Değer Fakiri Türk Lirası

0
120

Malumun ilanı üzerine Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası faizi indirmiş oldu. Fakat beklenti 100 baz puan iken indirimin 200 baz puan yani % 2 şeklinde gerçekleşmesi, merkez bankası başkanlığı ve para politikası kurulunun siyaset kurumuna tam biat mesajı olarak algılandı. Yurtdışında da ABD merkezli haber kuruluşu Bloomberg  “Erdoğan’nın Merkez Bankası” başlığıyla faiz indirimini duyurmuş oldu. Financial Times ise “TCMB, yüksek enflasyon ve kötü durumdaki para birimine rağmen politika faizini düşürerek iş dünyası ve muhalefet partilerinden gelen uyarılara meydan okudu” ifadelerini kullandı. Türkiye’de bu tartışmalar yaşanırken Almanya Merkez Bankası (Bundesbank) başkanı, 2011’den beri yürüttüğü görevini hiçbir etki veya siyasi makamın etkisi olmadan görevi bıraktığını söylüyor ve euronun değerine atıf yapıyordu. Türkiye’de ise iki yılda dört merkez bankası başkanı değiştirip, üstüne iki satırlık yazılarla para politikası kurulu üyelerini değiştirirken, merkez bankasının itibarını ve konumunu zedeleyenler bunu yapanlar değil bunu eleştirenler oluyor ve aşağıda tablo ortaya çıkıyordu.

TL’nin 31 Aralık 2021 ve 22 Ekim 2021 Tarihleri Arasındaki Değer Kayıpları ve

Dünyada Parası En Çok Değer Kaybeden İlk 10 Ülke

Türk Lirası                         22.61

Arjantin Pesosu                    15.32

Tayland Bahtı                      12.95

Kolombiya Pesosu                 9.27

Peru Soulu                             8.45  

Brezilya Reali                        8.14  

Romen Leyi                           6.41

Polonya Zlotisi                      5.67

Filipinler Pesosu                    5.43

Halbuki Türkiye’de aynı film 2018 yılında gerçekleşmiş, faiz neden enflasyon sonuç tezinden yola çıkarak yaklaşık 10 ay boyunca faiz düşürülmüştü. Sonuç; daha yüksek enflasyon, eriyen rezervler ve yeniden yükselen faizler olmuştu. 2021 Ekim itibariyle bu filmi hızlandırmış bir şekilde izlemenin ve tabii ki ortaya çıkacak bedelleri yeniden ve yeniden ödemenin gerekçesi ne olabilirdi ? Hükümetin bizzat kendisinin ilan ettiği ekonomide ve hukukta reform gerçekleşmedi. Makroekonomik dengeler düzelmedi. 2021 ikinci çeyrekte kaliteli olmayan bir büyüme yakalandı ancak bu ne istihdamda ne de gelir dağılımında bir iyileşme anlamına gelmedi. Peki değişen ne oldu ? Gelişmiş ülkelerde de enflasyonda artışlar var, ne ki bu ülkelerin hepsi enflasyonla mücadele için faiz artışına başvurdular. Bizde neden ters bir kararla faizler düşürülmek isteniyor ?

Hükümetin açıklamasına göre yüksek enflasyon ve hayat pahalılığıyla mücadele temel gerekçe. Kur aratacak ihracat artacak, cari açık azalacak ve büyüyen ekonomide kaliteli büyüme gerçekleşecek, refah artacaktı. Ancak gelin görün ki 2018’de daha düşük enflasyon varken bile faiz indirme politikası başarısız olmuştu. Demek ki bu politika iktisadi gerekçelerle açıklanamıyor. Çünkü ihracat yapmak için dahi ithalata bağımlı bir ülkede kurun artmasına göz yummak demek zaten yeniden enflasyon demektir. Motorin, benzin, LPG’den başlamak üzere iğneden ipliğe her şeye zam gelmesi bunun kanıtı. Kaldı ki küresel emtia ve taşımacılık ücretlerinde artış trendi devam ediyor. Petrol fiyatları başta olmak üzere enerji fiyatlarında da artış var. Türkiye’de kamuoyu daha çok Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) ile ilgili olduğu için Üretici Fiyatları Endeksi gölgede kalıyor. TÜİK verilerine göre Eylül ayında üretici fiyatlarındaki artış % 43.96’ya çıktı.

Beterin beteri var deyip bir üst levelde bizi bekleyen tehlike ise döviz borçları. Kamu özel ülkenin brüt dış borçları 450 milyar dolara dayanmış durumda. Bu durumda dolardaki her 10 kuruşluk artış TL cinsinden borçlarımızı ne kadar arttıracak varın siz hesaplayın.

