ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN KREDİ VE YURTLAR SORUNU

0
37

Yüz yılın felaketi Kovid-19 Pandemisi nedeniyle 20 Aydan bu yana kapalı olan üniversiteler, nihayet kapılarını açıyorlar. Geçtiğimiz haftalarda, üniversitelere kayıt yaptırma hakkı kazanan öğrencilerin kayıt işlemleri tamamlandı. Ülkemizde bu nedenle, ister istemez büyük bir toplumsal hareketlilik yaşandı. Ne büyük rastlantıdır ki aynı günlerde, Kovid-19 Pozitif vaka sayılarında da önemli ölçüde artışlar görüldü. Yaşanan bu toplumsal hareketliliğin, pozitif vakaların artış hızı üzerinde elbette ki olumsuz etkileri olmuştur. Bu hafta, ÖSYM tarafından ek kontenjanlardan üniversitelere kayıt yaptırmaya hak kazanan öğrencilerin listeleri açıklanacak. İsimleri açıklanan bu öğrenciler de kayıt yaptırmak için yine yollara düşecekler. Bu yıl ÖSYM, belki de tarihinde ilk kez olarak, ikinci bir ek kontenjandan yerleştirme için önümüzdeki günlerde başvuruları almaya başlayacak.

Tabii bunun, hesapsız kitapsız, plansız ve programsız bir şekilde, tamamen siyasi, ekonomik ve eğitsel olmayan daha başka; işsizliği örtme ve zamana yayma, nepotizm (eş-dost, hısım akraba kayırma) veya partizanca kadrolaşma gibi çeşitli amaçlarla tüm illere ve belli başlı ilçelere açılan ve sayıları 205’i bulan üniversitelerin bol keseden dağıtılan kontenjanlarının boş kalmaması ve her nasıl olursa olsun bir şekilde doldurulması kaygısıyla yakın bir ilişkisi vardır. Bu tür uygulamalar, üniversite kavramının içini boşaltan ciddi birer eğitim sorundur ve başlı başına ayrıca ele alınıp incelenmesi gereken çok önemli konulardır. Her neyse, biz asıl konumuza dönecek olursak, ek kontenjanlardan yerleşenlerin kayıtlarının başlamasıyla birlikte şehirlerarası seyahatlerin yeniden hız kazanacağı gerçeği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bu da demek oluyor ki, bir önceki kadar büyük çapta olmasa bile, yine yoğun bir toplumsal hareketlilik yaşanacaktır.

Eğri oturalım, doğru konuşalım. Kızmaca, gücenmece yok. Ne yazık ki, bizim yönetim kültürümüzde, karşılaştığımız sorunlara proaktif, bilimsel, akılcı, gerçekçi ve planlı bir şekilde çözümler arama yaklaşımı olmadığı için olaylar yine kendi haline ve kendi akışına bırakılacaktır. Aynı süreçler, kendi kendilerini yine aynı şekilde yeniden tekrar etmeye devam edecektir. Çözüm odaklı olmayan bu gelişigüzel yönetim yaklaşımı nedeniyle; ne yazık ki ülkemizde, son yıllarda birbiri ardına yaşadığımız, başta pandemi olmak üzere büyük boyutlu ekonomik, toplumsal, siyasal, aktöresel, kültürel, diplomatik ve yönetsel sorun ve çalkantılarımız bir türlü bitmek bilmemektedir. Bitmek bir yana, katlanarak artmaya devam etmektedir. İşte son günlerde, üniversitelerin yüz yüze eğitim için kapılarını açmaya hazırlandıkları bir sırada, bu büyük boyutlu ekonomik ve sosyal sorunlara bir yenisi daha eklenmiştir.

Yıllar yılı ihmal edilerek halının altına süpürülmüş, görmezden gelinerek ötelenmiş ve çözümü hep geleceğe ertelenmiş olan üniversite öğrencilerinin kredi ve yurtlar sorunu; acil çözüm gerektiren devasa bir sorun olarak birdenbire karşımıza çıkıvermiştir. Aslında sanki, daha önceleri hiç yokmuş ve henüz ortaya çıkmış gibi görülen ya da gösterilmeye çalışılan bu sorunun kökenleri bir hayli eskilere dayanmaktadır. Bizim ülkemizde üniversite öğrencilerinin belli ölçülerde iaşe (bakıp besleme, yedirip içirme) ve ibate (barındırma, yatıp kalkmasını sağlama) sorunları her dönemde olmuştur ama Türk Eğitim Tarihinin hiçbir döneminde bu kadar büyük boyutlara ulaşan karmaşık, çok yönlü ve devasa bir sorun haline gelmemiştir. Üniversite öğrencilerinin kredi ve yurtlar sorunu, kökü tahmin edilenlerden çok daha derinlerde, çok daha karmaşık ve çok daha büyük bir sorundur.

