İşsizlikle mücadele önceliğimiz olmalıdır

0
55

Türkiye’de, son yıllarda yapılan büyük boyutlu ve ciddi kamuoyu araştırmalarının hemen hemen hepsinde sorulan “Sizce Türkiye’nin acil çözüm bekleyen, birinci derecede öncelikli sorunu nedir?” sorusuna verilen cevaplarda; 100 yılın felaketi Kovid-19 Pandemisine rağmen, “Ekonomik sorunlar” yanıtı her zaman açık ara birinci geliyor. Bu da demek oluyor ki, ekonomik sorunlar; toplumsal gündemin, acil çözüm bekleyen öncelikli sorunlar sıralamasının en başındaki yerini hiç değiştirmeden korumaya devam ediyor. Doğaldır ki “ekonomik sorunlar” deyimi ucu açık çok geniş içerikli bir kavramdır. Bunun içerisinde; gelir ve servet dağılımındaki bozukluklar, dış borçların milli gelire olan oranı, ithalata dayalı tüketim ve israf ekonomisi, enflasyon, devalüasyon, döviz kurlarının aşırı yükselmesi, cari açık, hayat pahalılığı, durgunluk, oligopol piyasalarının oluşması gibi, burada sayma olanağımız bulunmayan daha başka pek çok ekonomik kavram ve olgu bulunuyor. Ancak kanımca, tıpkı bir ateşin düştüğü yeri yakması, doğrudan doğruya kişiye dokunması, kişinin canını acıtması, yaşamının baharında gencecik insanların gününü ve geleceğini karartması, umutların tükenmesine neden olması ve artık başlı başına bir ekonomik ve toplumsal faciaya dönüşmüş olması gibi nedenlerle “işsizlik” bunların en başında geliyor. Anayasasında “demokratik ve laik sosyal bir hukuk devletidir” şeklinde tanımlanan bir devlette görev ve yetkisi her ne olursa olsun hiç kimsenin, çalışma istek ve arzusunda olan gencecik insanları işsiz ve çaresiz bırakmaya hakkı yoktur. O halde ekonomik sorunların çözümü çabalarındaki önceliğimiz işsizlikle mücadele olmalıdır. İşsizlik her dönemde olmuştur ama, Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde son zamanlardaki boyutlarına ulaşmamıştır. Bu durum, bütün gizleme çabalarına ve istatistik oyunlarına rağmen resmi rakamlara da yansımaktadır. İşsizliğe ilişkin son olarak Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 10 Kasım 2021 Salı günü yapmış olduğu bir duyuruyla; 2021/Eylül ayına ilişkin işsizlik rakamlarını açıkladı. Buna göre, Türkiye’deki işsizlik oranı yüzde 11.5 oldu. TÜİK’in açıklamasına göre, genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki aya göre 0,9 puan azalarak yüzde 21.5 olarak ölçüldü. TÜİK’e göre İşsizliğin asıl önemli verisi olarak kabul edilen geniş tanımlı işsizlik ise yüzde 21.9’a geriledi. Tabii açıklamış olduğu tartışmalı istatistiki veriler nedeniyle üzerinde istatistiki rakamlarla oynadığı şüphesi bulunan ve epeyce uzun bir süreden beri kamuoyunda ciddi bir güven erozyonuna uğramış olan TÜİK tarafından açıklanan bu işsizlik verileri, tıpkı TÜİK gibi işsizlik istatistikleriyle uğraşan kimi bilim insanları, çeşitli sendikalar, demokratik kitle örgütleri, muhalefete mensup siyasal partilerin ilgili yöneticileri, bazı gazeteciler ve çeşitli toplum kesimleri tarafından inandırıcı bulunmadı. Bu çevrelerden