Sadede gelinirse başarı ihtimali çok düşük, halka kesilecek faturası büyük bu türden sert bir politikanın arkasında yatan temel unsurlardan birisi 2022 yılındaki olası bir seçimdir. Bir kumar da olsa eğer bu politika başarılı olursa yüksek büyüme, düzelen makro dengelerle girilecek bir seçim ve içeride ihalelerle beslenen küçük-orta ölçekli sermaye grubunun devam eden desteği hükümete yeniden iktidar yolunu açabilir. Üstelik getirisi garanti olan dış güçler, dış mihraklar, Türkiye’ye diz çöktürmek isteyenlere karşı dik duruşlar edebiyatı da cepte duruyor. İkinci unsur Kanal İstanbul çılgınlığıyla İstanbul’un son arazilerini ve BOTAŞ gibi memleketin elde kalan son milli değerlerini Katar ve Birleşik Arap Emirliklerine satarak artık dışarıdan gelmeyen yabancı sermayeye devamlılık sağlamak (üretim ekonomisini değil rant ekonomisini devam ettirmek). Türk Lirasının değeri düştükçe mallarımız, milli varlıklarımız ucuza, kelepir fiyatına elden çıkarılmış olacak. Ancak sorun şu ki iktisadi gerçeklere uymayan bu senaryo, vatandaşa daha fazla yoksulluk ve işsizlik olarak yansıyacak gibi görülüyor. Üstelik artık bir çeşit talana dönüşen özelleştirmelerle elden çıkarılan milli ekonomik kurumlar artık ya var ya da yok ve ekonomideki düzenleyici kurumlar itibar ve kimlik erozyonuna uğramış durumda. Böyle bir durumda krizle nasıl mücadele edileceği ve ekonomide dibe çöküşün nasıl engelleneceği sorusu da havada asılı olarak duruyor. Tabii bir de sokakta dar gelirli olduğu her halinden belli amca ve teyzelerin meseleye siyasi aidiyet ve lidere tapınma penceresinden bakan “her şey çok güzel” yorumlarının yarattığı “aklı tutulan bu zihniyetle iktidarın yanlış politikaları nasıl durdurulabilir” travmasını da hesaba katmak gerekiyor.  Bir başka alanda – dış politikada bu kadar savrulma ve bu kadar başarısızlığa rağmen akıl ve strateji eksiği politikaların devam ediyor olması ne yazık ekonomi alanında da aynı hataların süreceğine dair bir örnek olarak takdim ediliyor.

Haftanın sözü Hazine eski müsteşarı Mahfi Eğilmez’den: “Bir ülkede insanlar merkez bankasının alacağı karar üzerine iddia oynuyorsa o ülkede para politikası değil, politika parası vardır”.

Prof. Dr. Hüseyin M. YÜCEOL

Önceki İçerikMGC Başkanı Tepe, TGF yönetimine seçildi
Sonraki İçerikIrak-Suriye tezkeresi Meclis’ten geçti
Dr. Hüseyin Mualla YÜCEOL 20.02.1971 tarihinde Adana’ da doğmuştur. İlköğretim ve Ortaöğretimini Adana’ da tamamlamış, lisans eğitimini Çukurova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümünde, Yüksek Lisans ve Doktora eğitimini Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Ana Bilim dalında tamamlamıştır. Mersin Üniversitesi Erdemli Meslek Yüksekokulu’nda 1996 yılında göreve başlayan Dr. Yüceol, 2003 yılında Yardımcı Doçent 2008 yılında Makro İktisat temel bilim alanında Doçent unvanını almıştır. 2013 yılında profesör olan Hüseyin Mualla Yüceol, Mersin Üniversitesi’nde Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri ile Uluslararası İlişkiler bölümlerinde bölüm başkanlıkları, Erdemli Uygulamalı Teknoloji ve İşletmecilik Yüksekokulu’nda Müdürlük, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde Dekan Vekilliği görevlerini yürütmüştür. Kendisi halen Mersin Üniversitesi İİBF Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkiler bölümünde çalışmakta ve Toros Üniversitesi Mütevelli Heyetinde görev yapmaktadır. Evli ve üç çocuk babası olan Hüseyin Mualla Yüceol’un yayımlanmış ‘Ahlâki Ekonomi’ ve ‘İşsizlik Kuramları ve İşsizlikle Mücadele Politikaları’ adlı iki kitabı, çok sayıda araştırma makalesi, ulusal ve uluslararası bildirileri bulunmaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here