Çünkü, resmî açıklamalara göre ülkemizde üniversiteye kayıtlı öğrenci sayısı yaklaşık olarak 8 milyona ulaşmıştır. Buna karşılık, yine resmî açıklamalara göre ülkemizde Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlı olarak faaliyet gösteren devlet ve yine Kredi ve Yurtlar Kurumunun izniyle ruhsatlandırılarak açılan özel yurtlarda toplam olarak; kimi resmî açıklamalara göre 1 Milyon, kimi resmî açıklamalara göre ise, 700 Bin yatak kapasitesi mevcuttur. Bu verilere göre yapılacak olan basit ve ortalama bir hesaplama bizlere; öğrenci yurtlarındaki yatak sayılarının ihtiyacı karşılama oranının yaklaşık olarak %8 olduğunu göstermektedir. Yani her 100 öğrenciden ancak 8’i yurtlarda barınma imkânı bulabilmektedir. Geriye kalan 92 öğrenci ise kendi başının çaresine kendisi bakmak durumuyla karşı kaşı karşıya kalmaktadır.

Bu durum, ülkemizin her iline ve belli başlı çeşitli ilçelerine dağılmış olan milyonlarca öğrenciyi ve velilerini kendi kısıtlı olanaklarıyla çareler aramak zorunda bırakmaktadır. Kiralık evlere duyulan ihtiyacın artması, özellikle aşırı bir talebin olduğu büyük şehirlerde ev kiralarının fahiş oranlarda yükselmesi sonucunu doğurmuştur. Bu yüksek ev kiralarının üzerine bir de her gün artan hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı eklenince, çok sayıda öğrenci, bunların ana-babaları ve velileri yükseköğrenim görmek için katlanmak zorunda kaldıkları bu ağır yükün altından kalkamaz hale gelmişlerdir. Dolayısıyla bugüne kadar görmediğimiz, duymadığımız ve alışık olmadığımız kadar çok sayıda öğrenci yükseköğrenimini bırakmak, yarıda kesmek, kayıt dondurmak veya okulunu tamamen terk etmek sorunuyla karşı karşıya kalmışlardır. Üniversite öğrencilerinin kredi ve yurtlar sorunu; acil çözüm bekleyen bir sorun haline gelmiştir. Çünkü üniversiteler, çok yakında açılacak ve eğitim-öğretimlerine başlayacaklardır. Çok kısa bir süre içerisinde kalacak yer sorununu çözemeyen öğrenciler ise, ister istemez çok zor durumda kalacaklardır. Üniversite öğrencilerinin, bu yaşamsal ortak sorunlarını kamuoyuna yansıtmak amacıyla topluca açık alanlarda ve parklarda banklar üzerinde sabahlamak suretiyle başlattıkları sivil itaatsizlikler ve eylemler çok yararlı olmuştur. Böylelikle, üniversite öğrencilerinin kredi ve yurtlar sorunu kamuoyuna mal olmuş ve hemen hemen tüm toplum kesimlerinin tartıştığı, birinci derecede öncelikli gündem maddesi haline gelmiştir.

Öğrencilerin bu haklı ve insani talepleri kamuoyundan büyük destek görmeye başlamıştır. Başta Ankara olmak üzere, İstanbul ve İzmir gibi Büyükşehir Belediyelerinin sorunu sahiplenmelerini, ellerindeki atıl binaları ivedilikle öğrenci yurtları haline getirmelerini ve ihtiyacı olan öğrencilerin hizmetine sunmalarını sağlamıştır. CHP’li Büyükşehir Belediyelerinin hiç üzerlerine vazife değilken kendiliklerinden inisiyatif alarak böyle bir girişim başlatmaları hem çok büyük bir boşluğu doldurmuş ve hem de kamuoyu nezdinde çok büyük bir takdir toplamıştır. Şimdi geldiğimiz noktada, partili partisiz tüm öteki belediyelerin de bu güzel uygulamaları örnek almaları beklenmekte ve istenmektedir. Ancak ne kadar iyi niyetli olursa olsun bu tip girişimler, üniversite öğrencilerinin yurt sorununu ancak bir süreliğine ve geçici olarak giderebilir.

