Parlamenter demokratik sisteme dönüş talepleri yükseliyor

0
44

Türkiye gündeminin uzunca bir süredir değişmeyen zorlu, yakıcı ve sarsıcı sorunları, hepimizin günlük yaşamını olumsuz yönde etkilemeye devam ediyor. Bu sorunların en başında siyasal iktidar tarafında 100 Yılın felaketi Kovid-19 pandemisiyle mücadelede alındığı açıklanan etkisiz ve çelişkili kararlar geliyor. Sağlık Bakanlığı, bir yandan herkesçe bilinen ve artık kanıksanmış hale gelen “maske, mesafe, hijyen ve aşılama” önerilerini rutinleşmiş bir söylem olarak sıralamaya devam ederken; öte yandan, ortalık yerde sanki hiçbir salgın hastalık yokmuş gibi; ciddi hiçbir düzenleme yapılmadan tüm okulları, ekonomiyi ve sosyal yaşamı olabildiğince açıyor. Bunun doğal bir sonucu olarak tüm aşılama çabalarına rağmen, günlük ölüm ve vaka sayılarında bugüne kadar misli görülmemiş artışlar yaşanıyor. Sağlık Bakanlığının açıkladığı verilerde her gün yeni yeni rekorlar kırılıyor. Ne var ki salgınla mücadele; somut, kapsamlı ve etkin önlemler alınmadan, günübirlik palyatif önlemlerle adeta yasak savarcasına geçiştiriliyor. Her konuda olduğu gibi; salgın hastalıkla mücadele konusunda da alınması gereken kurumsal, bilimsel ve etkili önlemlerin alınması, benzeri pek çok toplumsal konuda olduğu gibi yine öteleniyor ve geleceğe erteleniyor. Türkiye gündeminin değişmeyen sorunları listesinde pandeminin hemen ardından ekonomik sorunlar geliyor. Enflasyonun önü alınamaz bir şekilde sürekli yükselmesi, dövizin ateşinin bir türlü düşürülememesi, hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, işsizlik, yoksulluk, ücretlerin düşüklüğü, iç ve dış borçların artması, bütçe açıkları, dış borçların milli gelire olan oranının % 62’lerin üzerine çıkması, zaten bozuk olan gelir ve servet dağılımındaki bozuklukların daha da artması gibi her biri başlı başına çok önemli sonuçlar doğuran ve artık kronik hale gelmiş olan olgular, mutlu azınlık dışındaki orta, dar ve düşük gelirli geniş halk kesimlerinin sırtına her gün dayanılması ve taşınması gittikçe daha da zorlaşan ağır yüklerin binmesine neden oluyor. Dış politikadaki savrulmalar nedeniyle S-400 Hava savunma sistemlerinin ve F-35 uçaklarının alımı konularında çeşitli çelişkili durumlar ve belirsizlikler ortaya çıkıyor. Öte yandan; sayıları kimilerine göre 3,5 Milyonu, kimilerine göre ise 5 Milyonu bulan geçici korumalı göçmen statüsündeki Suriyeli, Afgan ve öteki milletlerden göçmenler sorunu dolayısıyla ödenen sosyolojik, toplumsal, kültürel ve ekonomik faturaların tutarları ise gittikçe kabarıyor. Halkın bu konulardaki yükselen hoşnutsuzluğu kimi kamuoyu araştırma şirketlerince yapılan anket sonuçlarına somut biçimde yansıyor. Üniversitelerin açılmasıyla birlikte ortaya çıkan; öğrenci yurtları, ev kiralarının aşırı derecede yükselmesi, öğrenci kredilerinin yetersizliği, yükseköğretimin her yıl daha da düşen kalitesi ve üniversite mezunlarının alanlarıyla ilgili işler bulamaması gibi sorunlar da kamuoyunun toplumsal gündemindeki önemli yerini korumaya devam ediyor. Bütün bunların