bazı bilim insanları ve uzmanlar, İşsizlik oranının büyük olasılıkla yüzde 25-30’u bulacağını, genç işsizlik oranının ise yüzde 40’a ulaşabileceğini hesap ettiklerini söylüyorlar. Gerçekten de işsizliğin ulaştığı boyutlara ilişkin olarak yapılan bu açıklamalar insanı dehşete düşürüyor. Yüz gençten kırkının işsiz kalması ne demek? Bu durum akla, mantığa ve vicdanlara sığmıyor. Evet, ülke olarak koronavirüs salgınıyla bir ölüm kalım savaşı veriyoruz. Evet, ulusça çok zor günlerden geçiyoruz ama yatağından taşmış bir sel gibi üzerimize gelen bu dev işsizlik dalgasını da görmezden gelemeyiz. Kovid-19 Salgınıyla yapılan mücadeleyle birlikte bu işsizlik sorunu üzerinde de kafa yormalı ve gerçekçi çözüm yolları aramalıyız. Yoksa bu devasa boyutlardaki işsizlik dalgası da salgın hastalığın yol açtığı zararların üzerine bir de ekonomik ve sosyal yıkımların eklenmesine ve yaşadığımız ekonomik, sosyal ve siyasal sorunların daha da büyümesine neden olabilecektir. Bu nedenle, son günlerde sanki tarihi belirlenmemiş ve açıkça ilan edilmemiş bir seçim dönemindeki gibi çeşitli kesimlere bir takım müjdeli vaatlerde bulunan siyasal partilerimizin “işsizlik” sorununa nasıl çözüm bulacaklarına ilişkin somut projelerini de ortaya koymaları ve kamuoyuna açıklamaları gerekmektedir. Bu konu artık içi boş, afaki söylemlerle geçiştirilemeyecek bir noktaya gelmiştir. Sayıları yüzbinleri aşan, atanamayan öğretmenlerin, sağlıkçıların, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi mezunlarının, asgari ücretle dahi iş bulamayan mühendislerin, üniversitelerden doktora, yüksek lisans derecesi almış, çok iyi eğitim görmüş bu diplomalı işsizlerin sorunları nasıl çözülecektir? Unutulmamalıdır ki işsizlik, çok büyük toplumsal travmalar yaratmaktadır. Toplumsal huzur ve güven ortamını ve barış içerisinde bir arada yaşama arzusunu zedelemektedir. Gençlerimizin çok büyük bir çoğunluğunun ülkelerinden umudunu keserek yabancı bir ülkeye, özelliklede gelişmiş demokratik batılı ülkelere kapağı atmak için çok büyük çabalar harcamalarının en önemli nedenlerinden birisi de işte bu işsizlik olgusudur. Artık bu işsizlik sorununu köklü ve gerçekçi bir şekilde çözmenin zamanı gelmiştir ve geçmektedir. Unutulmamalıdır ki işsizlik; yalnızca işsizlerin değil aynı zamanda işçilerin, memurların, esnaf ve sanatkarların hatta tüm toplumun genel bir sorunudur. Bu nedenle, gündemdeki bu yaşamsal sorununu çözmek için başta tüm siyasal partiler olmak üzere, üzerinde toplumsal sorumluluk taşıyan tüm demokratik kitle örgütleri ve halkçı toplumcu aydınlar tarafından birtakım projeler hazırlanmalı ve öneriler geliştirilmelidir. Ne yazık ki ülkemizde, işsizliği önleme konusu üzerinde yapılan çalışmalar hemen hemen yok denecek kadar azdır. İşsizlik konusu üzerinde sınırlı sayıdaki bazı gerçek bilim insanları, bazı toplumcu siyasal partiler ve bazı halkçı aydılar çeşitli çalışmalar yapmaktadırlar. Ancak bunlar, akademik düzeyde, dar bir alanla sınırlı