Sorunun köklü ve kalıcı bir şekilde çözümü, ancak ve sadece bilimsel, akılcı ve gerçekçi planlamalar ve büyük yatırımlarla mümkündür. Bunun için vakit geçirilmeden ihtiyaca uygun kısa, orta ve uzun vadeli planlar hazırlanmalı ve bu planlar zamanında hayata geçirilmelidir. Bizim eğitim tarihimizde öğrencilerin yurt sorunu son 20-30 yılda ortaya çıkmış ve günümüzde ise had safhaya ulaşmıştır. 1930’larda yapılan üniversite reformuna göre her üniversitenin kendi rektörlüğüne bağlı ve doğrudan doğruya üniversite tarafından yönetilen kendi yurtları, hatta bazı fakültelerin bile böyle kendilerine bağlı olan yurtları vardı. Üniversiteye kayıt yaptıran her öğrenci aynı zamanda bu yurtlara da kayıt yaptırabiliyordu. Ankara Siyasal (cumhuriyet) Yurdu, Ankara Hukuk (Cebeci) Yurdu, ODTÜ ve Hacettepe yurtları böyle yurtlardı. Ankara’da olağanüstü güzel bir vakıf yurdu örneği olarak Vehbi Koç Öğrenci Yurdu vardı. Bu yurt hala hizmet vermektedir. Ayrıca adını; hemşerilik bağıyla orada kalan öğrencilerin doğdukları illerden alan Adana, Yozgat, İçel Öğrenci yurdu gibi öğrenci yurtları da mevcuttu. Bu yurtlar 70’li yılların ikinci yarısından itibaren Kredi ve Yurtlar Kurumu bünyesine alınarak merkezi yönetime bağlanmıştır. Yükseköğrenim öğrencilerinin kalacak yurt sorunu da böylelikle başlamıştır. Kredi ve Yurtlar Kurumu çok uzun yıllar boyunca kendisine devredilen bu yurtları hem de kötü bir şekilde yönetmiş, ihtiyaca uygun yurt planlamaları yapmamış, çok az sayıda yurt yatırımı yapmıştır. Acil durumlarda kiraladığı ya da satın aldığı apartmanları ya da binaları yurt haline getirme yoluna gitmiştir. Özellikle 80’li ve 90’lı yıllardan itibaren ortaya çıkan bu yurt boşluğunu birtakım tarikatlar, cemaat ve vakıflar doldurmaya başlamışlardır. Bu tarikat, cemaat ve vakıfların bir kısmı, sahip oldukları öğrenci yurtlarını kendi cemaatlerine taraftar, mürit, sempatizan ve militan sağlamanın bir aracı olarak kullanmışlardır. Kredi ve Yurtlar Kurumu uzun yıllar boyunca bu oluşuma seyirci kalmıştır. Kamu yönetiminin işlevsel bir organı olarak Kredi ve Yurtlar Kurumu, maalesef başarılı olamamış kendisine yasalarla verilen görevleri layıkıyla yerine getirememiştir. Bunun yanında merkezi yönetimin, kamusal açıdan öncelikli olmayan ve bir kısmı kamuoyu tarafından çok büyük bir savurganlık olarak eleştirilen devasa boyutlardaki yatırımları yaparken, öğrenci yurtları yapılması için yeterli derecede kaynak ayırmaması ve gerekli yatırımları yapmaması da bir kısım kamuoyu tarafından büyük bir çelişki ve haksızlık olarak değerlendirilmekledir. 

Öğrencilerin yurtlarda konaklamaları sadece barınma ihtiyacını giderden bir etkinlik değildir. Bu aynı zamanda eğitimde fırsat eşitliğiyle ve öğrencilerin akademik, bilimsel, zihinsel ve eğitsel başarılarıyla, verilen eğitimin niteliğiyle hatta eğitimi veren üniversitenin dünya sıralamasındaki yeriyle doğrudan doğruya çok yakından ilişkili bir konudur. Esasen eğitim, okul öncesinden doktora sonrasına kadar bir bütündür. Temel bir insan hakkıdır. Sosyolojik olarak bir sosyal kurum, olmazsa olmaz toplumsal bir sistem ve faaliyettir. Öğrenci yurtları da bu sistemin ayrılmaz ve tamamlayıcı bir parçasıdır. Bu nedenle öğrenci yurtları sorununun çözümü de söylemde ve havada bırakılarak geçiştirilmemeli, bütüncül bir yaklaşımla ele alınmalı ve bu soruna mutlaka ivedi, köklü ve kalıcı çözümler bulunmalıdır.     