yanında, daha burada saymakla bitiremeyeceğimiz irili ufaklı daha başka pek çok toplumsal gündem maddelerimiz de bulunuyor. Son olarak bunlara 05 Ekim 2021 Salı günü CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti ve Deva Partisinden oluşan 6 muhalefet patisi başkan yardımcılarının TBMM’de bir araya gelerek “GÜÇLENDİRİLMİŞ PARLAMENTER SİSTEM” konusunu masaya yatırmalarıyla birlikte Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Yeni Anayasa ve Anayasayı değiştirme sorunlarıyla ilgili olarak yapılmaya başlanan yüksek gerilimli tartışmalar da eklenmiş oldu. “GÜÇLENDİRİLMİŞ PARLAMENTER SİSTEM” sorunu bir anda, toplumsal ve siyasal gündemimizin en önemli ve öncelikli gündem maddesi haline geldi. Adeta gündemdeki bütün sorunlar ikinci plana itildi ve unutuldu. Varsa yoksa güçlendirilmiş parlamenter sistem tartışmaları yapılmaya başlandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminden asla vazgeçilemeyeceğini dile getirdi. Ardından bir süreden beri hükümetin küçük ortağı gibi davranan ve her konuda mevcut siyasal iktidara tam desteğini esirgemeyen MHP’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini desteklediklerini ve bu sistemden geriye dönüşlere izin vermeyeceklerini bildirdi. Böylelikle ortaya, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminden vazgeçilip geçilemeyeceği ve güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçilip geçilemeyeceği sorularına verilmesi düşünülen cevapların tartışılması sorunları çıktı. Birincisi hemen baştan belirtmemiz gerekir ki, “GÜÇLENDİRİLMİŞ PARLAMENTER SİSTEM” sorunu, tek başına ve bağımsız bir sorun değildir. Devletlerin yönetim biçimleri Anayasalarında yazılı olduğu için Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminden vazgeçilip güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçilmesi sorunu da ya yeni bir Anayasa yapma ya da mevcut Anayasada yer alan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine ilişkin maddelerin yine Anayasada gösterilen hukuki yol ve yöntemler uygulanarak değiştirilmesi sorunudur. Sonuçta demokratik hukuk devletlerinde yürürlüğe konulan Anayasa ve yasa maddeleri gökten inmiş değiştirilemez ayet-i kerimeler değildir. Bu nedenle, nasıl ki 2017 yılında yapılan bir referandumla Anayasanın ilgili maddeleri değiştirilerek Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçilmişse yine aynı hukuki yol ve yöntemler izlenerek güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçilmesi de her zaman mümkündür. Sonuçta buna karar verecek olan halktır. Demokratik cumhuriyetlerde, halkın iradesi dışında ve üstünde bir başka güç yoktur. Siyasal iktidarlar yönetimlerinin meşruiyet kaynağını halktan alırlar. Meşruiyet kaynağını halkın iradesinden almayan yönetimler, ne yaparlarsa yapsınlar, hangi yol ve yöntemlere başvururlarsa vursunlar uzun süre ayakta kalamazlar ve kalıcı olamazlar. Demokrasi ve özgürlük mücadeleleri tarihi bunun böyle olduğunu bizlere göstermiştir. Demokrasi tarihi bizlere ayrıca, bir ülkenin yönetim biçimiyle o ülkenin ekonomik kalkınması