Gıda Fiyatlarını Zincir Marketler Mi Yükseltiyor?

0
46

Öyle bir çalkantılı süreçten geçiyoruz ki, Türkiye’nin ekonomik, toplumsal ve siyasal gündemini izlemek gittikçe daha da güçleşiyor. Geçtiğimiz haftayı da yine pandemide artan ölüm ve pozitif vaka sayılarındaki artışın,  “Persona non grata” yani istenmeyen adam ilan edilmek istenen büyükelçilerin, İtalya’nın başkenti Roma’da yapılan G20 Liderler Zirvesinde gerçekleşen Erdoğan-Biden görüşmelerinin, burada masaya yatırılan uluslararası çekişmeli konuların ve diplomatik sorunların, F-35, F-16 pazarlıklarının, S-400’lerin akıbetinin ne olacağının, şimdi de İtalya’dan alınması düşünülen hava savunma sistemlerinin, Suriye ve Irak tezkerelerinin, Suriye’de yapılacağı söylenen askeri operasyonların,  2023 Genel seçimlerinin erkene alınıp alınmayacağının, dövizin yükselen ateşinin, Türk Lirasının mum gibi eriyişinin, kamu yönetiminde liyakat sisteminin çöküşünün ve zincir marketlere verilen para cezalarının caydırıcı olup olamayacağının tartışmalarıyla geçirdik. Ancak, bütün bu önemli tartışma konuları arasında gazete ve televizyonlarda yer alan haberlerin ve günlük yaşamda karşılıklı olarak yaptığımız sohbetlerimizin ana gündem maddesini yine de temel ve zorunlu tüketim mallarına yapılan yüksek oranlı zam haberleri oluşturdu. Bu arada Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), geçtiğimiz 3 Kasım Çarşamba günü her ay rutin olarak kamuoyuna duyurduğu 2021/Ekim ayına ait enflasyon rakamlarını açıkladı. Esasen uzunca bir süreden beri kamuoyu nezdinde çok ciddi bir güven sorunu yaşayan ve açıkladığı istatistiki rakamlar üzerinde sübjektif oynamalar yaptığı iddialarıyla çeşitli açılardan eleştirilen TÜİK’e göre; Türkiye’de ekim ayı tüketici enflasyonu (TÜFE) yüzde 2,39, yıllık enflasyon ise yüzde 19,89 seviyelerinde beklentilerin altında gerçekleşmişti. Tabii bu oranlar, Türkiye’de enflasyon izlemesi yapan İstanbul Ticaret Odası (İTO) ve Enflasyon Araştırma Grubu (ENAGrup)’un açıkladığı enflasyon oranlarıyla çelişiyordu. ENAGrup’a göre; Tüketici Fiyat Endeksi (E-TÜFE) Ekim/2021 döneminde aylık bazda %6,90, yıllık bazda ise %49,87 oranlarında gerçekleşmişti. Doğal olarak açıklanan bu çelişkili enflasyon rakamları, tahmin edileceği üzere ilgili çevreler tarafından hiç te inandırıcı bulunmadı. Aksine enflasyona, yani fiyatlar genel düzeylerine ilişkin olarak kamuoyunda yaşanacak olan yeni ve sert tartışmaların da fitilini ateşlemiş oldu. Daha çok ekonomistler, politikacılar ve gazeteciler arasında yapılan ve teknik düzeyde kalan bu tartışmalar, hayat pahalılığını ve geçim sıkıntısını iliklerine kadar hisseden dar gelirli ve yoksul yurttaşlarımızı pek fazla ilgilendirmiyordu. Sonuçta onlar, bu tartışmalarda yapılan kuramsal açıklamalarla ve sunulan karmaşık tablolarla değil, haklı olarak karşı karşıya kaldıkları bu hayat pahalılığıyla nasıl başa çıkacaklarını ve kendi günlük yaşamları ile