabilirdi. Okulların salgın koşullarına hazır hale getirilmeden açılması; öğrenci, öğretmen ve velilerin bir kısmında tedirginliğe neden olmaktadır. İkinci olarak eğitim-öğretim pahalı hale gelmiştir. Bazı okullarımızda daha öğrencinin kaydı aşamasında velilerimizden bağış adı altında birtakım paralar toplanmaktadır. Yardımcı ders kitapları, ders araç ve gereçleri, kırtasiye malzemeleri ve öğrenci giysileri fiyatları ile öğrenci servis ücretleri aşırı derecede pahalanmıştır. Öğrenci yurt ücretlerinin ve ev kiralarının yüksekliği, üniversitede öğrenci okutan aileleri bir hayli zorlamaktadır. Böyle bir ortamda yüz yüze eğitimin kesintisiz olarak sürdürülüp sürdürülemeyeceği konusu da hala belirsizliğini korumaktadır. En önemlisi de eğitimde çok ciddi bir kalite sorunu yaşanmaktadır. Zorunlu 8 yıllık ilköğretimden mezun olup ta okuma-yazma bilmeyen öğrenciler mevcuttur. Bu öğrencilerin %16,7’si dört işlem yapamamaktadır. İşte sözün bittiği yer burasıdır. Bu eğitim sistemi artık sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır. Artık eğitim sisteminde köklü ve kapsamlı, yapısal bir reformun yapılması ihtiyacı her geçen gün, eğitim-öğretimin her aşamasında iyiden iyiye kendisini hissettirir hale gelmiştir. Yaşanan bütün olumsuzluk ve zorluklarına rağmen 2021-2022 Eğitim-Öğretim Yılının tüm ulusumuza hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyor, öğretmen ve öğrencilerimize sağlıklı, başarılı ve mutlu bir Eğitim-Öğretim dönemi diliyorum.

Öğr. Gör. Celal TEZEL

Önceki İçerikUzmanlar uyarıyor: Çocuğunuzu 2 yaşına kadar ekranlardan uzak tutun
Sonraki İçerik23 bin 496 yeni vaka
Öğr. Gör. Celal TEZEL, 20.05.1954 tarihinde Tarsus’ta  dünyaya geldi. Sırasıyla; Tarsus Kerim Çeliktaş İlkokulu, Tarsus Erkek Sanat Enstitüsü Ortaokulu, Tarsus Cengiz Topel Lisesi ve üniversite sınavını kazanarak girdiği Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksekokullarından mezun oldu. Kamu hizmetine 1979 yılında o zamanki adıyla Köyişleri ve Kooperatifler Bakanlığı Kooperatifler Genel Müdürlüğü Eğitim Dairesi Başkanlığında Eğitim Uzmanı olarak başladı. Daha sonra askerlik hizmeti nedeniyle gittiği Polatlı Topçu ve Füze Okulundan Topçu Asteğmen olarak mezun oldu. Kıta hizmeti nedeniyle gönderildiği Erzurum’da 1983-1984 yıllarında Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hemşirelik Yüksekokulunda Atatürk İlkeleri İnkılâp Tarihi derslerini vermek ve aynı şekilde Erzurum Lisesi ve Erzurum Kız Meslek Liselerinde ise Milli Güvenlik derslerini okutmak üzere görevlendirildi. Askerlik görevinin sona ermesinin ardından o zamanki adıyla Maliye ve Gümrük Bakanlığının açtığı sınavları kazanarak bu bakanlığa katıldı. Çeşitli Defterdarlıklarda Özel Yetkili Yoklama Memurluğu ve vergi dairelerinin Çok çeşitli servislerinde servis şefliği görevlerinde bulundu. 1994 yılında Mersin Üniversitesinin açmış olduğu sınavları kazanarak bu üniversitede Öğretim Görevlisi oldu. Aynı yıl açılan Erdemli Meslek Yüksekokulunun kuruluşunda görev aldı. Burada İktisadi ve İdari Programlar Bölüm Başkanlığı yaptı. Yine aynı yıl açılan Silifke Meslek Yüksekokulunun kurucu ekibi arasında yer aldı bu yüksekokulda uzun yıllar uzmanlık alanına giren alanlardaki çeşitli dersleri okuttu. Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi Bölümünde Yüksek Lisansını tamamladı. Burada yazmış olduğu “Türkiye’de Yönetsel Denetimin Yapısı ve İşleyişi – Denetim Yönetimi” adlı tezini “Bilim Jürisi” önünde savunarak “Kamu Yönetimi ve Yönetim Bilimleri Bilim Uzmanı” unvanını almaya hak kazandı. Daha sonra, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Programına kayıt yaptırdı. Bu eğitimi nedeniyle Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümünde doktora düzeyinde çeşitli çalışmalar yaptı. Bazı sağlık sorunları nedeniyle bu eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. 2000 yılında Tarsus’ta kurulan Tarsus Teknik Eğitim Fakültesinde görevlendirildi. Bu Fakültenin kurucu ekibi içerisinde Fakülte Sekreter Vekilliği, Eğitim Bilimleri Bölüm Başkanlığı ve Eğitim Bilimleri Ana Bilim Başkanlığı gibi idari görevlerde bulundu. Yine bu yıllarda Mersin Üniversitesi Tarsus Teknik Eğitim Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ve Silifke Uygulamalı Teknoloji ve İşletmecilik Yüksekokullarında uzmanlık alanına giren konularda Lisans düzeyindeki çeşitli dersleri okuttu. Tarsus’ta yükseköğretimin gelişmesine katkı sunmak amacıyla “Tarsus Teknik Eğitim Fakültesini Geliştirme ve Güçlendirme Derneği”ni kurdu ve daha sonra çıkartılan bir yasayla okul dernekleri kapatılıncaya kadar bu derneğin başkanlığını yaptı. Bu çerçevede Tarsus’taki Yükseköğretim kurumlarına fiziki, sosyal, kültürel ve akademik destekler sağladı. Yine bu yıllarda Tarsus Kaymakamlığı öncülüğünde kurulan ve Tarsus’a üniversite kurmak için faaliyet gösteren komisyonda üye olarak görevlendirildi. Bu komisyonda aktif olarak çalıştı ve çok çeşitli katkılar sundu. Tarsus Teknik Eğitim Fakültesi’nin kapanması nedeniyle Tarsus Meslek Yüksekokulu Büro Hizmetleri ve Sekreterlik Bölümünde görevlendirildi. Akademik çalışmalarını burada ve Çağ Üniversitesi Meslek Yüksekokulunda sürdürmekte iken 2018-2019 Eğitim-Öğretim yılı sonunda yaş haddinden emekli oldu. Öğr. Gör. Celal TEZEL, sosyal sorumluluk çalışmaları kapsamında TEMA Vakfı, İltişimliler Vakfı (İLEF) ve Mülkiyeliler Birliğinin aktif üyesi olarak akademik ve bilimsel faaliyetlerini halen sürdürmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here