OKULLARDAKİ SEVİNÇLİ AÇILIŞ HÜSRANA DÖNÜŞMESİN

0
45

Geçtiğimiz hafta, ülkemiz genelindeki tüm okul öncesi ve ilköğretim birinci sınıf öğrencileri tam gün yüz yüze eğitime başladılar. Bu hafta başında ise, ilköğretimin öteki öğrencileri ile lise öğrencileri de ders başı yaptılar. Böylelikle, ünlü romancı Jules Verne’nin artık bir dünya klasiği haline gelmiş olan ünlü “İki Sene Mektep Tatili” romanını hatırlatan 20 Aylık uzun ve zorunlu okul tatili bitti. En üst düzeydeki devlet protokolü simgesel açılış törenleri düzenledi. Ders zili çaldı. 20 Aylık uzunca bir süreden beri, sanki bir cenaze evinin yaslı hüznüyle derin bir sessizliğe gömülmüş olan okullar, cıvıl cıvıl, şen şakrak öğrencilerin katılımıyla şenlendiler. Öğrenciler, rengârenk giysileriyle okul bahçelerini adeta renkli bir şölen yerine çevirdiler. Okul koridorları, uzun bir aradan sonra birbirine kavuşarak hasret gideren sınıf arkadaşlarının içten kucaklaşmalarına ve neşeli sohbetlerine sahne oldu. Sınıflar, öğrencilerin, sevinçli kahkahalarıyla çınladı. Sıralardaki heyecan yeniden başladı. Başlangıçta, belirlenen yazılı kurallarda, kâğıt üzerinde ve söylemde her şey çok güzeldi. Şehirlerimize adeta bayram günlerinin canlılığı ve coşkusu geldi. Ortalık şöyle bir dalgalandı ve hareketlendi. Kitapçılardaki, kırtasiyecilerdeki ve bazı konfeksiyon mağazalarındaki satışlar arttı. Çoktandır atıl vaziyette beklemek zorunda kalan okul servisleri ve okul kantinleri çalışmaya başladı. Okulların bu şekilde açılışı her şeyden önce saydığımız bu esnaf grubu için bir can suyu, şimdilik bir hayat öpücüğü oldu. Millî Eğitim Bakanlığı yetkilileri, 100 Yılın felaketi Kovit-19 Pandemisi koşullarında yüz yüze eğitim yapabilmek için her türlü önlemi aldıklarını, okullardaki bulaş riskini en aza indirmek için yeni bir algoritma hazırladıklarını ve bunu uygulamak için Milli Eğitim Müdürlüklerini ve okul yöneticilerini uyardıklarını açıkladılar. Ancak, işin eğitim-öğretim aşamasına geçilince, bu işin hiçte öyle söylendiği gibi kolay bir iş olmadığı anlaşıldı. Yapılan açıklamaların günlük yaşamın pratiğiyle uyuşmadığı görüldü. Eğitim-öğretimin kesintisiz olarak devamı için alındığı açıklanan kararların pek çoğu, okulların somut ihtiyaçlarına cevap vermeyen soyut önerilerden oluşan içi boş bir söylem olarak kaldı. Bu konuların gerçekten uzmanı olan ciddi bilim insanları, alınan bu kararların uygulanabilir olmadığını açıkladılar. Bir haftalık kısa bir uygulamadan sonra bile, eğitime yapılan makyajların yavaş yavaş döküldüğü ve eğitim tablomuzdaki acı gerçeklerin birer birer ortaya çıktığı somut olarak görülmeye başlandı.

Eğitimdeki bu acı tablonun en başta gelen ve en önemli göstergesi; Türkiye’nin pandemi döneminde, OKULLARINI EN UZUN SÜREYLE KAPALI TUTAN dünyadaki Meksika ve geri kalmış az sayıdaki bazı Afrika ülkeleri arasında sayıldığı gerçeğidir.