çoluk çocuklarının geçimlerini nasıl sağlayacaklarını düşünüyorlardı. Çünkü hissedilen yıllık gıda enflasyonu, ortalama bir tahminle %50’ler civarındaydı. Ve bu düzeydeki bir gıda enflasyonu özellikle de sabit gelirli yurttaşlarımızın günlük yaşam koşullarını oldukça zorluyordu. Ekonomistler arasında; TÜİK’in her ne kadar tüketici enflasyonu verilerini beklentilerin altında açıklamış olsa da bu yılın yüzde 20’lik tüketici enflasyonu ile biteceği öngörüsü ağır basıyordu. Öyle ki yüksek doğalgaz zamlarıyla Kasım ayında da enflasyon oranlarındaki artışının devam edeceği tahminleri dile getiriliyordu. Ekonomi alanında yaşanan buna benzer sorunlar nedeniyle içine girilmiş olan yüksek kur, enflasyon ve devalüasyon sarmalı dolayısıyla Türkiye, tarihinin en büyük ve en kötü ekonomik ve siyasal karmaşalarından birisini yaşamaktaydı. Ve gıda enflasyonu, uzun zamandır Türkiye ekonomisinin kronik sorunlarından birisi haline gelmişti. Gıda enflasyonunun yüksek seyretmesinin en büyük nedeni olarak tarım politikalarındaki plansızlık gösteriliyordu. Oysa yaşanan pandemi koşullarında tarımsal faaliyet, yalnızca gıda maddeleri ve yaş sebze ve meyve üretimi olmaktan çıkmış, aynı zamanda stratejik bir faaliyet haline de gelmişti. Ne yazık ki Türkiye; uzun yıllar boyunca tarımın göz ardı edilmesi nedeniyle artık 70’li yıllardaki gibi, dünyada tarımsal ürün üretiminde kendi kendisine yeten 7 ülkeden biri olmaktan çıkmış, tarım ürünleri ithal eden bir ülkeye dönüşmüştü. Bu durumda yapılan bütün eleştiriler siyasal iktidara yöneltiliyordu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, belki de siyasal iktidarın daha fazla yıpratılmasını önlemek, hedef saptırmak veya gündem değiştirmek amacıyla olsa gerek, iki hafta önce yaptığı bir açıklama ile yüksek gıda fiyatlarından zincir marketleri sorumlu tuttu. Aynı açıklamasında Erdoğan, Tarım Kredi Kooperatifi marketlerinin sayısının artırılarak fahiş fiyatlarla mücadele edileceğini söyledi. Bu açıklamanın ardından televizyonlarda zincir marketlerde fiyat denetimi yapan müfettişlerin görüntülerini izlemeye başladık. Ardından gazetelerde, zincir marketlere kesilen astronomik cezalara ilişkin haberlerle karşılaştık. Bu haberlere göre, beş zincir market ile bir gıda dağıtım firmasına 2,7 milyar lira para cezası kesilmişti. İlgili zincir market yetkilileri, bu cezalara karşı mahkemelerde dava açacaklarını açıkladılar. Olay böylelikle yargıya intikal etti. Kamuoyumuz da mahkemelerin bu konuda vereceği kararların sonuçlarını beklemeye başladı. Olay şimdilik kapanmış gibi görünüyor ama, gıda fiyatları da hız kesmeden artmaya devam ediyor. Türkiye’deki yasal boşluklar nedeniyle zincir marketlerin fahiş fiyat uyguladıkları gerçeği zaten öteden beri biliniyordu. Bu sorunun ele alınarak gündeme getirilmesi elbette ki iyi oldu. Ancak, bu bağlamda zincir marketlerle ilgili çeşitli düzenlemeler yapılırken; bir yandan da ülkede 