Ekonominin Kitabını Tersten Yazmak

0
20

Adına “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” denilen ancak kısık sesle “başkanlık sistemi olarak” lanse edilen sistemin ülkeyi ekonomik açıdan getirdiği nokta tam bir felaket. 2018’de 1 dolar 5.34 TL iken şimdi 10 TL’nin üzerinde. 2018’de gram altının fiyatı 208 TL iken şimdi 617 TL. Son virajda 1.5 milyon kişi iş aramaktan vazgeçmiş durumda ve gençlerin umudu giderek daha fazla kırılıyor. Borçlar toplamı 900 milyar lira seviyesinden 1 trilyon 586 milyar 104 milyon lira seviyesine yükselmiş halde. Vatandaşın bankalara borcu 968 milyar TL. İcra Dairelerindeki dosya sayısı 23,1 milyon. Gelin görün ki iktidar bunların abartıldığını düşünüyor ve önemli bir sorun olmadığına inanmak istiyor. Memleketin geleceğine yön verecek yönetim bir yalan balonu içerisine hapsolmuş durumda. Devletin tepesinde herkes üç maymunu oynuyor. Bundan daha vahimi kendi getirdikleri ve önerdikleri model seçilmeye yetmediği için şimdi dünyada örneği olmayan bu sistemle ilgili değişiklikler tartışılıyor. Yani bir kez daha anayasa tartışmalarının ve milletin önüne konulan referandum sandıklarının ne demokrasiyi ne hukuku ne de ekonomiyi güçlendirmek için değil, günü ve koltuğu kurtarmak için olduğu açığa çıkmış oluyor.

Halbuki anayasanın asla bir seçim malzemesi olmaması gerektiğini, toplumsal bir mutabakat ve uzlaşma metni olması gerektiğini aklı başında her aydının her vatanseverin bilmesi gerekirdi. Ama siyaset ve riyaset milli menfaatlere, birlik ve beraberlik hasletine galebe çaldığı için bu durumdayız. Bu durumun değişeceğine dair henüz bir ışık da görünmüyor çünkü yine kutuplaşmış bir seçim sathı mahallinde yine benzer taktiklerle ülkenin bir üç beş yılı daha şimdiden harcanmış olacak. Aslında 15 Temmuz darbe girişimi ihtiyaç duyduğumuz milli uzlaşma ve ortak akıl için bir fırsat idi. Ancak iktidar olağanüstü hal koşullarında adına başkanlık sistemi bile denilemeyecek bir model ile üstelik tartışmalı 2017 referandumu ile ülke yönetimine sahip oldu. Bununla birlikte, sistemi kontrol edebilecek, denetleyebilecek bütün mekanizmalar yok edildi. Eskilerin check and balance dediği yani kontrol ve denge olarak tercüme edilen halbuki özünde güçler ayrılığına (yasama, yürütme, yargı arasındaki ilişkilere) gönderme yapan yapı ortadan kalktı.

Kurumların özerkliği ve/veya bağımsızlığı tamamen yok oldu. Merkez Bankası emir eri gibi sadece talimatları yerine getiren güçsüz, zayıf bir kuruma dönüştürüldü. Hukukun üstünlüğü sadece lafta kaldı. Ortada ya yükselmek, makam elde etmek için için sosyal medya trollerinin yönlendirmesiyle jet hızla karar alan, siyasi olduğu ayan beyan ortada davalar var, ya da sürgün yememek, mesleğinden men edilmemek için göz önündeki iddialara gözlerini, kulaklarını kapatan yargı mensupları var. Bütün bunları söylememizin nedeni tabii ki ekonominin ihtiyaç duyduğu şeylerin denge ve denetleme, yargı bağımsızlığı ve güçlü parlamento olduğunu vurgulamak.

Herkesin bildiği üzere iktidarın kitap yazacak kadar mahir olduğu alan kapitalist bir ekonomi. Zira bunca yıl ülkenin milli kaynakları, fabrikaları, kıymetli arazileri büyük bir ustalık ve sınır tanımazlıkla satıldı, yerli ve yabancı yatırımcılarla pazarlık konusunda, el çabukluğuyla ihalelerin yapılmasında, halkın bütçesinden tek kuruş çıkmayacak denilip garantili ödeme anlaşmaları yaparak 20-25 yıl bütçeden bir avuç firmaya ya da aileye para aktarılmasında bir kitap dolusu başarı ! öyküleri var. Yaratılan bu model zenginin daha zengin fakirin daha fakir yapıldığı yani adaletsizliğin arttığı bir model.