Hepimizin şapkalarımızı önümüze koyup; Türkiye gibi, 100’lerce yıllık köklü bir eğitim geçmişine ve çok ciddi bir eğitim deneyim ve birikime sahip; 1930’lu yıllarda, demokratik ve laik, bilimsel, akılcı, gerçekçi ve çağdaş eğitim devrimlerini başarıyla gerçekleştirmiş, “…dünyada her şey için; medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir…” ilkesini şiar edinerek uygulamış bir ülkenin, kurduğu bu çağdaş eğitim sisteminin nasıl olup ta bu şekilde geriye götürüldüğünü uzun uzun düşünmemiz gerekmektedir. Başından beri Türk Eğitim Sistemi; bütün noksanlıklarına karşın, pandemi koşullarında bile örgün eğitimini kesintiye uğratmadan sürdürebilecek iyi yetişmiş, anında ve hızlı düzenlemeler yapabilecek, afeti ve pandemiyi çok iyi bir şekilde yönetebilecek eğitilmiş insan gücüne, öğretmenlere, kadrolara, fiziki ve maddi olanaklara sahipti. Bizim eğitimcilerimiz bu görevi, bütün dünyaya örnek olabilecek nitelikte, çok başarılı bir şekilde yerine getirebilirlerdi. Ancak siyasal iktidar her nedense, pandeminin başında hazırlıksız olarak verdiği ani bir kararla, tercihini okulların kapatılması yönünde kullandı ve bütün eğitim kurumlarını kapattı. Kolaycı bir yaklaşımla Milli Eğitime bağlı okulları EBA programı üzerinden, üniversiteleri ise kendi geliştirdikleri web tabanlı eğitim sistemleri üzerinden uzaktan eğitime bağladı. Bugün geldiğimiz noktada, üzerinde uzun uzun konuşmalar ve irdelemeler yaparak vakit geçirmemize gerek yoktur. Geçen 20 aylık sürede EBA programları üzerinden yapılan eğitimin başarılı olamadığı konusunda ülkemizin ciddi eğitimcileri, veliler, öğrenciler ve hatta öğretmenler arasında bile çok güçlü bir kanaat oluşmuştur. Sözün özü, EBA ile kalıcı izli, nitelikli öğrenmeler gerçekleştirilememiştir. Deyim yerindeyse “buz üzerine yazı yazılmıştır.” Eğitimde, 20 ay gibi bir sürenin boşa geçirilmesi çok vahim bir durumdur. Boş geçen bu sürenin bir şekilde telafisi yoluna gidilmelidir. Dünyada sonuçlarının ölçülmesi en zor olan ve sonuçları ancak çok uzun bir süre sonra ölçülebilen tek şey eğitimdir. Eğitimde bugün yaşanan olumsuzlukların öğrenciler üzerindeki etkileri en erken 20-30 yıl sonra ölçülebilir. Bu nedenle, okulların kapalı tutulduğu zaman sürecinde yapılamayan dersler için eğitimin niteliğinden ve içeriğinden en küçük bir ödün dahi vermeden telafi eğitimi programları hazırlanmalıdır. Ortaya çıkan bu eğitim boşluğu mutlaka doldurulmalıdır. Yoksa gelecekte, çok ciddi toplumsal sakıncalar ortaya çıkabilir. Toplumumuzun, eğitilmiş insan gücünden almak zorunda olduğu sağlık, eğitim, adalet, güvenlik, milli savunma, tarımsal üretim, sanayi üretimi gibi her türlü kamusal ve özel hizmetin niteliğinde büyük gerilemeler ve imkansızlıklar ortaya çıkabilir. Eğitimin genel görünümünde salgın nedeniyle ortaya çıkan bir diğer acı gerçeğimiz ise; okul binası sayılarımızın, okullarımızın fiziksel yapı ve alt yapılarının, ders araç ve gereçleri ile öğretim teknolojisi donanımlarının, sınıf ve sıra sayılarının ve en önemlisi de öğrenci sayılarına oranla öğretmen sayılarının yetersizliği ile kalabalık okullar ve kalabalık sınıflar gerçeğidir. Okullarımızın, 20 ay önce kapatılması kararında olduğu gibi, yüz yüze eğitime açılmasının da ciddi bir ön hazırlık ve kapsamlı bir planlama yapılmadan, okullar eğitim-öğretim için tam anlamıyla hazır hale getirilmeden, birdenbire alınan ani bir kararla gerçekleştiği anlaşılmıştır. Aradan geçen 20 aylık sürede, Millî Eğitim Bakanlığı yetkililerince örgün eğitime geçilmesi için ciddi, kapsamlı ve gerçekçi hazırlıkların yapılmamış olduğu gerçeğinin ortaya çıkması, başlı başına üzerinde durulması gereken, şaşırtıcı ve üzücü bir konudur.