20 yıldır uygulanan ekonomik politikalar ile büyüme modellerinin de sorgulanması gerekmektedir. Fiyat artışlarının tek sorumlusu olarak zincir marketlerin gösterilmeye çalışılması ne derecede doğrudur? Gıda fiyatlarındaki artışın tek sorumlusu zincir marketler değildir. Bunlar fiyatların yükselmesine etki eden etkenlerden sadece bir tanesidir. Ekonomi alanında bugün içinde yaşadığımız bu olumsuz sonuçları doğuran asıl etken, üretkenlikten uzak, ithalat ağırlıklı, ranta dayalı, tüketim ve israf ekonomisidir. Bu ekonomik model, zincir marketlerin tekel konumlarını güçlendirmelerine neden olmuştur. 2021 yılında hazırlanan Nielsen Araştırma Raporuna göre, son on yılda, toplam süpermarket sayısı 10 binden 40 binlere çıkmıştır. Zincir marketler mahalle aralarına hatta en ücra köylere kadar girmiştir. Yapılan bir başka araştırmaya göre bir beldede açılan her süpermarket ortalama olarak 2 bin mahalle bakkalının kapanmasına neden olmaktadır. Sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen bu zincir marketlerin; Topbaşların BİM’i, Yıdız Holding’in, Murat Ülker’in ŞOK’u, Sabancıların CarrfourSA’sı, Turgay Aydın Holding’e ait A101’i ve Anadolu Grubu’na, Özilhanlar’a ait MİGROS markalı mağazalardan oluştuğu bilinmektedir. Sınırlı sayıdaki bu zincir marketlerle perakendecilik alanında bir monopollü rekebet piyasası yani, oligopol oluşmuştur. Aynı oligopol piyasaları başka sektörlerde de ortaya çıkmıştır. Örneğin inşaat müteaahitleri geçtiğimiz haftalarda az sayıdaki çimento üreticilerinin kendi aralarında fahiş fiyat belirlediklerini iddia ederek Türkiye genelinde inşaatları durdurma eylemi yapmışlardır. İşte, işin asıl sakıncası burada aranmalıdır. Zincir marketlerde fiyat denetiminden daha çok AVM’lerin ve zincir marketlerin kuruluş ve çalışma usullerini belirleyen yasal düzenlemelere ihtiyaç vardır. Çünkü halen yürürlükte bulunan mevcut mevzuatımıza göre mal ve hizmet fiyatlarının üst sınırını belirleyecek herhangi bir yasa maddesi yoktur. Serbest piyasa ekonomisinde fiyatlar arza ve talebe göre kendiliğinden oluşmaktadır. Yani bu sistemde bir tüccar bire aldığı bir malı, talep olduğu takdirde bine satabilir. Bunun önünde herhangi bir yasal engel yoktur. Gerisi kişinin sosyal sorumluluk bilincine, mesleki etik anlayışına ve ahlaki değerlerine kalmıştır. Yaşanan ekonomik sorunların gerçekçi ve köklü bir şekilde çözümlenebilmesi için yurttaşımızı güçlü sosyal güvenlik sistemleriyle koruyan daha başka ve farklı üretim ekonomilerine ve insanca ve hakça bölüşüm sistemlerine geçilmelidir. Toplumun ihtiyaç duyduğu her alanda büyük üretim ve istihdam artışları sağlanmalıdır. Bunlar yapılmadığı takdirde; siyasal iktidarlar değişir belki ama, yurttaşların zamlardan, yüksek gıda fiyatlarından ve geçim sıkıntısından kaynaklanan yakınmaları ile acil çözüm bekleyen büyük ekonomik sorunları hiç değişmeden, aynı şekilde varlıklarını sürdürmeye devam ederler.