ve refah düzeyi arasında da doğrudan bir orantı ve bağlantı olduğunu göstermiştir. O halde bir toplumda, toplumsal sorunların halkın beklentilere uygun bir şekilde çözümü, toplumsal kalkınma, refah düzeyinin sağlıklı bir şekilde yükseltilebilmesi, devletin asli görevlerinden birisi olan toplumda huzurlu bir dinginlik sağlanması ve toplumsal mutluluğun gerçekleştirilebilmesi için demokratik ve laik, sosyal hukuk devletinin bütün kurum ve kurallarıyla tam anlamıyla işletilmesi, kişi hak ve özgürlüklerinin bütünüyle tanınması gerekmektedir. Bugün geldiğimiz noktada, ülkemizde 3,5 yıldan beri uygulanmakta olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi deneyimi, bu sistemin toplumsal sorunların çözümünde istenen ve beklenen ölçüde başarılı olamadığını ve Türk devlet yönetim geleneklerine uygun olmadığını göstermiştir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, TBMM’yi işlevsizleştirdiği, devletin denge-denetim mekanizmalarını zayıflattığı, siyasal iktidarları Anayasa ve hukuk devleti çizgisinde tutmak için geliştirilmiş olan fren sistemlerini bozduğu, yasama, yürütme ve yargı şeklinde dengelenen güçler ayrılığı ilkesini zedelediği ve devlet hiyerarşisinin en tepesinde bulunan Cumhurbaşkanına aşırı yetkiler vererek adeta bir tek adam yönetimi kurulmasına olanak verdiği yönleriyle tartışılmaktadır. Türkiye 83 milyonluk nüfusuyla, tarımı, sanayisi, ekonomisi ve coğrafyasıyla tek adam tarafından yönetilemeyecek kadar büyük bir ülkedir.   Normal ve sağlıklı demokratik bir hukuk devletinde, devletin tüm organlarının ve işlemlerinin, TBMM tarafından yapılan siyasal denetime, idari ve mali denetime, yargı denetimine ve basın-yayın ve medya kuruluşları tarafından yapılan özgür ve bağımsız kamuoyu denetimine tabi olması gerekir. Çünkü güçlü bir denetim olmadan güçlü bir yönetim tesis edilemez. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde devletin denetim organ ve kurullarının zayıflatılmış olması nedeniyle, kamuoyunda çokça tartışılan ve eleştirilen kaynak savurganlığı, yolsuzluk ve suiistimaller istenmeyen bir şekilde artmıştır. Siyasal sistem çok kısa bir sürede tıkanmıştır ve kendi kendisini yeniden üretemez, toplumsal sorunlara kalıcı ve köklü çözümler bulamaz hale gelmiştir. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem arayışları, kişisel beklentilerle kendiliğinden değil bu duruma bir alternatif olarak ortaya çıkmıştır. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem yaklaşımının ortaya atıldıktan sonra çok ciddi bir taban bulduğu ve beklenti yarattığı gözlenmektedir. Öyle görünüyor ki Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem arayışları, zamanında veya erkene alınarak yapılacak olan ilk genel seçimler tamamlanıp yeni bir siyasal iktidar iş başına gelinceye kadar toplumsal gündemimizdeki yerini koruyacaktır. Mevcut yönetim anlayışı ve ülke gündemini sarsan ağır ekonomik ve sosyal sorunlar varlığını aynı şekilde sürdürdükçe, parlamenter demokratik sisteme dönüş talepleri de yine aynı oranda yükselmesine devam edecektir.