OYSA EĞİTİM, HER DÜZEYDE VE HER AŞAMADA PLANLI BİR FAALİYETTİR.

Okullarımızın bu şekilde “saldım çayıra, mevlam kayıra”, “istim arkadan gelsin” veya “göç, gide gide düzelir” anlayışla açılmış olmasının sakıncaları; her geçen gün biraz daha fazla görülmekte ve bu sıkıntıları bizzat içinde yaşayan öğrenci ve öğretmenlerce her gün televizyonlarda dile getirilmekte ve gazetelerimizde yazılıp çizilmektedir. Bizim eğitim sistemimizdeki sorunlarımız “Bir dokun bin âh işit kase-i fağfurdan” dizesinde söylendiği gibi saymakla bitmez. Ancak, bu sorunlar arasında bazen şöylece bir sayılan ve genellikle de geçiştirilen can alıcı eğitim sorunlarımızın en önemlilerinden birisi de kalabalık okullar ve kalabalık sınıflar gerçeğidir. Bu sorun, pandemi ortamında daha da önemli ve yaşamsal bir konu haline gelmiştir. İdeal okullar 500, bilemedin 600 öğrencilik okullardır. Avrupa Birliği ülkelerinin standardı ise mesleki eğitimde 15, genel eğitimde 30 kişilik sınıflardır. Japonya’da sınıf mevcutları 20’dir. Okulların ve sınıfların öğrenci sayıları ile akademik başarı arasında ters bir orantı vardır. Sınıflardaki öğrenci sayıları ne kadar azalırsa buna bağlı olarak başarı da aynı oranda yükselir. Zaten pandemi koşulları da 20 kişilik sınıfları dayatmaktadır. Okullarımızda acilen yeni sınıflar ihdas edilerek 20 kişilik sınıf uygulamalarına geçilmelidir. Böylelikle atanamayan öğretmenlere de yeni istihdam alanları açılmış olur. Pandemi ortamında yüzü yüze eğitim için yapılan düzenlemeler yetersizdir. Acilen gerçekçi ve etkin önlemler alınmalıdır. Yoksa, okullarımızda görülen, Kovid-19 (Pozitif) vakalarda büyük bir patlama yaşanması olasılığı çok yüksektir. Kısa bir süre sonra yüz yüze eğitim sürdürülemez hale gelebilir. Okullarımız yeniden kapatılmak zorunda kalınabilir. Hiçbirimiz istemeyiz ama böyle bir durum karşısında okullarımızın açılışındaki sevinç, büyük bir hayal kırıklığı ve hüsranla sonuçlanabilir.      