Öğr. Gör. Celal TEZEL   

Önceki İçerikPolis ve jandarmadan ortak uyuşturucu operasyonu
Sonraki İçerikMHP’de 7 isim parti üyeliğinden çıkarıldı
Öğr. Gör. Celal TEZEL, 20.05.1954 tarihinde Tarsus’ta  dünyaya geldi. Sırasıyla; Tarsus Kerim Çeliktaş İlkokulu, Tarsus Erkek Sanat Enstitüsü Ortaokulu, Tarsus Cengiz Topel Lisesi ve üniversite sınavını kazanarak girdiği Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksekokullarından mezun oldu. Kamu hizmetine 1979 yılında o zamanki adıyla Köyişleri ve Kooperatifler Bakanlığı Kooperatifler Genel Müdürlüğü Eğitim Dairesi Başkanlığında Eğitim Uzmanı olarak başladı. Daha sonra askerlik hizmeti nedeniyle gittiği Polatlı Topçu ve Füze Okulundan Topçu Asteğmen olarak mezun oldu. Kıta hizmeti nedeniyle gönderildiği Erzurum’da 1983-1984 yıllarında Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hemşirelik Yüksekokulunda Atatürk İlkeleri İnkılâp Tarihi derslerini vermek ve aynı şekilde Erzurum Lisesi ve Erzurum Kız Meslek Liselerinde ise Milli Güvenlik derslerini okutmak üzere görevlendirildi. Askerlik görevinin sona ermesinin ardından o zamanki adıyla Maliye ve Gümrük Bakanlığının açtığı sınavları kazanarak bu bakanlığa katıldı. Çeşitli Defterdarlıklarda Özel Yetkili Yoklama Memurluğu ve vergi dairelerinin Çok çeşitli servislerinde servis şefliği görevlerinde bulundu. 1994 yılında Mersin Üniversitesinin açmış olduğu sınavları kazanarak bu üniversitede Öğretim Görevlisi oldu. Aynı yıl açılan Erdemli Meslek Yüksekokulunun kuruluşunda görev aldı. Burada İktisadi ve İdari Programlar Bölüm Başkanlığı yaptı. Yine aynı yıl açılan Silifke Meslek Yüksekokulunun kurucu ekibi arasında yer aldı bu yüksekokulda uzun yıllar uzmanlık alanına giren alanlardaki çeşitli dersleri okuttu. Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi Bölümünde Yüksek Lisansını tamamladı. Burada yazmış olduğu “Türkiye’de Yönetsel Denetimin Yapısı ve İşleyişi – Denetim Yönetimi” adlı tezini “Bilim Jürisi” önünde savunarak “Kamu Yönetimi ve Yönetim Bilimleri Bilim Uzmanı” unvanını almaya hak kazandı. Daha sonra, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Programına kayıt yaptırdı. Bu eğitimi nedeniyle Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümünde doktora düzeyinde çeşitli çalışmalar yaptı. Bazı sağlık sorunları nedeniyle bu eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. 2000 yılında Tarsus’ta kurulan Tarsus Teknik Eğitim Fakültesinde görevlendirildi. Bu Fakültenin kurucu ekibi içerisinde Fakülte Sekreter Vekilliği, Eğitim Bilimleri Bölüm Başkanlığı ve Eğitim Bilimleri Ana Bilim Başkanlığı gibi idari görevlerde bulundu. Yine bu yıllarda Mersin Üniversitesi Tarsus Teknik Eğitim Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ve Silifke Uygulamalı Teknoloji ve İşletmecilik Yüksekokullarında uzmanlık alanına giren konularda Lisans düzeyindeki çeşitli dersleri okuttu. Tarsus’ta yükseköğretimin gelişmesine katkı sunmak amacıyla “Tarsus Teknik Eğitim Fakültesini Geliştirme ve Güçlendirme Derneği”ni kurdu ve daha sonra çıkartılan bir yasayla okul dernekleri kapatılıncaya kadar bu derneğin başkanlığını yaptı. Bu çerçevede Tarsus’taki Yükseköğretim kurumlarına fiziki, sosyal, kültürel ve akademik destekler sağladı. Yine bu yıllarda Tarsus Kaymakamlığı öncülüğünde kurulan ve Tarsus’a üniversite kurmak için faaliyet gösteren komisyonda üye olarak görevlendirildi. Bu komisyonda aktif olarak çalıştı ve çok çeşitli katkılar sundu. Tarsus Teknik Eğitim Fakültesi’nin kapanması nedeniyle Tarsus Meslek Yüksekokulu Büro Hizmetleri ve Sekreterlik Bölümünde görevlendirildi. Akademik çalışmalarını burada ve Çağ Üniversitesi Meslek Yüksekokulunda sürdürmekte iken 2018-2019 Eğitim-Öğretim yılı sonunda yaş haddinden emekli oldu. Öğr. Gör. Celal TEZEL, sosyal sorumluluk çalışmaları kapsamında TEMA Vakfı, İltişimliler Vakfı (İLEF) ve Mülkiyeliler Birliğinin aktif üyesi olarak akademik ve bilimsel faaliyetlerini halen sürdürmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here