Öğr. Gör. Celal TEZEL

Önceki İçerikMersin’de uyuşturucu operasyonu
Sonraki İçerikMavi kategorideki il sayısı 25 oldu
Öğr. Gör. Celal TEZEL, 20.05.1954 tarihinde Tarsus’ta  dünyaya geldi. Sırasıyla; Tarsus Kerim Çeliktaş İlkokulu, Tarsus Erkek Sanat Enstitüsü Ortaokulu, Tarsus Cengiz Topel Lisesi ve üniversite sınavını kazanarak girdiği Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksekokullarından mezun oldu. Kamu hizmetine 1979 yılında o zamanki adıyla Köyişleri ve Kooperatifler Bakanlığı Kooperatifler Genel Müdürlüğü Eğitim Dairesi Başkanlığında Eğitim Uzmanı olarak başladı. Daha sonra askerlik hizmeti nedeniyle gittiği Polatlı Topçu ve Füze Okulundan Topçu Asteğmen olarak mezun oldu. Kıta hizmeti nedeniyle gönderildiği Erzurum’da 1983-1984 yıllarında Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hemşirelik Yüksekokulunda Atatürk İlkeleri İnkılâp Tarihi derslerini vermek ve aynı şekilde Erzurum Lisesi ve Erzurum Kız Meslek Liselerinde ise Milli Güvenlik derslerini okutmak üzere görevlendirildi. Askerlik görevinin sona ermesinin ardından o zamanki adıyla Maliye ve Gümrük Bakanlığının açtığı sınavları kazanarak bu bakanlığa katıldı. Çeşitli Defterdarlıklarda Özel Yetkili Yoklama Memurluğu ve vergi dairelerinin Çok çeşitli servislerinde servis şefliği görevlerinde bulundu. 1994 yılında Mersin Üniversitesinin açmış olduğu sınavları kazanarak bu üniversitede Öğretim Görevlisi oldu. Aynı yıl açılan Erdemli Meslek Yüksekokulunun kuruluşunda görev aldı. Burada İktisadi ve İdari Programlar Bölüm Başkanlığı yaptı. Yine aynı yıl açılan Silifke Meslek Yüksekokulunun kurucu ekibi arasında yer aldı bu yüksekokulda uzun yıllar uzmanlık alanına giren alanlardaki çeşitli dersleri okuttu. Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi Bölümünde Yüksek Lisansını tamamladı. Burada yazmış olduğu “Türkiye’de Yönetsel Denetimin Yapısı ve İşleyişi – Denetim Yönetimi” adlı tezini “Bilim Jürisi” önünde savunarak “Kamu Yönetimi ve Yönetim Bilimleri Bilim Uzmanı” unvanını almaya hak kazandı. Daha sonra, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Programına kayıt yaptırdı. Bu eğitimi nedeniyle Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümünde doktora düzeyinde çeşitli çalışmalar yaptı. Bazı sağlık sorunları nedeniyle bu eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. 2000 yılında Tarsus’ta kurulan Tarsus Teknik Eğitim Fakültesinde görevlendirildi. Bu Fakültenin kurucu ekibi içerisinde Fakülte Sekreter Vekilliği, Eğitim Bilimleri Bölüm Başkanlığı ve Eğitim Bilimleri Ana Bilim Başkanlığı gibi idari görevlerde bulundu. Yine bu yıllarda Mersin Üniversitesi Tarsus Teknik Eğitim Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ve Silifke Uygulamalı Teknoloji ve İşletmecilik Yüksekokullarında uzmanlık alanına giren konularda Lisans düzeyindeki çeşitli dersleri okuttu. Tarsus’ta yükseköğretimin gelişmesine katkı sunmak amacıyla “Tarsus Teknik Eğitim Fakültesini Geliştirme ve Güçlendirme Derneği”ni kurdu ve daha sonra çıkartılan bir yasayla okul dernekleri kapatılıncaya kadar bu derneğin başkanlığını yaptı. Bu çerçevede Tarsus’taki Yükseköğretim kurumlarına fiziki, sosyal, kültürel ve akademik destekler sağladı. Yine bu yıllarda Tarsus Kaymakamlığı öncülüğünde kurulan ve Tarsus’a üniversite kurmak için faaliyet gösteren komisyonda üye olarak görevlendirildi. Bu komisyonda aktif olarak çalıştı ve çok çeşitli katkılar sundu. Tarsus Teknik Eğitim Fakültesi’nin kapanması nedeniyle Tarsus Meslek Yüksekokulu Büro Hizmetleri ve Sekreterlik Bölümünde görevlendirildi. Akademik çalışmalarını burada ve Çağ Üniversitesi Meslek Yüksekokulunda sürdürmekte iken 2018-2019 Eğitim-Öğretim yılı sonunda yaş haddinden emekli oldu. Öğr. Gör. Celal TEZEL, sosyal sorumluluk çalışmaları kapsamında TEMA Vakfı, İltişimliler Vakfı (İLEF) ve Mülkiyeliler Birliğinin aktif üyesi olarak akademik ve bilimsel faaliyetlerini halen sürdürmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here