Öğr. Gör. Celal TEZEL

Önceki İçerikTunceli Müzesi kısa sürede yoğun ilgi gördü
Sonraki İçerikÖğretmen atamalarında başvuru takvimi belli oldu
Öğr. Gör. Celal TEZEL, 20.05.1954 tarihinde Tarsus’ta  dünyaya geldi. Sırasıyla; Tarsus Kerim Çeliktaş İlkokulu, Tarsus Erkek Sanat Enstitüsü Ortaokulu, Tarsus Cengiz Topel Lisesi ve üniversite sınavını kazanarak girdiği Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksekokullarından mezun oldu. Kamu hizmetine 1979 yılında o zamanki adıyla Köyişleri ve Kooperatifler Bakanlığı Kooperatifler Genel Müdürlüğü Eğitim Dairesi Başkanlığında Eğitim Uzmanı olarak başladı. Daha sonra askerlik hizmeti nedeniyle gittiği Polatlı Topçu ve Füze Okulundan Topçu Asteğmen olarak mezun oldu. Kıta hizmeti nedeniyle gönderildiği Erzurum’da 1983-1984 yıllarında Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hemşirelik Yüksekokulunda Atatürk İlkeleri İnkılâp Tarihi derslerini vermek ve aynı şekilde Erzurum Lisesi ve Erzurum Kız Meslek Liselerinde ise Milli Güvenlik derslerini okutmak üzere görevlendirildi. Askerlik görevinin sona ermesinin ardından o zamanki adıyla Maliye ve Gümrük Bakanlığının açtığı sınavları kazanarak bu bakanlığa katıldı. Çeşitli Defterdarlıklarda Özel Yetkili Yoklama Memurluğu ve vergi dairelerinin Çok çeşitli servislerinde servis şefliği görevlerinde bulundu. 1994 yılında Mersin Üniversitesinin açmış olduğu sınavları kazanarak bu üniversitede Öğretim Görevlisi oldu. Aynı yıl açılan Erdemli Meslek Yüksekokulunun kuruluşunda görev aldı. Burada İktisadi ve İdari Programlar Bölüm Başkanlığı yaptı. Yine aynı yıl açılan Silifke Meslek Yüksekokulunun kurucu ekibi arasında yer aldı bu yüksekokulda uzun yıllar uzmanlık alanına giren alanlardaki çeşitli dersleri okuttu. Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi Bölümünde Yüksek Lisansını tamamladı. Burada yazmış olduğu “Türkiye’de Yönetsel Denetimin Yapısı ve İşleyişi – Denetim Yönetimi” adlı tezini “Bilim Jürisi” önünde savunarak “Kamu Yönetimi ve Yönetim Bilimleri Bilim Uzmanı” unvanını almaya hak kazandı. Daha sonra, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Programına kayıt yaptırdı. Bu eğitimi nedeniyle Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümünde doktora düzeyinde çeşitli çalışmalar yaptı. Bazı sağlık sorunları nedeniyle bu eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. 2000 yılında Tarsus’ta kurulan Tarsus Teknik Eğitim Fakültesinde görevlendirildi. Bu Fakültenin kurucu ekibi içerisinde Fakülte Sekreter Vekilliği, Eğitim Bilimleri Bölüm Başkanlığı ve Eğitim Bilimleri Ana Bilim Başkanlığı gibi idari görevlerde bulundu. Yine bu yıllarda Mersin Üniversitesi Tarsus Teknik Eğitim Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ve Silifke Uygulamalı Teknoloji ve İşletmecilik Yüksekokullarında uzmanlık alanına giren konularda Lisans düzeyindeki çeşitli dersleri okuttu. Tarsus’ta yükseköğretimin gelişmesine katkı sunmak amacıyla “Tarsus Teknik Eğitim Fakültesini Geliştirme ve Güçlendirme Derneği”ni kurdu ve daha sonra çıkartılan bir yasayla okul dernekleri kapatılıncaya kadar bu derneğin başkanlığını yaptı. Bu çerçevede Tarsus’taki Yükseköğretim kurumlarına fiziki, sosyal, kültürel ve akademik destekler sağladı. Yine bu yıllarda Tarsus Kaymakamlığı öncülüğünde kurulan ve Tarsus’a üniversite kurmak için faaliyet gösteren komisyonda üye olarak görevlendirildi. Bu komisyonda aktif olarak çalıştı ve çok çeşitli katkılar sundu. Tarsus Teknik Eğitim Fakültesi’nin kapanması nedeniyle Tarsus Meslek Yüksekokulu Büro Hizmetleri ve Sekreterlik Bölümünde görevlendirildi. Akademik çalışmalarını burada ve Çağ Üniversitesi Meslek Yüksekokulunda sürdürmekte iken 2018-2019 Eğitim-Öğretim yılı sonunda yaş haddinden emekli oldu. Öğr. Gör. Celal TEZEL, sosyal sorumluluk çalışmaları kapsamında TEMA Vakfı, İltişimliler Vakfı (İLEF) ve Mülkiyeliler Birliğinin aktif üyesi olarak akademik ve bilimsel faaliyetlerini halen sürdürmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here