kalmaktadır. Sınırlı sayıdaki bu çalışmalar içerisinde bir tek CHP’nin “Aile Sigortası” sistemini gerçekçi bir örnek olarak gösterebiliriz. CHP’nin ayrıca, atanamayan öğretmenler ve sağlıkçılar için de çeşitli atama vaatleri mevcuttur. İkinci bir örnek olarak; İYİ Parti Milletvekili Durmuş Yılmaz’ın geçtiğimiz aylarda Fox TV’de katıldığı bir haber programında dile getirdiği öneriyi sayabiliriz. Durmuş Yılmaz bu TV programında; devlet tarafından bir şirket kurulmasını, sosyal yardıma muhtaç kişilerin çok iyi bir şekilde tespit edilerek bu şirkette çalışıyormuş gibi gösterilmesini, Merkez Bankasının bu şirketin çıkartacağı hisse senetlerini satın almasını ve karşılığında para basmasını, bastığı bu parayı şirkete vermesini ve şirketin de bu şekilde elde ettiği parayı karşılıksız olarak muhtaç kişilere dağıtmasını önermiştir. Bu öneri bence, en azından konu üzerinde kafa yorulduğunu göstermesi açısından son derece değerli ve saygın bir öneridir. Buna benzer daha başka çok çeşitli öneriler de ortaya atılabilir. Hatta her görüşten ilgili akademisyenler, siyasal partiler, çalışma ekonomistleri ve sosyal güvenlik uzmanları bu konuda öneriler geliştirmeleri yönünde özendirilebilir. Sonuçta ortaya konulacak olan sistemin ciddi bir sosyal hukuk devletine yaraşır, çağdaş bir sosyal güvenlik sistemi olması gerekir. Şöyle bir düşünecek olursak, Türkiye’de işsizlik oranı ortalama olarak yüzde 30’lar civarında seyretmektedir. Gençler arasında bu işsizliğin yüzde kırklara ulaştığı söylenmektedir. Yaşadığımız korona salgını nedeniyle Türkiye’de ne kamu kesiminin ne de özel kesimin bu işsizlik sorununa kısa ve orta vadede çare olabilecek ciddi bir istihdam yaratabilmesi de söz konusu değildir. O halde, daha önce çeşitli vesilelerle yazdığım bazı makalelerimde de belirttiğim ve bugünlerde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin tarafından çıkartılacağı açıklanan EYT’liler yasasında öngörüldüğü gibi kademeli ve ön koşullu olarak değil; tüm EYT’liler, hiçbir ön koşul aranmadan ve derhal emekli edilmelidir. Ardından ister kamu sektöründe ister özel sektörde çalışıyor olsun, 15 yılını doldurmuş her kadın ve 20 yılını doldurmuş her erkek çalışan başka bir koşul aranmaksızın resen emekli edilmelidir. Böylelikle boşalacak kadroların yerine genç işsizlerin işe alınması yoluyla işsizlik büyük oranda azaltılmış olacaktır. Türkiye’nin önünde, kısa vadede buna benzer köklü düzenlemelerden daha başka bir acil istihdam yaratma yolu görülmemektedir. Türk yönetim tarihinin geçmişinde buna benzer sosyal güvenlik düzenlemeleri yapılmıştır. Türkiye, bugün de bu çeşit sosyal güvenlik sistemlerini kuracak ve işletecek kaynaklara ve güce sahiptir. Türkiye’nin işsizlik sorunu artık kronik hale gelmiştir. Bu sorun gelip geçici, günübirlik önlemlerle çözülemez. İşsizlik sorununun kalıcı bir şekilde çözebilmesi için ülkemizde çok büyük bir istihdam seferberliği başlatılmalı ve köklü bir “İSTİHDAM REFORMU” yapılmalıdır.