Öğr. Gör. Celal TEZEL

Önceki İçerikKonut Faizleri Aşağıya Fiyatları Yukarıya
Sonraki İçerikCumhurbaşkanlığı Kabinesi bugün toplanacak
Öğr. Gör. Celal TEZEL, 20.05.1954 tarihinde Tarsus’ta  dünyaya geldi. Sırasıyla; Tarsus Kerim Çeliktaş İlkokulu, Tarsus Erkek Sanat Enstitüsü Ortaokulu, Tarsus Cengiz Topel Lisesi ve üniversite sınavını kazanarak girdiği Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksekokullarından mezun oldu. Kamu hizmetine 1979 yılında o zamanki adıyla Köyişleri ve Kooperatifler Bakanlığı Kooperatifler Genel Müdürlüğü Eğitim Dairesi Başkanlığında Eğitim Uzmanı olarak başladı. Daha sonra askerlik hizmeti nedeniyle gittiği Polatlı Topçu ve Füze Okulundan Topçu Asteğmen olarak mezun oldu. Kıta hizmeti nedeniyle gönderildiği Erzurum’da 1983-1984 yıllarında Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hemşirelik Yüksekokulunda Atatürk İlkeleri İnkılâp Tarihi derslerini vermek ve aynı şekilde Erzurum Lisesi ve Erzurum Kız Meslek Liselerinde ise Milli Güvenlik derslerini okutmak üzere görevlendirildi. Askerlik görevinin sona ermesinin ardından o zamanki adıyla Maliye ve Gümrük Bakanlığının açtığı sınavları kazanarak bu bakanlığa katıldı. Çeşitli Defterdarlıklarda Özel Yetkili Yoklama Memurluğu ve vergi dairelerinin Çok çeşitli servislerinde servis şefliği görevlerinde bulundu. 1994 yılında Mersin Üniversitesinin açmış olduğu sınavları kazanarak bu üniversitede Öğretim Görevlisi oldu. Aynı yıl açılan Erdemli Meslek Yüksekokulunun kuruluşunda görev aldı. Burada İktisadi ve İdari Programlar Bölüm Başkanlığı yaptı. Yine aynı yıl açılan Silifke Meslek Yüksekokulunun kurucu ekibi arasında yer aldı bu yüksekokulda uzun yıllar uzmanlık alanına giren alanlardaki çeşitli dersleri okuttu. Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi Bölümünde Yüksek Lisansını tamamladı. Burada yazmış olduğu “Türkiye’de Yönetsel Denetimin Yapısı ve İşleyişi – Denetim Yönetimi” adlı tezini “Bilim Jürisi” önünde savunarak “Kamu Yönetimi ve Yönetim Bilimleri Bilim Uzmanı” unvanını almaya hak kazandı. Daha sonra, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Programına kayıt yaptırdı. Bu eğitimi nedeniyle Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümünde doktora düzeyinde çeşitli çalışmalar yaptı. Bazı sağlık sorunları nedeniyle bu eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. 2000 yılında Tarsus’ta kurulan Tarsus Teknik Eğitim Fakültesinde görevlendirildi. Bu Fakültenin kurucu ekibi içerisinde Fakülte Sekreter Vekilliği, Eğitim Bilimleri Bölüm Başkanlığı ve Eğitim Bilimleri Ana Bilim Başkanlığı gibi idari görevlerde bulundu. Yine bu yıllarda Mersin Üniversitesi Tarsus Teknik Eğitim Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ve Silifke Uygulamalı Teknoloji ve İşletmecilik Yüksekokullarında uzmanlık alanına giren konularda Lisans düzeyindeki çeşitli dersleri okuttu. Tarsus’ta yükseköğretimin gelişmesine katkı sunmak amacıyla “Tarsus Teknik Eğitim Fakültesini Geliştirme ve Güçlendirme Derneği”ni kurdu ve daha sonra çıkartılan bir yasayla okul dernekleri kapatılıncaya kadar bu derneğin başkanlığını yaptı. Bu çerçevede Tarsus’taki Yükseköğretim kurumlarına fiziki, sosyal, kültürel ve akademik destekler sağladı. Yine bu yıllarda Tarsus Kaymakamlığı öncülüğünde kurulan ve Tarsus’a üniversite kurmak için faaliyet gösteren komisyonda üye olarak görevlendirildi. Bu komisyonda aktif olarak çalıştı ve çok çeşitli katkılar sundu. Tarsus Teknik Eğitim Fakültesi’nin kapanması nedeniyle Tarsus Meslek Yüksekokulu Büro Hizmetleri ve Sekreterlik Bölümünde görevlendirildi. Akademik çalışmalarını burada ve Çağ Üniversitesi Meslek Yüksekokulunda sürdürmekte iken 2018-2019 Eğitim-Öğretim yılı sonunda yaş haddinden emekli oldu. Öğr. Gör. Celal TEZEL, sosyal sorumluluk çalışmaları kapsamında TEMA Vakfı, İltişimliler Vakfı (İLEF) ve Mülkiyeliler Birliğinin aktif üyesi olarak akademik ve bilimsel faaliyetlerini halen sürdürmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here