Aslında ortada muazzam bir çelişki var. İslam dinindeki faiz yasağına sarılıp kapitalist bir zihniyeti en iyi şekilde temsil ediyor olmak anlaşılır gibi değil. Eğer faiz kötüyse faize sıfıra indirmeniz gerekir ama o zaman bu sistemden çıkmayı da göze almanız gerekir. Mevcut koşullarda bunun mümkün olmadığı bilindiğine göre meseleyi sadece faize indirmek nasıl açıklanabilir ? Hırsızlıkla, yolsuzlukla, yoksullukla mücadele edip hak, hukuk ve adalet başlıklarında başarı elde etmek yok ancak sadece faiz var. Bu iman ve inanç meselesini sadece türbana ya da cüppeye, sakala indirgeyip insanı insan yapan ve İslam dininin bir “ahlak dini” olmasını sağlayan bütün değerleri toprağın altına gömmek gibi bir şey.

Şimdi artık iktisadi ve bilimsel gerçeklerden kopmuş bir zihniyetin ülkeyi en son nerede ve nasıl terk edeceğine dair kafa karışıklığı var. Ancak iktidar ve ortaklarında yanlışları anlatıp gerçekleri söyleyebilecek, yani kral çıplak diyebilecek ne bir kişi ne bir mekanizma ne de kurum var. Gelişmiş ülkeler geçmişte bu konuda çok büyük bedeller ödediği için kişiler ve partiler üstü çok sağlam kural ve kurallar geliştirdiler. Kağıt üstünde serbest piyasa ekonomisine ve liberal değerlere bağlı görünseler de işi şansa bırakmamak ve oluşabilecek istismarlara engel olmak için her türlü yasal düzenlemeyi piyasanın önüne koydular, toplum olarak bize abartılı gelecek kadar otokontrole ve disiplinli ancak düzgün bir çalışma ahlakına sarıldılar.

Ülkemiz açısından ise bundan sonrası iğneden ipliğe birçok üründe fiyatların devam eden artışına yani enflasyona seyirci kalmak, yani göz göre göre yoksullaşmayı kabul etmek. Dolar kurundaki her kuruşluk artışın ülkenin döviz cinsinden borçlarının katlanmasına razı olmak. Yerli ve milli söylemleri sadece lafta kaldığı için, dolar veya Euro ile yapılan garantili sözleşmelerle az sayıda firmanın her koşulda kazancını garantiye almak. Motorin, benzin, LPG’ye yapılan zamlara, un, şeker, ayçiçeği gibi temel ürünlerde getirilen kısıtlamalara, ekmek kuyruklarına dizi izler gibi baka kalmak. Ne diyelim ? Demek ki millet olarak ödememiz gereken bedeller, kendi tercihlerimizin kefareti olarak çekeceğimiz sıkıntılar varmış.

Prof. Dr. Hüseyin M. YÜCEOL

Önceki İçerikEmperyalizmin casusu, kiralık borazan; Mehmet Eymür!
Sonraki İçerikAvrupa Parlamentosu dijital platformlara katı kurallar getirecek
Dr. Hüseyin Mualla YÜCEOL 20.02.1971 tarihinde Adana’ da doğmuştur. İlköğretim ve Ortaöğretimini Adana’ da tamamlamış, lisans eğitimini Çukurova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümünde, Yüksek Lisans ve Doktora eğitimini Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Ana Bilim dalında tamamlamıştır. Mersin Üniversitesi Erdemli Meslek Yüksekokulu’nda 1996 yılında göreve başlayan Dr. Yüceol, 2003 yılında Yardımcı Doçent 2008 yılında Makro İktisat temel bilim alanında Doçent unvanını almıştır. 2013 yılında profesör olan Hüseyin Mualla Yüceol, Mersin Üniversitesi’nde Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri ile Uluslararası İlişkiler bölümlerinde bölüm başkanlıkları, Erdemli Uygulamalı Teknoloji ve İşletmecilik Yüksekokulu’nda Müdürlük, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde Dekan Vekilliği görevlerini yürütmüştür. Kendisi halen Mersin Üniversitesi İİBF Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkiler bölümünde çalışmakta ve Toros Üniversitesi Mütevelli Heyetinde görev yapmaktadır. Evli ve üç çocuk babası olan Hüseyin Mualla Yüceol’un yayımlanmış ‘Ahlâki Ekonomi’ ve ‘İşsizlik Kuramları ve İşsizlikle Mücadele Politikaları’ adlı iki kitabı, çok sayıda araştırma makalesi, ulusal ve uluslararası bildirileri bulunmaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here