Öğr. Gör. Celal TEZEL

Önceki İçerikTarsus’ta 474 uyuşturucu hap ele geçirildi
Sonraki İçerikBulgaristan seçimlerinde ikinci tura gidilecek
Öğr. Gör. Celal TEZEL, 20.05.1954 tarihinde Tarsus’ta  dünyaya geldi. Sırasıyla; Tarsus Kerim Çeliktaş İlkokulu, Tarsus Erkek Sanat Enstitüsü Ortaokulu, Tarsus Cengiz Topel Lisesi ve üniversite sınavını kazanarak girdiği Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksekokullarından mezun oldu. Kamu hizmetine 1979 yılında o zamanki adıyla Köyişleri ve Kooperatifler Bakanlığı Kooperatifler Genel Müdürlüğü Eğitim Dairesi Başkanlığında Eğitim Uzmanı olarak başladı. Daha sonra askerlik hizmeti nedeniyle gittiği Polatlı Topçu ve Füze Okulundan Topçu Asteğmen olarak mezun oldu. Kıta hizmeti nedeniyle gönderildiği Erzurum’da 1983-1984 yıllarında Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hemşirelik Yüksekokulunda Atatürk İlkeleri İnkılâp Tarihi derslerini vermek ve aynı şekilde Erzurum Lisesi ve Erzurum Kız Meslek Liselerinde ise Milli Güvenlik derslerini okutmak üzere görevlendirildi. Askerlik görevinin sona ermesinin ardından o zamanki adıyla Maliye ve Gümrük Bakanlığının açtığı sınavları kazanarak bu bakanlığa katıldı. Çeşitli Defterdarlıklarda Özel Yetkili Yoklama Memurluğu ve vergi dairelerinin Çok çeşitli servislerinde servis şefliği görevlerinde bulundu. 1994 yılında Mersin Üniversitesinin açmış olduğu sınavları kazanarak bu üniversitede Öğretim Görevlisi oldu. Aynı yıl açılan Erdemli Meslek Yüksekokulunun kuruluşunda görev aldı. Burada İktisadi ve İdari Programlar Bölüm Başkanlığı yaptı. Yine aynı yıl açılan Silifke Meslek Yüksekokulunun kurucu ekibi arasında yer aldı bu yüksekokulda uzun yıllar uzmanlık alanına giren alanlardaki çeşitli dersleri okuttu. Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi Bölümünde Yüksek Lisansını tamamladı. Burada yazmış olduğu “Türkiye’de Yönetsel Denetimin Yapısı ve İşleyişi – Denetim Yönetimi” adlı tezini “Bilim Jürisi” önünde savunarak “Kamu Yönetimi ve Yönetim Bilimleri Bilim Uzmanı” unvanını almaya hak kazandı. Daha sonra, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Programına kayıt yaptırdı. Bu eğitimi nedeniyle Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümünde doktora düzeyinde çeşitli çalışmalar yaptı. Bazı sağlık sorunları nedeniyle bu eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. 2000 yılında Tarsus’ta kurulan Tarsus Teknik Eğitim Fakültesinde görevlendirildi. Bu Fakültenin kurucu ekibi içerisinde Fakülte Sekreter Vekilliği, Eğitim Bilimleri Bölüm Başkanlığı ve Eğitim Bilimleri Ana Bilim Başkanlığı gibi idari görevlerde bulundu. Yine bu yıllarda Mersin Üniversitesi Tarsus Teknik Eğitim Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ve Silifke Uygulamalı Teknoloji ve İşletmecilik Yüksekokullarında uzmanlık alanına giren konularda Lisans düzeyindeki çeşitli dersleri okuttu. Tarsus’ta yükseköğretimin gelişmesine katkı sunmak amacıyla “Tarsus Teknik Eğitim Fakültesini Geliştirme ve Güçlendirme Derneği”ni kurdu ve daha sonra çıkartılan bir yasayla okul dernekleri kapatılıncaya kadar bu derneğin başkanlığını yaptı. Bu çerçevede Tarsus’taki Yükseköğretim kurumlarına fiziki, sosyal, kültürel ve akademik destekler sağladı. Yine bu yıllarda Tarsus Kaymakamlığı öncülüğünde kurulan ve Tarsus’a üniversite kurmak için faaliyet gösteren komisyonda üye olarak görevlendirildi. Bu komisyonda aktif olarak çalıştı ve çok çeşitli katkılar sundu. Tarsus Teknik Eğitim Fakültesi’nin kapanması nedeniyle Tarsus Meslek Yüksekokulu Büro Hizmetleri ve Sekreterlik Bölümünde görevlendirildi. Akademik çalışmalarını burada ve Çağ Üniversitesi Meslek Yüksekokulunda sürdürmekte iken 2018-2019 Eğitim-Öğretim yılı sonunda yaş haddinden emekli oldu. Öğr. Gör. Celal TEZEL, sosyal sorumluluk çalışmaları kapsamında TEMA Vakfı, İltişimliler Vakfı (İLEF) ve Mülkiyeliler Birliğinin aktif üyesi olarak akademik ve bilimsel faaliyetlerini halen sürdürmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here